Geçenlerde bir arkadaşımı hatırladım. Arkadaş dedim ama hatırladığım zaman dilimi için, hatırı sayılır, sözü dinlenir, dedikleri önemsenir bir abiydi benim için. Yolda yürürken, ama öylesine bir anda değil, geliverdi aklıma. Zaten insan böyle durduk yere hatırlamaz bir şeyleri. Mutlaka bir çağrışım vardır. Ha siz o çağrışımın, zihninizdeki konu oraya gelene kadar geçen sürecin farkında olmayabilirsiniz, o ayrı. Ama mutlaka zincirleme bir şekilde gelir aklınıza böyle şeyler. Bazen bir koku bile bu zincirleme tepkimenin başlatıcısı ya da katalizörü olabilir.
Bunu severim aslında, yani bir konunun aklıma hangi aşamalardan geçerek geldiğini bulmayı. Bunu bir arkadaşımla sohbetlerimizde de sık sık yapar ve arada mutlaka atladıklarımız olmakla beraber, o söylediğimiz şeyin hangi uğraklardan geçerek dilimize geldiğini bulmaya çalışırdık. Keyiflidir, tavsiye ederim. Hele bir insanı tanımak için, önem verdiğiniz bir insanı anlayabilmek, onunla empati kurabilmek ve mantalitesini kavrayabilmek için eşsizdir. Bazen de yıkıcıdır, ama neden yıkıcı olacağını söylemiyorum, çünkü bu sizin olgunluğunuzla alakalıdır.
Uzattım, biliyorum, konuya dönüyorum. Yolda yürüyordum, bir dükkanın önünden geçtim, elektrikçi dükkanıydı, arkadaşımın babası da elektrikçiydi. O da ayrı bir ilginç insandı, bir ara anlatayım deyip geçeyim. İşte bu elektrikçi dükkanından geçerken, bir kız gördüm, çirkin bir şeydi, arkadaşımın kız kardeşi çirkindi. İnsanların fiziksel güzelliklerinin ne önemi var? Yok tabi ama çirkindi işte, hem de her haliyle. Yine alakası yok ama bana günlüklerini okuturdu bu kız. Bir genç kızın ilk cinsel tecrübelerini, böyle öğrenmişimdir. Yok o zaman buna takılmamıştım, böyle çirkin bir kızın tecrübe ettiği erkeğe üzülmüştüm o kadar. Gerçi tecrübe dediğim bir dokunuştan ibaretti ama bu bile nasıl bir heyecan yaratmıştı bu kızda, bir sayfa anlatmıştı.
Yine dağıttım konuyu. Konu nerelere geldi. Gerçi bir arkadaş bana, bloglarda bazen böyle kişisel, “magazinsel” şeylerin daha çok ilgi çektiğini söylemişti ama ben o yüzden yazmadım bunları. Magazini hiç sevmem. İlgi çekmek gibi bir derdim yok, hatta nerede ilgi üzerimde toplansa, tedirgin olur, kaçarım. Çok çektim bu ilgiden. Özellikle çocukken çok bunalırdım. Övülmekten, komşunun tembel çocuğuyla kıyaslanmaktan, kıyaslandığın için, övülecek bir çocuk rolünü oynamaktan. Hatta, ne yalan söyleyeyim ben de o komşunun çocuğuna özenir, yaramaz, vurdum duymaz olmak isterdim.
Elektrikçi diyordum, çirkin bir kız gördüğümü söylemiştim değil mi sonra? Sol tarafımda bir turizm firmasının bürosu vardı, bu kızda yıllar sonra, kocasından boşanıp geldiğinde burada çalışmıştı. Abisinin de, bir baltaya sap olamayınca, babasıyla beraber elektrikçilik yaptığını duymuştum. Niye bir baltaya sap olamadı ki bu çocuk, sap gibi de boyu vardı. Başı hep öne eğikti biraz. Tam bir balta anlayacağınız. Kambur gibi dururdu ama kambur değildi, bunu özellikle yapar, bu şekilde düşünen adam hallerinde yürürdü.
Nihayet, sanırım söz istediğim yere geldi işte. Gelmişken şimdi o arkadaşımın nereden aklıma geldiğiyle daha fazla uğraşmayayım değil mi? Hem sizde sıkıldınız. Hatta blog yazılarında, “magazinsel” şeyleri sevenlerdenseniz, hiç devam etmenizi tavsiye etmem bundan sonrası için.
Bir konuda fikrini söylerken, sırf öyle olması gerektiğini düşündüğün için ya da tam tersi olmak size bir hakaret gibi göründüğünden, ben şöyle şöyle insanları sevmem, ben şunu sevmem bunu sevmem demek nasıl bir duygudur? Eski büyüğüm, abim, şimdi arkadaş diye bahsettiğim zatı görsem ona soracağım ama görmeyeli bir yıl oldu. Bu yüzden size sormuş oldum. O tam böyle bir insandı işte! Siz öyle değilsiniz biliyorum, siz hiç başkasında eleştirdiğiniz şeyleri yapmazsınız. Katiyen onu demek istemedim, hani sizde bunun örneklerini görmüşsünüzdür de fikir verirsiniz diye sordum.
Psikoloji “bilim”inin bu konuda açıklamaları olduğunu biliyorum ama ben psikolojist bir adam değilim. Bilimin tırnak içinde olmasından da başka sonuçlar çıkartmışsınızdır sanırım.
Her insan yaşadıklarından çıkardığı dersleri, birer yargı olarak ilişkilerinin önüne koyar değil mi? Hayattan tecrübeler çıkarmaya başlayacak yaşlara geldiğimde, ilk çıkardığım sonuçlardan biri şu olmuştu: Çevreme bakmıştım, kim ben şunu sevmem, ben şöyle insanlardan nefret ederim diyorsa, o insan tam da öyle çıkıyordu. Çok test ettim, çok doğrulandım. Daha on sekizimde var ya da yoktum ve o zamanda çevrem bu kadar geniş değildi tabi. Haliyle çevreme baktığımda bu konuda görebileceğim insanlar sınırlıydı. İşte yazının başından beri bahsettiğim arkadaş, bu sınırlı çevrede, bana bu konularda en çok örnek sunabilecek insandı.
Sanırım ne demek istediğimi anlattım. Zaten neredeyse beş bin vuruşluk bir yazı olmuş. Bu kadar vuruştan sonra da anlatamadıysam, özetleyeyim: Eleştirdiğin sensin... Bitirmeden, çok kişisel bir iki şeyi de sizinle paylaşmak istiyorum. Ben asla, ukala bir adam değilimdir ve ukalaları da hiç sevmem. Aşk karşısında çaresiz kalan ve aşka teslim olan zavallıları da hiç anlamam. Öte yandan ben kıskanç biri de değilimdir, kıskançlığı hiç sevmem. Kadınlarla ilişkiler konusunda beceriksiz adamlara çok kızarım. Beni yanlış tanımayın diye yazdım. Ne olur ne olmaz…
Sevgiyle ve kendinizle kalın…
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder