23 Haziran 2008 Pazartesi

İp... (Sayıklamalar)

Bütün vücudumu sarıyor ateş. Ellerim titriyor, titriyorum. Çaresizlik ne zor bilemezsin! Çözümsüz düğümler arasında kalmak ve tüm düğümlerin kör olması ne büyük çaresizlik. Düğümler çözülmez olmuştu ve ben bir şekilde kurtulmak zorundaydım.

Bazen düğümleri çözmek için uğraşmak yerine, düğüm olan yeri kesip atmak gerekir ve o atasözünü bilirsin. Kopan bir ipi yeniden bağlayabileceğini ama o bağlanan yerin her defasında insanın elini acıtacağını söyleyen sözden bahsediyorum. Böyle olması gerekiyordu, inan bana, bizi birbirimize bağlayan ip defalarca koptu ve defalarca bağlandı. Her defasında daha çok acıttı. Üstelik bağ yerleri de hiçbir zaman sağlam olmadı, olmayacak da. Bütün düğümleri kesip ayrı olmamız en doğrusuydu.

Belki yeni ipler geçecek elimize, yeni iplere yeni düğümler atılacak. Ne çok şey anlatabilir insana bir ip. Ama en çok da bir bağ, bir bağlanmadır. Ne çok şey var anlayabileceğin, sen idam sehpasını hatırlatıyorsun. İdam ipi oluyor tüm ipler senin için. Ben ipleri sana yardım etmek için kement olsun diye atıyorum, sen yine de boğazına geçiriyorsun. Bazı insanlar ölümün kapısına kadar gidip geri dönerse geri dönüşte iki yol vardır artık. Ya hayata daha sıkı sarılır ve yaşamanın değerini anlar ya da tüm değerlerini kaybeder. İkincisi ölümün kapı komşusudur. Bir kapıdan dönüp öbürüne girmiştir ve artık yaşayan bir ölüdür.

Korkarım demiştim sana böyle insanlardan. Değerlerini kaybetmiş insanlardan çok korkarım ve kaçarım. Senden de korktum, söylemiştim sana, ama kaçamadım. Üstüne gittim, seni ölümün o komşu kapısından çıkarabilir miyim diye çok uğraştım. Ölümün kapısında sabahladım kaç gece, sadece sana uzansın diye ellerim. Çok mücadele ettim inan bana. Pişman mıyım? İçinde mücadele olan, mücadele ettiğim hiçbir şeyden pişman olamıyorum. Amacına ulaşmasa da mücadele insana mutlaka bir şeyler katıyor.

Mücadele ettim ve başka bir yerdeyim. Olmasını istediğim yerde değilim belki ama senin götürmeye çalıştığın yerde de değilim. Yeni bir kavşağa geldim ve yoluma devam ediyorum. Bu yüzden yapmak zorundayım yaptığımı, yapmak zorundaydım. Senin için işe yarayacak mı bilmiyorum ama benim için yarayacak eminim. Sadece kendim için yapmadım, kabul etmesen de ikimiz için yaptım ve sen her zaman ki gibi anlayamayacaksın.

Zamanın çare olamayacağı şeyler vardır. Kendini tekrar etmek zorunda olan hatalara hiçbir şey çare olmaz. “Bir kez yapan bir daha yapar!” Böyle mi demişti arkadaşın? Zaman bazı şeylere çare olmaz ve bazı şeyler mutlaka kendini tekrar eder. Çok şeyi silebilir zaman ama tenindeki dokunuşları silemez. Çok şeyi silebilir zaman ama gözlerindeki bakışları silemez. Çok şeyi silebilir zaman ama söylenmiş yalanları silemez. Çok şeyi silebilir zaman ama… bazı şeyler mutlaka kendini tekrar eder. Ve ben biliyorum ki ikincisi mutlaka öldürür. Yıllar geçecek ve sen belki o zaman anlayabileceksin. Zaman bazı şeyleri silemese de her zaman en büyük doğrulayıcı oluyor. Ve sen sadece somut görebiliyorsun. Soyutun en büyük gerçek olduğunu kim söylüyordu hatırlıyor musun? Peki, “biz ki sadece tecrübelerden ders çıkarmayız” diyen kimdi? Hatırlamıyorsun değil mi? Ne acı! Demek insanın hatırlaması için sadece iyi bir belleği olması yetmiyormuş. Ne güzel söylemiş yazar : “İnsanları sıradanlaştıran akıl ve zeka yetersizliği değil, hayata yönelik eğilim ve seçimleriyle ahlaki tutumlarının sığlığıdır." Ben çizmiştim bu satırların altını, biliyordum ki sen okuyacaktın ve okumuşsun hatta yazmışsın ama hala anlayamamışsın! Anlamazsın, anlayamazsın ve anlayamayacaktın ve ben bu yüzden yaptım yaptıklarımı, anlaman için. Anlayacak mısın? Yıllar geçtikten sonra belki. Her şey için geç olduktan sonra belki…

Düşündükçe ateşler kaplıyor her yanımı, hatırladıkça titriyorum ve tüm acıları ben çektim, çekiyorum, çekeceğim. Bir ip hala var bizi birbirimize bağlayan ve hep olacak. Yıllar geçecek ve ne olacak biliyor musun? Bilmiyor musun? Göreceğiz…

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder