19 Mayıs 2008 Pazartesi

Daldan Dala Oradan da Mutfağa

Efendim, bazı şeyler, bazı insanların elinde bir sanat yapıtına dönüşebiliyor. Şimdi benim neyi kastettiğimi üç aşağı beş yukarı anlamış olan okur, “ona sanat değil zanaat denir” diyecektir ki doğrudur ama benim cevabım, kibarlığı hiç sevmem, önce “sana ne” sonrada “ukalaları hiç sevmem” olacaktır.

Aldıysanız cevabınızı sizinle işim bitti demektir. Tamam bu yaptığıma, gevezeliğimi kastediyorum, doğal seleksiyon denemese de manüel seleksiyon denmesinde bir sakınca yok sanırım. Giden gittiyse bizde muhabbetimize devam edebiliriz. Efendim, geyik muhabbeti mi dediniz? O da olur. Siz sevmez misiniz geyik muhabbetini? Oldu, hanımefendi, biz sizi de tutmayalım o zaman. Az önce çıkan beyefendilerden en az biriyle iyi anlaşabilirsiniz kanısındayım. Ne dediniz? Tamam, kibarlığı sevmem dedim ama o küfrünüze de buradan yine de cevap veremeyecek kadar kibarım. İyi günler yine de, rast gele.

Ne diyorduk? Hah, öyle işte, bazı insanlar vardır bir çay yaparlar, siz öyle yapamazsınız. Bir kahve pişirirler, köpüğü parmak kadar siz öyle köpürtemezsiniz. Cezve aynı cezve, kahve aynı kahve, fincan aynı fincan… Ama olmaz işte. “yeni cezve, yeni cezve…” diye türkü söyleyen kim? O türküyü ben de çok severim, Şükriye Tutkun söylerdi biliyorum, bilirim yani. Bilirim bilmesine de ne alakası vardı şimdi? Ha, öylesine aklınıza geldi. Anlıyorum sizi. Yalnız biraz daha içinizden söylerseniz sevinirim. Tamam, söz, şu yazı bitsin buluruz türküyü, ben de var, hem dinler hem de söyleriz.

İşte böyle bir de erkeğin mutfak halleri vardır. Güncesini, yazılarını pek beğendiğim bir zatı muhterem böyle bir yazı yazmıştı. O geldi şimdi aklıma. Ama ben ondan bahsetmeyeceğim. Bahsetmeyeceksem, niye mi bahsettim? E, iki de bir sözüm kesilirse ben de konuyu nasıl bağlayacağımı şaşırıyorum işte. Hâsılı kelam, erkeğin mutfakta beceriklisini pek severim diyecektim, demiş oldum. Şimdi bunu okur okumaz bir erkeğin, mutfakta yarattığı şaheserler gelmiştir aklınıza. Hiç itiraz etmeyin, ben eminim. Düşündünüz değil mi? Gözünüzün önünde ne manzaralar canlandı? Hele bir kadın okursanız, bir insan, nasıl olur da bir menemen yapmak için mutfağı bu hale getirmiş olabilir diye düşünürsünüz ya, hah işte benim bahsettiğim şaheser odur. Lütfen hanımlar kıskanmayınız, siz bir menemen yapmak için mutfağı bu hale getiremiyorsunuz diye, biz erkeklerin arkasından da konuşmayınız.

Şimdi sevgili kadınlar, siz, özellikle de orta sınıf kadınlarını kastediyorum, açık olun hadi, şöyle mutfakta yemek yapabilen, yaparken şaheserler yaratamayan, şu kıl tüy tipleri seversiniz değil mi? Ah, bu kadınlar zaten hep böyle, gerçek erkeğin kıymetini hiç bilmez, böyle abuk subuk, düzenli tertipli tiplerin peşinden koşarsınız. Eminim bundan, en azından tecrübeyle sabit. Bakın bana, ben işte, tam da öyle kıl tüy bir adamımdır ve evimde, kollarımda hiç boş kalmıyor bu yüzden. Bizim zavallı Cihangir, tam bir erkektir kendisi ama işte hep yalnız gezer. Arada bir iki kadın bulur, onunla da barda tanışmıştır kesin, bir gece geçirir. Sonra kadınlar “kötü erkek yoktur az votka vardır” sözünü hatırlayıverirler. Sabah olunca, onun kahvaltı hazırladıktan sonra mutfakta yarattığı şaheseri görünce o gecelik aşk, bir gecelik aşk olur işte.

Af edersin abicim, konuşmaya dalmışım anlayamadım. O Rus atasözü öyle değil mi dediniz? Yanlış anlamamışım değil mi? Doğru anlamışım da ben sizin daha başlangıçta çıktığınızı zannetmiştim. Neden çıkmadığınızı anlamadım. Ha sabırlısınız ve yapacak daha iyi bir işiniz yok. Olur, benim için bir mahsuru yok. Kalınız hocam, başımla gözümle…

Şöyle arkadaşlarla bir araya gelmişsinizdir. Başlarsınız muhabbete. İçki de vardır tabi. Yok, şarap değil, o bize uymaz pek, biz paşa paşa rakı içeriz genelde. Öyle işte, rakılar doldurulur, sular doldurulur, buzlar katılır ve mezeler gelir. Gelmez olsunlar. Yok, nimete laf etmiyorum. Çarpılmaktan korktuğumdan değil canım. Korkum olsa rakı içmem zaten. Adına ister nimet deyin ister başka bir şey yemeğe saygım vardır her zaman ve haşa bu yüzden. “Gelmez olsunlar” derken, siz lafa girmeseydiniz eğer, bu mezeler gelir gelmez, öyle yapılmaz böyle yapılır diye muhabbetin içine… Yuh ya, bi dur. Bir iki muhabbet edeceğiz diye geldik buraya. Başlamayın gene. “Öyle yapılmaz böyle yapılır”mış. Ba-na-ne!

Bunlar bir klikmiş aslında. Nereden mi çıkardım bunu. Şöyle ki, bir dizi vardı hani, neydi adı? Hah, hatırladım. Yok siz gene türküyü mırıldandınız diye hatırlamadım. Dilimin ucundaydı zaten çıkıverdi. Zaten ben sizin mırıldandığınızı fark ettiğimde hala “yeni cezve, yeni cezve…” diye söylediğinizi düşünmüştüm. Anlayan anlamış, hatırlayan hatırlamıştır ama ben yine de yazayım:“Çemberimde Gül Oya”. Bu dizi de yurtdışına kaçmak zorunda olan bir arkadaş, bir akşam konağa yemeğe gelir. Gelirken de balık getirmiştir yanında. Rakı da var mıydı sofrada hatırlamıyorum inanın. Neyse işte, başlamıştı, şu balık böyle yapılır, bu balık böyle yapılır diye anlatmaya. O anlatıyor, benim gözümün önünden bir film şeridi gibi, tanıdığım bazı kişilerin yüzleri geçiyor. Yıllar geçti tabi ve ben çoğundan vazgeçmiş durumdayım artık. Pişman mıyım? Sizce? Tabi ki de değilim. Deli misiniz?

Değilim mi dediniz? Yahu o lafın gelişi öyle denir? Yoksa, bu yazıyı sabredip buraya kadar okuyan siz değerli okuruma hiç öyle şey der miyim? Ben o kadar deli miyim? Hepinizi çok seviyorum canlarım benim? Aaa, bir tek siz mi kalmıştınız kala kala? Olsun o zaman bir tek sizi seviyorum.

Delileri ortalıkta görmeye katlanamaz akıllı insanlar. Onları ya loş arka odalara kapatırlar, ya da tımarhanelere. Çünkü kendini özgür zanneden insanlara, aslında aklın birer tutsağı olduklarını anımsatır bütün deliler. Onlar, diğer insanlara zihin özgürlüğünün uçsuz bucaksız sınırsızlığını ve söz dinlemezliğini gösterirler. Aslında bir kahraman olan Don Kişot’a gülmeleri, içlerinde taşıdıkları kaosudur tüm insanların. Bütün insanlar, aslında Don Kişot gibi pervasız, gözü kara ve hiç kimsenin sözüne aldırış etmeden, doğru bildiklerini yaşayan bir kahraman olmayı isterler; ancak diğer insanların kendilerine gülecekleri korkusunu taşıdıkları için, hayatlarını Don Kişot’un içten pazarlıklı ve korkak yamağı Sanço Panço gibi tüketirler... " *


* Bu alıntıyı bir kere daha kullandım. Kimin olduğunu ve nereden alındığını bilmiyorum. "Kamera" isimli bir e dergi var, onun ilk sayısından not etmişim.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder