Okunacak kitaplara sahip olmak en güzelidir. Evinize gelen kızlara pul koleksiyonu niyetine göstermek için değil ama. Benim için zaten buna gerek yok, kitaplığım hep en görünen yerdedir ve genelde göstermeme gerek kalmaz, görürler. “Aaa, ne kadar çok kitabın varmış. Okudun mu hepsini? Okudun demek, ne güzel, hadi sevişelim o zaman!” Böyle düşünen kızlar var mıdır bilmiyorum ama kızların böyle düşüneceğini düşünüp kitap alan erkeklerin var olduğunu biliyorum. Bilmez olaydım…
Ama zaten o eve kadar gelmiş olan kadın, hele bir evine bakayım, düzgün mü, zevkli döşenmiş mi, okuyor mu gerçekten yoksa beni mi kandırdı, bakalım gerçekten de öyle müzikler dinliyor mu yoksa ben dinliyorum diye beni etkilemek için mi dinliyor ve beğeniyor gibi göründü şeklinde bir düşünceyle gelmemiştir değil mi? Hayır zaten çoğu kadının böyle bir düşünce sistematiği bile yoktur. Ya da bunları düşünse bile farklı bir sistematik içinde düşünür.
Bunu geçiyorum. Ben okuyacağım kitapları, genellikle kitapçıdan almayı, o heyecanı yaşamayı, aldıktan sonra bir an önce eve gidip o kitaba başlamayı ve bitirdikten sonra yeniden aynı şeyleri yaşamak üzere kitapçının yolunu tutmayı severim. Ama okuyacağım kitaba sahip olmak yönündeki tercihimi belirleyen asıl şey altını çizebilmek, kenarlarına notlar alabilmek, istediğim zaman ulaşıp yeniden göz atabilmektir.
Yıllar önce Roll Dergisi tarafından Oscar Wilde’in broşür denilebilecek boyutlarda bir kitabı yayınlanmıştı. Çevirmen ya da editör kitabın sağına soluna, yazıların aralarına ufak tefek notlar, alıntılar düşmüş. Bu durum dipnotların bile okumayı güçleştirdiğini düşünenler için ilk başta çok sevimli gelmeyebilir. Ama eğer okumak denilen şey, sizin için niceliksel ya da tüketime dönük bir şey değilse zihin açıcı bile olabilir. Elbette ben her durumda kendi aldığım notları, kendi altını çizdiğim yerleri tercih ederim. Bu kitaptan bahsetmişken, kitabın bu şekilde sağı solu notlarla dolu olmasına dair kitabın önsözünde yazılanlar oldukça hoş: “insan sevdiği vücudu öper, okşar, emer, hatta dişler. sevdiği kitabı da öyle okur: altını çizer, kenarına not düşer, işaretler koyar." Kesinlikle böyle, her ikisi içinde…
Böyle olduğu içinde kitaplarımı başkalarıyla paylaşmayı sevmiyorum. Altını çizip üzerine notlar aldığım bir kitabı alıp da vermeyenin… Canı sağ olsun tabi. Eğer gerçekten okuduysa. Canı sağ olsun ama artık kimseye kitap vermiyorum. Çünkü o altını çizerek notlar aldığım kitap eğer gitti ve bir daha gelmediyse, ayağı yok tabi kendisi gelmeyecek, getirilmediyse, o kitabı okunmamış sayıyorum. Böyle yeninden yeniden aldığım kitaplar var. Yeniden alıp yeniden okuyup yeniden giden, götürülen kitaplar… Ve bunların önemli bir kısmı, harçlıklarımdan kesip kimi zaman son paramı vererek aldığım kitaplar. Bu arada en çok kitabımın da eski sevgililerimde kaldığını söyleyeyim. Her defasında söz veriyorum kendime, bu defa kaptırmayacağım diye ama işte beni de anlayın, insan gönlünü kaptırdıktan sonra, kitaplarını kaptırmış çok mu? Ama artık kesin olarak söz verdim, ne kitaplarımı kaptıracağım ne de gönlümü. Daha doğrusu kitaplarımı kaptırmamak için gönlümü kaptırmayacağım. Ah kalbim ben senden çok çektim…
Bugünlerde başkalarının kitaplıklarına dadanmış durumdayım ama. Maalesef, böyle olmak zorunda ve bu durum beni çok rahatsız ediyor. Aldığım kitapları iade etmek konusunda hassas olduğumdan bu “maalesef” kitaplarını aldığım arkadaşlar için geçerli değil. Tamam altını çizerek, notlar alarak okumak güzelde keşke bunu benden başkası yapmasa, özellikle kitaplarını aldığım arkadaşlarım. Birincisi okurken, insanı etkiliyor ve yönlendiriyor altı çizili kitaplar. İkincisi, siz çizemiyorsunuz ve bir yerlere not almak zorunda kalıyorsunuz. Ben okurken zaten notlar alırım, sorun bu değil. Aldığım notlar kitaptan tüm bir cümleyi yazmak şeklinde değil, daha çok okurken aklıma gelenleri not etmek biçimindedir ve uzun uzun cümleleri, kitabın cümlelerini not etmek çok zoruma gider.
Ama mevzu not almaksa, gözleri çok yormasına rağmen,en iyisi, bilgisayardan, e-kitap okumaktır. Hem kolayca, kopyala yapıştır yaparsınız hem de benim gibi on parmak klavye kullanan biriyseniz, kitabı okurken, aklınıza gelenleri anında bir yerlere not edebilirsiniz. E-kitapların en iyi yanlarından biriyse, iş yerinde patrona yakalanmadan, bilgisayarda iş yapıyormuş gibi okuyabilmektir ki gözlerinizin kan çanağı olmasına bakıp çok çalıştığınızı düşünen patron tarafından takdir bile edilirsiniz. Tabi benim kitap okuduğum bilgisayar internete asla bağlı olmaz. İnternet için ikinci bir bilgisayar, olmadı kendi bilgisayarımı kullanırım. Böylece patron yanlış anlamaz, anlayamaz…
Nerelere gelmişim ya! Oysa ben bunları yazarken, size Kaan Arslanoğlu’nun “İntihar- Zamanımızın Bir Kahramanı” kitabından bahsedecektim. Kitap, başkasından aldığım için altı çiziliydi. Bunu düşünürken buraya geldim. Neyse artık, aynı yazarın yeni bir kitabına daha başladım, onu da okur ikisini beraber yazarım.
ben de kitaplarıma sahip olmayı tercih ederim hep..
YanıtlaSilaltlarınız çizmeyi severim kelime gruplarının :)
nadiren not düşerim..
bu yüzden kitaplarımı kimseye veremem.. kitaplığımdan kitap isteyenlere gider yenisini alır hediye ederim..
ama bir gün bir adam.. (hani şu 7.oda ya ilk giren adam) benden benim kitaplarımı istedi..
çünkü altı çizili kelimelerimi görmek istediğini .. o kelimelerin neden altlarını çizdiğimi düşünmeyi ve hissetmeyi istediğini.. bu bir anlamda kelimelerimi koklamak demekti..
ürkmüştüm..
ama göndermiştim.. altı çizili kelimelerle dolu ktiaplarımı..
bir tanesi geri dönmüştü.. çziiklerime notlar düşmüştü.. notlarıma çizikler..
bugün ondan bana kalan yagane şey o kitaptır dokunabildiğim..