18 Mayıs 2008 Pazar

Kağıdı Karalayan Satırlar

Bir gece, gece yarısını geçiyor. Bir ev, küçük, soğuk ve sade. Bir oda, iki beden, çıplak, sadece ten, ruhların üzerine kalın, kapkara örtüler örtülmüş. Korkunun, ruhun karanlığının korkusunun çığlıkları dolu oda da. Bir defter, bir kalem, bir mum, elma şeklinde ve elma kokulu. Çalakalem yazılmış bir yazı, kağıt boşken sanki daha güzel. Gecede ay, gökyüzünde, bir yanı hep karanlık. Bir kitap, bitirilmek istenen, hiçbir kitabı sonuna kadar okumadan bırakmak istemeyenlerin asla bitiremeyeceği…

Kağıda ne gerek vardı? Çıplak bedenlere yazılamaz mıydı? Tenine yazılabilecekleri, kağıda yazmak nasıl bir acizlik. Bir çift bir çift göz, hiçbir zaman bir olmamış. Bakışlara yazılamaz mıydı? Kapalı bir perde, perde de görüntüler, mum alevinden yansıyor. Alev, mum alevi, bedenlerden yansıyıp perdeye, ruhun karanlığını, karanlığın gölgelerini yansıtıyor. Ruhlardan bir kadın, kapkara, ruhu kararmış, çocukluk korkularıyla çığlıklar içinde. Bir erkek, alacakaranlık, ruhunun karanlığına hep bir ışık tutmaya çalışıyor, alacası bundan. Açılmış bir göz, şaşkın, anlamsız, başka bir açılmış göze bakıyor. Mum ışığı titriyor, karanlık ruhların gölgeleri salınmaya başlıyor perdede, karanlıktan korkan bir çocuğun yüreği titrer gibi. Bir çift kol, çıplak bedenleri birbirine sarıyor, karanlıktan korkup birbirine sarılıp yatarak korkularını bastırmaya çalışan iki kardeş gibi. Kollar, ruhu ve bedeni boğarak sarılıyor birbirine oysa. Kıvılcım yok, yanmıyor bedenler. Yarım kalmış bir gece, kaldığı yerden devam ediyor. Üstünü örtüyor uyku. Karalanmış satırlar, kapkara göz önünde duruyor…


Kağıdı karalayan satırlar :

“Hangi tarife duygumu sığdırmalı? Konuşmak için doğurmak gerektiği şu günlerde susarak kısırlığımın farkına varıp üzülemiyorum. Sıkıştırıp sığdırırsam acı da çekerim kim bilir.

Az yalan söylemek adına, az yalan duymak niyetiyle kendime kendimi dinletmelerimin sonu yok. Anlıyorum artık. Konuşacak kimsem yok… Artık ihtiyaç yok.

Bebekler kadar uyumak, bebekler kadar ağlamak, bebekler gibi sarılmak ARTIK ve yalnız bebeklerin şansı.

Duy, ben duyamıyorum. Beni derken ve sen bence duyarken uyuyakaldın. Kaçmak yakalanmaktır. Durmaksa ölmek…”

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder