23 Mayıs 2008 Cuma

Boyut Değişimi (Önce, Şimdi, Gelecekte Şimdi)

Şimdi:

Kararıyor her şey, pul pul karartılar kendi etrafında dönerek yarı karanlık gölgeleri delerek iç içe geçiyor. Yutuyor kara delikler, yarı gölgeleri. Işıklar yarı gölge oluyor, yarı gölgeler karanlık. Arkam dönük ama gözümün önünde, önümü görüyorum.

Boş değil, gördüklerim bir boşluk değil, ama göremiyorum. Kararıyor her şey, pul pul, yutuyor parıltılarını aydınlığın, yutuyor, alacakaranlığı. Alacakaranlık, yenik düşüyor aydınlık karanlığa.

Önce:

Bir şiir dinliyorum. Bir odanın içerisindeyim, dikdörtgen şeklinde bir salon burası, eski bir evin salonu. Boş ama, yerde kauçuk bir minder var, sobanın yanında, beyaz bir soba. Ne biçim bir soba bu? İlk defa görüyorum böylesini, düş görmüyorum eminim. Bir sandalyenin üzerindeyim, arkamda bir televizyon var. Eski gazeteler bir kutunun içine doldurulmuş, üzeri beyaz bir örtüyle örtülü ve sehpa yapılmış, televizyon üzerinde duruyor. Televizyonun yanında, yerde, küçük bir elektriklikli ısıtıcıda su kaynamaya başlamış usulca, sesini duyuyorum.

Şimdi:

Karanlığın zaferini izliyorum, hüzün var içimde, umut yok ama. Olması gerekmiyor muydu? Göremiyor muyum? Yoksa umut, hüznün içinde, gebe bir kadının içindeki bebek mi? Pul pul görüntülerin arasında ben mi benzetiyorum yoksa gerçekten bir silah mı gördüğüm? Emin olamıyorum. Bir kadın şiir okuyor, göremiyorum. Az önce dinlediğim şiir bu değildi, hayır ve hatırlamak zorundayım. Nasıldı sözleri?

Önce:

Yanımda biri var, bir erkek, tanıyorum ama bakışlarını tanıyamıyorum. Kadına baktığını fark ediyorum. Gözünde yaş mı var? Yanaklarında ıslaklık göremiyorum. Gözlerinde gizli, gününü bekleyen bir yaş var. Farkında mı acaba? Soramam, şiiri dinliyor o da benim gibi. Benim gibi mi? Şiiri dinliyor muyum ki ben? Öyle olmalı yoksa bu içimde, içten içe, iç içe geçmiş hislerin adını koyamıyorum. Kadın yere oturmuş, sobanın yanına, minderin üzerinde, başı hafifçe öne eğik, gözleri ayakucumda bir yerlere bakıyor sanki. Arıyor gibi, ama neyi?

Şimdi:

Artık baktığım yerde hiçbir şey göremiyorum. Gördüklerim bu soğuk odaya ait değil. Kulaklarımdaki ses, o odaya ait değil. Hayır rüya değil bu? Eminim bundan. Gözümün önünde, rengarenk ışıklar var artık. Karanlığa ne oldu? Yüzüme neon ışıkları çarpıyor ve ben sanki bir aynada yüzümü görebiliyorum. Gülüyorum ama neden gülüyorum ki? Yanımda bir kadın var, korkuyor, çığlık atmamak için zor tutuyor kendini. Kaskatı olduğunu anlıyorum, bana sarılıyor, tenimde hissediyorum korkusunu. Elektrik akımını çeker gibi korkusunu çekiyorum sanki içime.

Önce:

Şiir bitmiş ve biz üç kişi konuşmaya başlamışız. İtiraz ediyor kadın, çok kararlı görünmeye çalışıyor ama o gözündeki mahcubiyete takılıyorum. Anlayamıyorum. Sonra ben bir şey söylüyorum, birinden bahsediyorum ama kadının itirazı ve ses tonu daha da şiddetleniyor ama bu defa bakışında başka bir şey var. Bir şaşkınlık, “nasıl yani?” der gibi. Sanki bir şeyler gizliyor. Titriyorum, içimde bir ürperti dolaşıyor. Aklıma gelenleri kovmak istiyorum. Demek ürperti bu aklıma gelenlerle ilgili. Olamaz diyorum, olmaz, olmaz öyle şey.

Şimdi:

Bir giz perdesi aralanıyor. Yeniden karanlığa dönmüştü her şey, şimdi aynı hızda aydınlanıyor. Yine bir silah görüyorum. Kelimeler uçuşuyor havada ve o anda anlıyorum bu silahın şeklinin neye benzediğini. Anlıyorum ki kelimeler bir mermi gibi. Başını eğmiş, hafif mahcup bir kadın gibi düşman bir siluet bu. Midem ağrımaya başlıyor, elimi bastırıyorum karıma, yaralanmış birinin yarasını yokladığı gibi yokluyorum. Elime kan bulaşacak diye bekliyorum ama elim yukarı kayıyor. Sanki acı yukarı doğru çıkıyor ve ben elimle takip ediyorum. Anlayamıyorum, anlam veremiyorum.

Gelecekte şimdi:

Bir masada oturuyorum. Elimde sigara var. Ne pul pul karanlıklar var artık, ne aydınlık, ne de gölgeler. Alacakaranlık, gün dönümü ve ben ışığımı bekliyorum. Şimdi fark ediyorum, kaderimi seyrettiğimi. Boyut değişimi. Bir düzlem değil artık bu, sadece bir boyut var, benim, ben, kendim, biliyorum. Bir boyuta ihtiyacım var önce, yeni bir düzlem oluşturabilmek için, sonra üçüncü bir boyut daha, yükselebilmek için….

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder