5 Haziran 2008 Perşembe

Beyin Bilmem Nesi... (Öykü - 7)

Bu tür şeyleri ikimizde sevmezdik aslında. Hatta iyi anlaşmamızda, daha doğrusu dostluğumuzun başlangıcında, böyle bir konu üzerine yaptığımız sohbetin çok belirleyici olduğunu düşünürdüm. İnsan ilişkilerine dair ya da insanlarla ilgili konulardaki pozitivist yaklaşımlardan bahsediyorum.
Bilirsiniz işte, kariyer gelişimi, kişilik testleri, NLP, EFT, telkin, Sır, Savaşçı ve daha bir dolu şey işte. İşin içine arada biyolojik, genetik, psikoloji, sosyoloji gibi şeyler de katıp bilimselliğini vurgulamaya çalışırlar ya bu konuda özellikle arkadaşım çok acımasızdır. Önce basıverir küfrü, ardından, “Makine mi lan bu, insan bahsettiğiniz insan…” diye söylenirdi. Kendisi, makine mühendisiydi ya, “bunlarda kendilerini insan mühendisi sanıyor” diye de eklerdi, mesleğine de toz kondurmadan. Elbette, bu insanlar kötü şeyler yapıp kötü şeyler söylemiyorlar ama işte insan ilişkilerini bu şekilde şekilselleştirmeyi, insanı iradi bir varlık olmaktan çıkaran bir anlayışı çok yanlış buluyorduk, hala da öyle düşünüyoruz…
Bazen bir insanı seveceğinizi, daha ilk görüşte anlarsınız. Ben bir insanla iyi dost olabileceğimi bile ilk görüşte anlıyorum. Tamam arada kazıklarda yiyorum bu yargıma çok güvendiğim için ama değil mi ya kendim söylüyorum, insan ilişkileri bu şekilde şekilselleştirilemez diye. Öyle de olsa bu arkadaşımda kazık yememiştim, hala “bu alemdeki tek dostum sensin” sözünü arada söyleriz birbirimize. O zamanlar yaşadığım evime giderken, yokuşu tırmanıp sokağıma girmek için köşeyi dönerken, köşedeki apartmanın duvarında görmüştük bu tırnak içindeki ifadeyi. Ben ona dönüp şöyle sesimi de biraz ciddileştirerek “alemdeki tek dostum sensin” demiştim. Şimdi hatırlıyorum da ikişer kadehte içmiştik ve o da bana “eyvallah” demişti. İçtiğimizidebunu söyleyişi kulaklarımda çınlayınca hatırladım zaten. Çocuksulaşır sesi hep içince, bu eyvallahı söylerken bile ne kadar kalınlaştırmaya çalışırsa çalışsın yine de çocuk gibi çıkmıştı.
Evet ya içmiştik tabi, sorunları vardı o zaman ve iyi geleceğini düşünüp ben önermiştim ona gidip şöyle bangır bangır müzik çalan bir yerlerde iki kadeh içmeyi. Sorunu ne miydi? Allah aşkına bu da sorumu, işi gücü olan, ailesiyle de iyi kötü bir denge tutturmuş bir adamın kız arkadaşından, aşkdan başka ne sorunu olabilir? Hele de yirmi dokuz yaşındaysa… Umarım bu “başka ne sorunu olabilir” lafımı ciddiye alıp bana olası başka bir sürü sorun sıralamazsınız. Zira biliyorum ve lafın gelişi öyle söyledim.
Bizimki bir buçuk ay kadar önce bir kızla tanışmış, kızla bir iki görüşmeden sonra, ilişkiye başlamışlar. Tabi başlangıçta ikisi de çok ciddi değil. Daha doğrusu, kız daha çok arayıp soruyor, üzerine düşüyor bizimkinin ama arkadaşımın kafası net değil. “Keşke hiç net olmasaymış”. Böyle demişti içtiğimiz o akşam. Öyle ya bizimki netleşip kıza ciddi ciddi aşık olmaya başlayınca, bu defa kız “arıza çıkarmaya” başlamış. Hiç sevmem böyle argoları ve o yüzden tırnak içine aldım ama inanın daha iyi bir ifadede bulamadım. Arkadaşın makine mühendisi olduğunu söylemiştim sonuçta ve sorun çıkaran birinden “arıza çıkarıyor” diye bahsetmesini de anlayışla karşılayabiliriz.
Kaçan kovalanır meselesi değil ama bu kız gerçekten de hastalıklı bir tip ve bu yüzden de “arıza” kelimesini aynen aktarmakta bir sakınca görmedim. Neyse bu kaçmak ve kovalamak meselesinden sonra yine bir ara bahsederim size, şimdi geçeyim. Asıl mesele şu ki arkadaşım kıza iyice aşık olduktan sonra öyle bir cenderenin içine girmişti ki en son çok sert bir kavga ettiklerinde çok kötü olmuştu. Evet, doğru anladınız, o kavga o içtiğimiz günden bir gün önce olmuştu ve kavgadan beri görüşmemişlerdi.
O gün içmeye giderken alıp karşıma konuşmak ve bu hastalıklı kızdan vazgeçmesini sağlamak istemiştim. Yol yakınken döner diye umuyordum ama biz evin yolunu tuttuğumuz da hala hiç yol katedememiştim. Kızın hastalıklı hali bizimkine de bulaşmış ve onunda çok dengeli olan ruhsal yapısını yıpratmaya başlamıştı. Ben kıza yükleniyordum ama asıl korkum bu durumun arkadaşıma ve onun kişiliğine vereceği zarardı.
Eve gelir gelmez kahve yaptım hemen. Elektrikli ısıtıcıda, suyu bardaklara boşaltırken aklıma bir oyun oynamak geldi. Onunla bir test yapacaktım. Bunu yapmak için onu ikna etmem gerekiyordu. Başta da söylemiştim ya biz öyle kişilik testi, anket gibi şeylerden pek hoşlanmayız. Ama oyun için aynı şeyleri söyleyemem. İkimizde, kimisi çocukça da olsa, arada oyunlar yaratıp oynarız. Bunu yapmaya karar verdim. Kahveleri alıp salona onun yanına geçecektim ama canımda sigara içmek istiyordu ve salonda sigara içmiyordum. Bu yüzden onu evin sigara içilmesine izin verdiğim tek yeri olan mutfağa çağırdım. Üstelik mutfakta herzaman A5’den biraz daha küçük kesilmiş not kartları ve kalem bulunurdu. Ben en çok sigara içerken düşünüyorum da ve sigara içerken aklıma birşeyler gelirse yazarım diye bulunduruyorum bu kağıt kalemi.
Geldi, kahveleri masaya bırakıp karşılıklı oturduk ve ben konuya girmeden önce bir sigara yaktım. “Abi” dedim, genelde “baba” derdim, “gel seninle bir oyun oynayalım” diye ekledim. Gözleri parladı hemen, dedim ya sever oyunları ama yine de bozuntuya vermedi ve “ne oyunu oğlum, ben ne haldeyim sen oyun diyorsun” dedi. Tabi bunu söylerken, hem içindeki acıyı dışavurmak, hem de içindeki acının oyun oynamayı istemeyecek kadar büyük olduğunu bana göstermek istiyordu. Güya ben ciddiye almıyormuşum da bu yüzden kolaymış vazgeçmek gibi konuşuyormuşum falan filan. Ulan tanımadığı adam olsam, kaç yıllık arkadaşıyım… Neyse, insanlar böyle işte. Ben ikna ettim sonunda.
“Şu kartları al abi önüne.” Aldı. “Şu kalemi de al babacığım”. Onu da aldı. “Şimdi ben bir sigara yakacağım ve bu sigara bitene kadar bu kartlara aklına gelen kelimeleri ardarda yazacaksın. Hiç durup düşünmek yok ama, ne gelirse aklına, ne çağrışım olursa hemen yaz ve ben yokmuşum gibi davran”.
Yapmasını istediğim, bildiğiniz beyin fırtınası gibi bir şey aslında. “Ne boka yarayacak oğlum bu, beyin bilmem nesi?” diye sorunca kızar gibi yaptım şakadan. “Yazsana babacığım sen, soru sormayı bırak. Ama şu kadarını söyleyim, şimdi bu senin yazdıklarını alıp bir zarfa koyacağım ve ağzını yapıştırıp saklayacağım ve sen bir gün bana gelip de ne yazmıştım diyene kadar da açmayacağım” dedim. Biraz gizemli mi oldu? Özellikle yaptım ki kabul etsin. O mu? Kabul etmek ne kelime, gözleri daha bir parladı ama yine önemsemiyor gibi yapıp, “iyi hadi yak şu sigaranı da yapalım bakalım ne olacak?” dedi.
Geçenlerde işte, aradan aylar geçti, arkadaşım başka bir şehre taşınmak zorunda kaldı, ben başka bir şehre, bu yazılanların olduğu zarfı buldum. Hayatı altüst oldu, birkaç kere o güçlü, iradeli adam intihar etmeyi bile denedi. Şimdi yeni yeni kendine gelmeye çalışıyor ve ben şimdi onun, o gün yazdıklarını okurken içimden küfretmekten başka bir şey yapamıyorum. Hastalık, hem de en bulaşıcı cinsinden. Aşk mı dediniz? Aşk olsun!..
05.11.2006
“Bellek, kişilik, yalan, güven, inanmak, aşk, olduğun gibi davranmak, kendine güven, akıl, çocuk, saflık, duygusallık, yenilmişlik hissi, kompleks, yalan, olması gereken, bilinç, gerçeklik, korku, ölüm, arabesk, anlam, amaç, hayatın anlamı, hayatın amacı, şiir, gerçeklik, kendi gerçekliğim, insanları tanıma, yargı, yargılama, suç, suçlama, pislik, kir, kirlenme, kirletme, zavallılık, acındırma, durumu gerekçelendirme, kişilik, kişiliksizlik, irade, güvensizlik, yaşamı sevmek, ulaşmaya çabalamak, çaba, emek, üretkenlik, zaman, geç kalmak, hırs, amaç, amaca ulaşmak, hatırlama, okuma, korku, ölüm korkusu, sevmek, saplantı, çocukluk, arınma, geçmiş, zeka, yaşanmışlık, hayat, fasit daire, karar, kararsızlık, inanç, aşk, sıcak çay, aşk, bekleyiş, özlem, eziklik, suçlama, aldatma, aldatılma, aldatılma korkusu, kadınlar, erkekler, kadın korkusu, ilkel yanlar, dostluk, inanmak istediğine inanma, insanları tanıma, özdeşim, kalıplarla değerlendirme, korku, kanma, bıçak, sevgi, ölüm, intihar, beceriksizlik, çaresizlik, yenilmişlik, helezonik sarmal, genelleme, özelleştirememe, şiir, yeni başlangıç beklentisi, yenilenme, arınma, yeniden çöküş, para, hayal, zaman, zamansızlık, kendini bulamama, kompleks, rezillik, kendini kaybetme, utanç, temizlik, arınma, başkaları, öteki, diğerleri, yargılama, utanma, kararsızlık, vazgeçme, koku, sigara, sevilmek, sevilmenin değeri, kompleks, paramparça, düşünme biçimi, değer, mantık, değiştirme, zaman, zamanı kullanma, kendine zaman ayırma, hayatı sevme, geç kalmışlık, hız, yetişme, geç kalma korkusu, yetişme çabası, umutsuzluk, sınırlar, zekâ, bellek, hayaller, özentiler, istekler, sigara, koku, irade, kararlar, kararsızlıklar, kararlara uyamama, acelecilik, unutkanlık, kendine saygı, karşısındakine saygı, özel hayat, iç dünya, dolunay, mum ışığı, sessizlik, şiir, bekleyiş, sonradan farkına varmak, bile bile yaşamak, pişmanlık, kendini kaybetme, küçülme, aşağılanma, rezillik, intihar, beceri, kompleks, büyüklük, olgunluk, sabır, beklemek, dinlemek, aşk, iç konuşmalar, akıl yürütme, mantalite, beyni biçimlendirme, yeniden biçimlendirme, üretkenlik, birbirini besleme, yol alma, katma, içerde, tüketme, iç konuşmalardan kurtulma, yazma, yazma ihtiyacı, iç dünya, iç dünyadan korkmak, zekâ, irade, irade koyma, korku, kendine güvensizlik, kompleks, iş, para, olanak, suç atma, bahane bulma, kendini kandırma, tercih, tercih yapma, uyku, uykusuzluk, içmek, sarhoşluk, çocukluk, pratik, dışavurumculuk, pratik çözüm, kavram, söz, sözle ifade, aşk, kendini bulma, utanç, mantalite, değişimi, düşüncesizlik, zekâ, konsantrasyon, dağınıklık, yapaylık, yapmacıklık, yalancılık, dışavurumculuk, dış kimlik, olduğun gibi davranma, yerine göre davranma, denge, dengecilik, teorize etmek, ikna, retorik, övünme, kendine güven, kendin olma, tesadüf, zorunluluk, şans, abartma, rastlantı, genelleme, öngörü, yalan, yapabilme, kendini ifade edebilme, anlaşılma çabası, kendini anlatma çabası, kendine güven, hastalıklı ruh, başarı, zorunluluk, zorunlu, tesadüf, zekâ, düşünüp konuşma, bile bile yanlış yapma, patavatsızlık, özlem, aşk, yanlış zaman yanlış yer, vazgeçememe, geç kalmışlık, yetişme çabası, üretkenlik, dostluk, konuşmak, hayranlık, istek, sigara, duman, kontrol, çaba…”

1 yorum:

  1. Aşk bana hep şu lunaparklarda var olan roller coster (doğrumu yazdım bilmiyorum) ları hatırlatır. Tepeye kadar herşey kontrolunuz altında gibi gözükür , ta ki tepeden aşağı kaymaya başladığınızda herşey kontrolden çıkar. Aşk kendimize başkasının gözünden bakmaya başladığımız, savunmasız kaldığımız bir şey. Erbabına bırakmak lazım sözü http://minelask.blogspot.com/

    YanıtlaSil