18 Haziran 2008 Çarşamba

Hayatın Ekstralarını Paylaşmak...

Dün daldan dala atlarken asıl gelmek istediğim yerin üzerinden atlamıştım ve yazmak bugüne kalmıştı ya ben de verdiği sözlere sadık kalmak konusunda çok hassas bir adam olduğumdan koyuldum yazmaya. Hatırlarsanız çocuktan alınabilecek o kadar şey varken haber alma meraklılarına değinmiş ve benim yeğenimden aldığım bir şeyi sizinle paylaşacağımı söylemiştim.

Onların haberi olmasa da arada yeğenlerimden bahsediyorum çeşitli vesilelerle. Hani içimdeki çocuk sevgisi bir yana, yeğenlerime duyduğum sevgi ayrıca yoğundur. Onlar da beni çok severler. Hep arayıp ya yanıma gelmek ya da benim onların yanına gelmemi isterler. Hatta bunun için bir sürü bahane uydururlar: Dayı bilgisayarımız bozuldu, dayı sınavım var bana ders çalıştır, dayı bilgisayarıma oyun yükle, dayı bana müzik çalar al, dayı benim okulda etüt var, çıkışta beni arabayla al… Uzar gider bu liste ama yeğenlerimin beni ne kadar sevdiğini anlamanız için yeterlidir sanırım bu kadar örnek. Yani düşünsenize çocuklar beni o kadar seviyorlar ki çok yaratıcı bahanelerle benimle olmanın yollarını buluyorlar. Canlarım benim ben de onları çok seviyorum. Ama şimdi bu içimdeki sevgiyi anlatayım derken asıl konuyu yine pas geçersem çok ayıp ederim değil mi? Peki peki, devam etmiyorum ve asıl konuya dönüyorum.

Efendim, bir gün bu benim yeğenlerden birinin canı dondurma istemiş. Cebinde de sadece bir tane dondurma alacak kadar parası varmış. Son parasına dondurma almaya giderken, sınıfındaki en fakir ve fakir olduğu için de hor görülen çocuk dondurma alamıyor diye vicdan azabı içindeymiş. Ama parası sadece kendisine almaya yetiyormuş. Canı da dondurma yemeyi çok istediği için, içinde vicdan azabı varmış ama yine de gidip kendisine dondurma alıp afiyetle yemiş. Yarasın tosunuma tabi, iyi yapmış. Sonra bu dondurmanın çubuğunda “bedava” yazısı çıkmaz mı? İçini almış bir sevinç ve o sevinçle o fakir kapıcı çocuğu arkadaşını çağırmış ve o çubuğu kullanarak bir dondurma da ona almış.

Bunu ilk duyduğumda, mükemmel dedim, tabi içimden. Neresi mi mükemmel? Bundan bahsetmeden önce, şu özveri denilen kavrama olan mesafemden bahsetsem iyi olur diye düşünüyorum. İnsanın sevmediklerini yakınında tutması gerektiğine dair öğütleri aklımda tuttuğumdan özveri kavramına dair mesafe tutturmak da çok önemlidir benim için. Ama mesafe şu anda önemli değil. Önemli olan benim özveri kavramını ve özverili olmak gerektiğine dair düşünceleri sevmediğimdir. Nedeni çok basit, özveri, özünden vermek olduğundan ya da bana bunu anlattığından sevmiyorum aslında. Çok özgül durumlar için özverili olunabileceğini kabul etmekle birlikte, yapılan her şeyin insanın özünden verdiği değil, o öze bir şeyler kattığı için yapılmasından yanayım. Bunun bencillik olduğunu düşünenlere kastettiğimin başkaları için bir şey yapmamak olmadığını vurgulamalıyım.

Daha fazla üzerinde durmak istemediğimden burada duruyorum. Belki başka vesilelerle bu konuda yeniden bir şeyler yazarım. Şimdi şu yeğenimin bana anlattığı olaya neden mükemmel dediğime, bir önceki paragrafta özveri meselesinde yazdıklarıma da dayanarak geçebilirim. Tek cümleyle şunu söylemeliyim ki “hayatın ekstralarını paylaşmak gerek…” Evet tam olarak bu ve olayı ilk olarak duyduğumda içimden geçen kelimesi kelimesine bu... Böyle düşünmüştüm ve hala da böyle olması gerektiği kanaatindeyim.

İnsan ilişkilerinin çok hassas olduğunu düşünürüm hep. Hiçbir kalıba sığdırılamayacak, hiçbir şekilde şematize edilemeyecek bir konu bu. Şu durumlarda şu şekilde davranmak gerek bu durumlarda bu şekilde davranmak gerek türü sözlere, daha doğrusu insanların yaşanmışlıklardan yarattığı önyargılara değer vermekle birlikte asla genel geçer gözüyle bakmam. Üstelik böyle bakıldığında hep yanlış yapıldığını düşünürüm. Benim sizinle paylaştıklarımda, sizin paylaştıklarınızdan çıkardığım sonuçlarda asla ezberler değildir benim için. Tekrar ediyorum, söz konusu olan insan olduğunda her türlü ezber, bozulmak için vardır.

Bu ara hatırlatmayı yapıp kendimi sağlama aldıktan sonra, insan ilişkilerinin her iki tarafa da bir şey katan ve her iki tarafında hayatını anlamlandıran ilişkiler olması gerektiğini söyleyebilirim. Eğer bizim yeğen cebindeki son paraya, canı çok istiyorken kendine dondurma almak yerine, arkadaşına alsaydı bence özverili davranmış olurdu ve yanlış yapardı. Ama çubukta çıkan bedava dondurmayı arkadaşına vermeseydi de kendi yemek için saklasaydı bencil davranmış olacaktı. Ha en güzeli cebinde iki dondurma alacak parası olup da hem ona hem kendine alabilmesi olurdu ama bu anlatım, inekler üzerinden siyasi sistemleri anlatmaya benzediği için geçiyorum.

Geçtim, gidiyorum ve yine geleceğim. Geçiyor, gidiyor ve bir daha gelmeyecek.

Özünüzle ve özünüzde kalın!

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder