Hala sadece Türk filmlerinde ağlayabiliyorum. Tüylerim diken diken oluyor… Geçen gün yeni bir Türk filmi izledim. Yapımcısının filmi, “Bir Seray Tozkoparan Filmi” şeklinde sunmasıyla da tartışma yaratan “O… Çocukları” filminden bahsediyorum. Bu tartışmanın, mankenlerin birbirlerine laf atıp gündemde kalmaları gibi bir pazarlama tekniği olup olmadığına dair de ciddi tereddütlerim olmakla birlikte filmi çok beğendiğimi söylemeliyim.Filmin hikâyesini anlatmayacağım. Bunu sevmediğimden daha önce de bahsetmiştim. Okuduğum kitapta ya da izlediğim bir filmde, zihnimde kalan çağrışımlarla ilgileniyorum daha çok. Notlar düşüyorum bu yüzden:
İlk olarak, filmin senaryosu, Beynelmilel filminin yönetmeni ve senaryo yazarı olan Sırrı Süreyya Önder’e ait. Bunu özellikle ve ilk olarak yazma ihtiyacı hissediyorum çünkü filmi izlerken en çok düşündüğüm şey, filmin diyaloglarının çok güçlü olmasıydı.
Filmde diyaloglar kadar güçlü olan bir başka şey ise müziklerin kullanımıydı. Şimdi bulmaya çalıştığım aryadan tutunda, Ferdi Tayfur şarkısına kadar çok etkileyiciydi. Kıraç’ın artık dizi müzikleri üzerinden ispatlamış olan film müzikleri konusundaki başarısı ise ayrıca vurgulanmalı. Vurguluyorum.
Aslında filme gidip gitmemek konusunda tereddütlerimde vardı. Bu tereddüdümün başlıca nedeni BKM oyuncularının oynuyor olmasıydı. İnternetten ya da gazetelerden takip ettiğim kadarıyla filmin konusunu düşününce ortaya Vizontele Tuuba tarzı bir film çıkmasından çekiniyordum. İnsanların gülme biçimlerinin bile belirlendiği bir dünyada yaşıyoruz. Leman tarzı espriler, üniversitelerde adım başı rastlanan Cem Yılmaz taklitleri, BKM’nin yarattığı tarz vs. vs. Gülebilmenin ve güldürebilmenin insan aklının gelişkinliğinin bir göstergesi olduğunu düşünürüm. “Espri” kelimesi zaten Türkçede tam da böyle bir inceliği anlatmaktadır. Ama insanlara bugün, düşünmeyi gerektirmeyen, insanı ve en insani şeyleri gülme malzemesi olarak kullanıp insanı kendine yabancılaştıran, insanı aşağılayan ve belden aşağı vuran şarlatanlıklar sunulmaktadır.
Bu toptan bir ret ya da hakaret değil, yanlış anlamayın, bu saydıklarımın içinde benimde güldüğüm, “iyi” olduğunu düşündüğüm ve beğendiğim eserler yok değil. Ben sadece bir eğilimden bahsediyorum ve bu eğilimin sıradanlaştırıcılığını eleştiriyorum. Hatta BKM oyucularının arasında kesinlikle çok yetenekli ve yaptığı işin hakkını veren oyuncular olduğunu, bu filmde de çocuk oyuncular da dahil iyi bir oyunculuk sergilendiğini düşünüyorum. Özellikle, Mutluluk, Beynelmilel ve Polis filmlerinde çok başarılı bulduğum Özgü Namal’ın bir kez daha beni kendine hayran bıraktığını ve film boyunca arada içimden, “çok iyi, çok iyi” diye söylenmeme neden olduğunu itiraf etmeliyim.
“Kültürel ortam çöl olmuşsa eğer, bazı eserler vaha gibi görünür”. Buna benzer bir şey demişti şimdi kim olduğunu hatırlamadığım bir yazar. Seraba aldanmak, kırılmış ışıkların bir oyunu değildir ama bu. Gerçektir ama bir anlıktır, geçicidir. Kana kana içersiniz bu yüzden ve mataralarınızı doldurup devam edersiniz. Film için bunu söylemekte hiçbir sakınca görmüyorum.
İnsan kendinden utanır bazen. İnsan olduğundan, soluduğu havadan, aynadaki görüntüsünden nefret eder. Bazen okuduğunuz bir gazete haberidir sebep, bazen okudunuz bir kitap ya da izlediniz bir film. Anlatılan, sen olmasan da senin hikâyendir. Hikâyede bir figüran ya da seyirci olmak bile yetebilir kimi zaman. İnsan yanındaki kadına bile dokunmak istemez bazen, dokunamaz. Dokunamamak, donup kalmak. Güzel olanı bile çirkin görmeye başlar, çirkinliği her yerde görür.
Erkekler şöyle kadınlar böyle türü tartışmaları hiç sevmem. Ama erkeklik ve erkeğin iktidarı, kadını da erkeği de kirletmiştir ama bu erkeğin suçu değildir sadece. Aslında suçlunun da bir önemi yoktur. Bir bataklıkta yürüyorsanız, çamur herkese bulaşır. Çamur atan kişinin kiri ile atılan kişinin kiri arasındaki fark çamurun birincisinin elinden çıkmasıdır. Sonuçta kir, kirdir… Ve kimine yapışır kimine yapışmaz ama hep iz bırakır… Fahişe olmak, kadının suçu mudur yoksa onunla yatan erkeğin mi? Bir önemi de farkı da yok bence. Çünkü sorun bir kadının bedenini satmak zorunda kaldığı bir düzen içerisinde yaşıyor olmamızdır. Diğerleri sonuçtur sadece, kötü bir sonuç…
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder