1 Haziran 2008 Pazar

Geçit... (Sayıklamalar)

Sigara dumanından hayaller yaratıyorum yine, kendimi yakıyorum, dumanından sen yaratıyorum ve içime çekiyorum. Bir nefeslik hayaller bunlar, ikinci nefeste yine sen…

Gözlerimi yakıyor duman, gözümde kalan hayallerin dumanı, gözümdeki yaş, sen. Duman altı bir hayat artık bu, dumanın altı üstü önü ardı sen, senin içinde ben, boğuluyorum. Bir ses oluyorsun bazen, boğuyorsun.

Yeni bir teslim oluşun izleri var, oraya çıkıyor izler, sen öyle zannediyorsun, ben öyle zannetmeni istiyorum. Yürü bakalım, izleri takip et gidebildiğin yere kadar. Evet sonunda mutlu son, senin için. Oradayım, görüyorsun beni, benim seni gördüğüm gibi. Yüzün tedirgin ama gözlerindeki rahatlatlamayı ve sevinci yakalamak zor olmuyor benim için. Öyle mi görmek istiyorum? İnsan hep görmek istediğini görür, gücü olan, güçlü olan onu yaratır ve gözünde yarattığını görür.

Güçlü hissediyor muyum kendimi? Hayır, sadece kalan son gücümü hissedebiliyorum, hem de en güçlü şekilde. Biraz tedirginim ama, cephede son atımlık barutunu harcamaya korkan biri gibiyim, bir şans bekliyorum ve o şans geldiğinde kullanmak için o barutu harcayamıyorum. Şans gelmezse, kendim için kullanacağım, kendime, bir daha kendim olmasın diye…

Bu ben miyim? Benim mi bütün bunlar? Ne kaldı geride? Dudaklarım kurumuş, sıcak, konuşamıyorum, konuşabilecek miyiz? Sende kalanları, senden kalanları taşıyabilecek misin? Ben taşıyamadım, onlar beni hiç taşıyamadı, beraber taşımak zaten mümkün değil… Ne acı değil mi? Beklemiyorsun böyle bir şeyi, sen sadece sende kalanları da bana bırakıp yükleyip acılarını yüreğime, kopardığın yere öylece bırakmayı düşünüyorsun.

Sonra, ellerin boş, kalbim ellerinde değil artık, devam edeceksin. Öyle zannediyorsun ama bilmiyorsun ki büyük bir savaş olacak bu ve ben güçsüz de olsam, gücümü biliyorum, sen beni bilmiyorsun! Ellerin boş döneceksin, doğru, artık ellerinde kalbim olmayacak ama kalbimde acı da olmayacak artık, senin yüreğine kazıyacağım…

Kimse, hiç kimse dünkü insan değildir. Bu yüzden artık “böyle miydim?” diyemiyorum. Böyleydim ama öyle değildim, öyle olmazdım oldum, oldurdun, öldürdün.

Bir tek şansın var, gelmemek! “Gelmezsem ölürüm!” Ya gelirsen? İkimizde bilmiyoruz. Gelirsen, gelirsem, gidersek… Dağların arasında yürüyeceğiz belki, korkarak ve arada yaklaşarak bedenlerimiz. Bir araf düşlüyorsun belki de, bir ucu denize çıkan bir geçit. Oradan yelken açacaksın, üstüme bineceksin, ben bir gemiyim, gideceksin ve hep önüne bakacaksın. Ben bir gemiyim, yüzüm suya dönük, boğulacağım, sen gideceksin.

Denize dönmek istemiyorum, sırtımda seni taşıdığım hiçbir şeyi istemiyorum. Gideceksem, döneceksem denize, sen olmayacaksın, boğulacaksam da sen olmayacaksın. Olursa bırakacağım seni, dağların ortasında. Geçit önünde olacak, korkacaksın ve sen denize çıkamayacaksın. Feneri çöpe attın biliyorsun, karanlıktan korktuğun için attın hem de… Geçit orada, eski tarihi kalıntıların arasından geçiyor ama sen tarihten korkuyorsun.

Oradasın ve ben buradayım. Yüzdüm ve yüksek bir kayanın üstüne çıktım, her yanım deniz. Bakıyorum, geçitin ucunu görebiliyorum ama seni göremiyorum. Kalıntıların arkasındasın biliyorum ama içinde değilsin. Kıyıdan yürüyorum tekrar, yürüyorum, saatlerce. Dik dağa tırmanan patikadan soluk soluğa çıkıyorum. İlerde ateş var, ateş yakmaya gidiyorum, hep yanıyor ateş, hep yanmış, yüzyıllar boyunca. Sen sadece dumanı görebiliyorsun…

Gözünde yaşlar mı var? Dumandandır, yakıyor şimdi gözlerini, gözünün önünü göremiyorsun. Bekleyeceksin bir süre, çünkü yine korkacaksın, dumanın içinde, korkuyla kalacaksın öylece. Çoktan yapman gereken şeyi yapacaksın sonra, cesaretin varsa. Olacak…

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder