2 Mayıs 2008 Cuma

Epigraf

“Biliyorum, yine oradasın, beni ezip geçtiğin, kapının paspasına, ayakkabına bulaşmış bir parça çamur gibi silerek girdiğin o evde. Biliyorum, sen de biliyorsun. Girdin ve ben dışarıda kaldım. Dışarıda ben olayım istiyorsun, içeride sadece sen… Ben olayım ama koparılmış bir kitap yaprağından bir hayatı yaşayalım… Biliyor musun sevgilim, kitaptan koparıldığında o yaprak, hayatta, dalından koparılan bir çiçek gibi ölüyor, ölüyorsun, ölüyoruz…

Hayır, çiçeğim, kapandı artık kitap, senin beni bir kapıda bıraktığın gibi, ben de seni bir kitabın sayfaları arasında bırakıyorum. Olmayacak bir şeyi istemedim senden hiçbir zaman, sen olmayanı istiyorsun, olmuyor. Biliyorum, yine oradasın ve onunlasın. Ve yine biliyorum ki “O” tek bir kişi değildi hiçbir zaman ve olmayacak. Biliyorsun ki, ben artık olmayacağım. Ben, seni arasında bıraktığım kitabın bir yaprağı olan ben, koptum artık ve ölüyorum…” New Horizons

Sizi bilmem ama ben güzel sözleri severim. Sevmediğim, bu sözleri düstur edenler, iki cümlecik sözden hayatlarının anlamını çıkaranlardır. Değil mi ki iki cümlecik, hadi toplasanız on beş yirmi kelimecik size tüm hayatınızı anlatıyorsa, söz ne kadar güzel olursa olsun, sizin güzelliğinizden şüphe ederim.

Güzel sözleri severim, ama en çok okuduğum bir kitabın herhangi bir bölümünde bir epigraf olarak kullanıldığında. Bölümü bitirip de tekrar başa dönüp okuma ihtiyacı hissettiğim güzel sözleri daha çok severim. (Bu arada, tam da burada bir parantez açıp, bu tekniği çok iyi kullandığını düşündüğünüz yazarları bana yazarsanız sevinirim.)

Ha bir de güzel söz meraklıları vardır. Bir de bu güzel söz meraklıları için, özlü sözler kitapları ve özlü sözler içeren internet siteleri. Dedim ya ben güzel sözleri severim ama bu güzel ve özlü söz meraklılarını hiç sevmem. Çağımızda iletişim araçlarının gelişmesine paralel olarak bilginin genişlemesinden ve bilgiyi elde etme olanaklarının zenginleşmesinden bahsedilir ya işte buna ben pek katılmıyorum. Bir kere data ya da başka bir deyişle veri ile bilgi arasında bir ayrım yapma ihtiyacı hissediyorum. Yaygınlaşanın, artanın veri olduğunu söylemek mümkün olsa da bilginin genişlediğini söylemek her zaman mümkün olamıyor bence. Zira ben işlenmemiş veriye bilgi diyemiyorum. Bunu da şu yüzden yazıyorum, bu özlü söz meraklısı arkadaşların bilgi değil veri sahibi sayılması gerektiği iddiasındayım. Ha bire verip veriştiriyorlar ama ben onları biliyorum.

Ha bir de bu güzel sözleri karşıdakini etkilemek için kullanan, kullandığını sanan arkadaşlarımız vardır. Hele erkeklerin kadınları etkilemek için bu sözlerden çok faydalananlarına karşı hislerimi anlatmak imkânsız. Ben etkilenmiyorum diyemem bu sözlerden, evet etkileniyorum. Mesela böyle sözleri beni etkilemek için kullanan birini gördüğümde bir daha görmüyorum. Yani o kadar etkileniyorum. Hatta bazen o kadar etkileniyorum ki öyle durumlarda gözüm hiçbir şeyi görmez oluyor.

Burada eğer, bu güzel söz meraklılarının akrabası sayılabilecek, “özdeşleşme meraklılarına” değinmezsem olmaz. Hani, okuduğu bir kitabın, ya da izlediği bir filmin karakteriyle, olmadı tarihsel bir kişilikle kendisini özdeşleştirmeye çalışanlar vardır ya, onları kastediyorum. Yanlış anlaşılmasın, bir kitap ya da film karakterinde kendinden bir ya da birçok şey bulmak değil anlatmaya çalıştığım. Buna hiç itirazım olmaz ama bu bahsettiklerim ölçüyü kaçıranlardır. Bu özdeşleşmeyi hayatlarına taşıyıp çevresindekilere de burada rol biçenler ve onlardan da benzer özdeşleşme bekleyenleri kast ediyorum. Elimden geldiğince okumaya ve film izlemeye çalışıyorum ve burada dostlarımın ve arkadaşlarımın “benim için şöyle önemli, benim için böyle değerli” dedikleri kitaplara ya da filmlere mutlaka zaman ayırıyorum. Bunu yaptığımda, her defasında yukarıdaki tip insanların çevremde de olduğunu görünce mümkünse ya kaçarım ya da arama mesafe koyarım. Ben, özgün ve yazılabilir bir öyküsü olanları çok severim, yazılmış olanlara öykünenleri değil…

Son olarak bitirmeden güzel söz meraklılarının vazgeçilmezlerinden bir iki isim saymak istiyorum. Sizi bilmem ama benim ilk aklıma gelen, Nitsche oluyor. Sonra sırayla, T.S. Eliot, Satre, From… (sizin sıralamanızı da bana yazarsanız sevinirim.) İlkini, hadi ilk ikincini bilmem ama diğerlerinin kullanılan sözleri kadar özlü insanlar olduğu su götürmezse de bu yazarlardan alıntılanan özlü sözlerin, bu yazarların özlerinden çok şey götürdüğü kesin.

Ben özlü sözleri severim, ama hafızanın beşerinde de unutmak olduğu bilirim. Bu yüzden özlü sözleri de çok unuturum ama özleri asla.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder