31 Mayıs 2008 Cumartesi

Dedikodu Ömrü Uzatırmış, Sigara ile Bile Olsa...

Çok garip bir his var içimde. Bir şeyler yapmak istiyorum ama adının ne olduğunu bile koyamıyorum. Yani anlayacağınız içimdeki doğmamış çocuğa don biçmekten farklı bir şey. Olmayan bir kadından, yaşanmamış bir sevişmeden, doğamayacak bir çocuğa don biçmek diyebilirsiniz. Dediniz bile, farkında değilsiniz. Yazdığım cümleyi okuduğunuza göre demiş oldunuz.

Elbette birazdan, zahmet eder ve üzerine düşünmeye değer bulup bu dediğinizden, benim sayemde yazımı okumuş olduğunuz için söylediğinizden vazgeçersiniz, buna bir şey diyemem, demiyorum.

Aslında sevmiyorum böyle içimden geçenleri yazmayı. Samimi itirafları hiç sevmem. Dinlerim ama. Hem sizin itiraflarınızı hem de başkasına dair ifşaatları dinlemeye bayılırım. Hele dedikodunun insan ömrünü uzattığını öğrendiğimden bu yana özel olarak seviyorum. Cehennemde rezervasyon yaptırsam da bu dünyaya kazık çakmaya hiç niyetim olmasa da yine de ne kadar çok yaşarsam kar sayarım. Hem ne güzel dedikodu gibi bunun kolay yolunu da bulmuşum. Bilim insanları sağ olsun, oturmuş, oturmamış, çalışmış, didinmiş durmuş böyle bir araştırma yapmışlar şimdi “basit makineler”le uğraşacağıma bununla uğraşırım daha iyi. İkisi de bilim değil mi nasıl olsa…

Bu uğurda yapamayacağım şey yok. “Örnek vermek gerekirse”, ilkokulda kompozisyonlarımın vazgeçilmez gelişme bölümü giriş cümlesidir kendisi, neyse işte, örnek vermek gerekirse, az önce arada anneme yardım için gelen kadına, kahve bile yaptım. Kadın anneme hizmet ediyor, ben kadına. Hem de “erkek” halimle, tövbe tövbe… Öyle işte, kahvemi yaptım, balkona onların yanına geçtim, yorulmuşsunuzdur hadi bir kahve arası verin dedim. Annemi ve kadını karşıma alıp sigaramı yakıp başladım ağızlarını aramaya.

“Oldu mu ya?” diyeceksiniz şimdi, ki bunu okuyarak yine farkında olmadan demiş oldunuz, sen ömrünü uzatmak için dedikodu yap yanına da sigara iç. Nıç nıç nıç… Yahu ben niye ömrümü uzatmaya çalışıyorum zannediyorsunuz zaten? Tabi ki de daha çok yaşayıp daha çok sigara içebilmek için. Zira öğrendim ki öbür tarafta, akp’nin uygulamaya koyduğu sigara yasağı ezelden beri varmış. Yani ben şimdi oraya gideceğim, gürül gürül şarap akan derelerden geçeceğim de, bir kadeh şarabın yanında sigara içemeyeceğim. Olmaz, olamaz, yaşamak istiyorum ben…

Yuh ya, düşünmek bile, efkârlandırdı beni şimdi, yaktım tabi bir sigara. Akşamda bir yere davetliyim ve emin olun orada içene kadar geçmez şimdi bu benim efkârım. Bu arada ne çabuk bitiyor bu sigara ya? Daha iki satır yazmadan bitti. Anladım şimdi, geçen üzerine yazdığım İnci Aral’ın “İçimden Kuşlar Göçüyor” kitabında, her kitap yazım süresince neden sigaraya yeniden başladığını, hatta sigara içmeden yazamadığını. Üstadım, dayanmıyor ki sigara iki satıra, bitiveriyor.

Ama bakın şimdi böyle yazıyorum diye, bu naçizane arkadaşınızı, yürüyen bir küllük olarak düşünmeyin olur mu? Öyle çok içmez ama içmekten de vazgeçmez, vazgeçemez. Çok denedi bırakmayı ama işte o bırakmıyor. İnanın sayısını bile hatırlamıyorum bırakma çabalarımın, olmuyor, olmayacakta sanırım.

Ben bu günceye öyle kişisel şeyler yazmayacaktım ama hadi başlamışken devam edeyim. Akşam bir yere davetliyim dedim ya kabul etmemin tek nedeni, bedava içki içmektir, bunu da buradan itiraf edeyim. Hepsi evli toplam beş tane çiftin yanında kendimi çok kötü hissedeceğim yoksa. Ama biliyorsunuz artık barlarda içki içerken sigara içilmiyor ve gideceğim bir ev toplantısı olacağından hem şöyle rahat rahat içeceğim hem de sigaramı tüttüreceğim. Gördünüz değil mi her şey onun için? Her şey sigara içmek için. Uğruna nelere katlanıyorum.

Ve… Siz de beni seviyorsunuz biliyorum. Yoksa bu saçma sapan yazıyı buraya kadar okumazdınız. İnanın ben de sizi çok seviyorum. Lanet olsun, bu benim içimdeki sevgiye… Tüh! Tam yazının sonuna gelmişken, Kurtlar Vadisi isimli saçma diziyi de izlemiş olduğumu belli etmiş oldum. Ama bu yüzden benim diğer yazılarımı okumaktan vazgeçmeyeceksiniz değil mi? Eğer öyleyse söyleyin, söz bir daha izlemeyeceğim. Yani dizi de sonlarına yaklaştığı için söylemiyorum bunu, sakın yanlış anlamayın olur mu?

Sevgiyle kalın…

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder