14 Mayıs 2008 Çarşamba

Neden Bir Blogda Yazıyorum?

Neden yazıyorum? Geçenlerde, geçenlerde dediysem, sizin bu yazıyı ne zaman okuyacağınızı bilmediğim için öyle söylüyorum, aslında bugün, gezindiğim bloglardan birinin gizli olması üzerine mail attığım blog yazarı arkadaştan gelen bir cevap üzerine bunu düşündüm.

Yanlış anlaşılmasın, soruyu eksik sordum aslında. Ya da soru doğru da burada cevaplamak istediğim soru bu değil. Yani soru neden yazdığımdan çok neden bir blogda yazdığım. Hadi daha güzel sorayım. Yazdıklarımı neden yayınlamak ihtiyacı hissediyorum? Daha önce de söylemiştim, ben her zaman için güzel soruları, güzel cevaplara tercih ediyorum. Bunu bilerek yanıtlamaya çalışacağım kendi sorumu.

Yazacaklarıma, bir nevi sesli düşünmede diyebilirsiniz. Tamda bunu söylerseniz aslında neden yazdığım ve yazdıklarımı neden yayınladığım konusundaki ilk cevabı da vermiş olursunuz. Evet, ben en iyi ve en sağlıklı kararlarımı sesli düşünürken verebiliyorum ya da en iyi sonuçlarımı sesli düşündüğümde elde ediyorum. Bir dostumla yaptığım sohbet, bu arada sizi de dostum kabul etmiş olduğumu fark etmişsinizdir, benim için onun söylediklerinden çok ona söylediklerim ve ona söylerken düşündüklerim üzerinden anlam kazanıyor. Tabi bunu söylemek karşımdaki insanları önemsemediğim ya da yaptığım şeyin bir monolog olduğu anlamına gelmiyor. Dostlarımdan ve arkadaşlarımdan çok şey öğreniyorum. Beni dinliyorlar, ben onları dinliyorum ve yeniden onlar beni dinliyorlar… Sonuç, ben çok şey düşünmüş oluyorum.

İkincisi, insan yazarken, sistemli düşünüyor. Hele bunu birilerinin okuyacağını düşününce, başka zihinlerin süzgecinden geçerken yazdıklarımın süzgecin üstünde kalması için daha da iyi ve daha iri formüle edilmeleri gerekiyor. Mesela bu “formüle edilmeleri” ifadesi üzerine, Bela Bartok eşliğinde bir beş dakika düşündüm ve şimdi devam ediyorum.

Üçüncüsü, yazılı ifade yeteneğinin gelişmesinin, insanlığın tarihsel gelişiminde, düşünsel evriminin önemli bir evresi olduğu kanısındayım. Bundan nasibimi almaya çalışıyorum diyebilirim.

Dördüncüsü, yazmak benim için gerçekten büyük bir tutku. İlk kitap okumaya başladığım lise hazırlık sınıfından bu yana hep yazmak istemişimdir. Yazmışımdır da. Zaten çok fazla olmayan bu yazdıklarımın da hemen hepsi şu anda doğada doğal dönüşümünü tamamlamıştır kanaatindeyim. Atık bunu yapmak istemiyorum. İyi kötü, doğru yanlış, güzel ya da değil ama yazdıklarımı saklamak, sakladıklarımı kendime ayna yapmak istiyorum ve yazıyorum.

Beşincisi, yazdıklarımı birilerinin okuduğunu düşünmek, yazmak konusunda beni ayrıca motive ediyor. Yani insan, hele bu insan bensem, öyle çay kahve bahane deyip sohbete, haliyle de yazmaya koyulamıyor. Zira yazarken genellikle yanımda ya çay ya da kahve mutlaka oluyor, hatta müzik ve maalesef sigara da bunlara eşlik ediyor ama bazen, yani kendi kendime yazdığım yayınlamayı düşünmediğim zaman, yazmak öyle çok da kolay olmuyor.

Bu arada yazdıklarımı yayınlamanın bir tür “dışavurumculuk” mu olduğunu da kendime sormuyor değilim. Bu “dışavurumculuk” meselesinde ayrıca bir şeyler yazmayı düşündüğüm için şimdilik üzerinde durmuyorum. Ama böyle olmaması için çaba sarf ediyorum. Zira eğer değilse, bunun insanı samimiyetsizleştirdiğini ve yapaylaştırdığını düşünürüm hep ve samimiyetsiz, yapay ve yapmacık her şeyden nefret ederim.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder