7 Haziran 2008 Cumartesi

Geveze Adamın Halleri

Bazıları hiç adam olmazlar, bunu bilir bunu söylerim. Ne yaparsanız yapın fayda etmez, adam olmaz, olamaz. Umuyorum, bu adam melesine takmadınız. Eğer taktıysanız çok zamanımı almaz zaten, hemen bir cümle daha kurarım: Bazıları hiç kadın olmazlar, bunu bilir bunu söylerim. Ne yaparsanız yapın fayda etmez, kadın olmaz, olamaz. Şimdi de kadın dememe mi takıldınız? Hoş durmadı gibi. Hem zaten artık üçüncü cinsiyet diye bir şey gittikçe daha fazla kabul görebilir hale geldi değil mi? Adam ya da kadın olmayanlar, eşcinseller, travestiler, transseksüeller… Şimdi akp’li bir bakan bile kalkmış gay ve lezbiyenlerin toplantısına gitmişken, benim bunu kabul etmemem olmaz değil mi? Olmaz, olamaz!
Ha doğru tabi, bir de çocuklar var diyeceksiniz.18 yaşını geçmemiş birine ne yazık ki çocuk deyip adam ya da kadın yerine koymuyoruz. Bu arada yıllar, yüzyıllar önce çocuk diye bir şey yokmuş, biliyor muydunuz? Yok, öyle insanlar doğar doğmaz büyümüyorlarmış. Öyle şey olur mu canım? Yahu böyle her kurduğum cümleyi, her kullandığım kavramı yeniden yeniden açıklamak, özel parantezler açmak zorunda mıyım? Çocuk diye bir şey yokmuş derken, çocukluk kavramı yokmuş ya da çocukluk bizim bugünkü algımızdakinden farklı bir şeymiş demek istiyorum. Bu uzun bir hikâye ve bilirsiniz ki ben hep kısa hikâyeler yazıyorum.
“Uzun yazmayı beceremiyorsun, hatta yazmayı beceremiyorsun.” derseniz; ilkine itiraz ederim ama ikincisine edemem. İlkine itiraz ederim, çünkü uzun hikâyeler yazmıyorsam bunun tek nedeni sizsiniz. Öyle tabi! Siz sıkılmasanız, sonuna kadar okusanız ben öyle kısa şeyler yazar mıyım? Uzun şeyler yazabilirim evelallah, elimden gelir yani. Bilen bilir çok geveze bir adamımdır ve çenem bir açıldı mı kapatabilene aşk olsun.
Aşk olsun ya, zira çenemi kapatamayınca aşk olamıyormuş, geçen gün bir kez daha, hem de acı bir tecrübe olarak öğrendim. Anlatmamı ister misiniz bunu nasıl öğrendiğimi? İstemeseniz de anlatacağım! Ben lafın gelişi öyle sordum zaten. Kibarlık olsun diye. Oldu mu? Olsa da olmasa da anlatıyorum ben yine de…
Belki bileniniz vardır, günlerdir, bir odaya tıkılıp bilgisayar başına tüneyip yaşayıp gidiyordum. Bir vesile ile yurdumuzun güzide güney illerinden birine gittim ve birkaç gündür de buralardayım. Bilvesile bu güzel kentimizde güzel bir kız ile tanıştım. Kendisi bana mihmandarlık yapacaktı da, o yüzden tanışmış olduk. Neyse işte, sabahın dokuzunda bir kurumda buluştuk, önce birer çay içtik, sonra benim o kurumda bir görüşme yapmam gerektiği için kurum sahibinin odasına çıktım. Kurum sahibi ile yaptığım kısa görüşmenin ardından o günkü tüm ziyaretlerim iptal oldu. Olan oldu yani.
Kızcağız sabahın köründe, güzellik uykusundan uyanıp sırf bana eşlik etmek için geldi ve işlerim iptal olunca hem o boşuna gelmiş oldu hem de ben boşa düşmüş oldum. Nasıldı o söz? “Bir ormanda iki kişi, biri erkek biri dişi…” diye başlıyordu ya? Hah işte onu hatırlayın ve şöyle düşünün: “bir kurumda iki kişi, bir erkek biri dişi, işleri iptal olunca, kalmamış yapacak başka bişi.” Yapacak bir şey kalmamışsa bulmak gerek değil mi? Hele yanınızda tüm günü sizinle geçirmeye hazır güzel mi güzel bir kadın varsa… Ben yapacak bir şey bulamadım ama bereket kızında gönlü vardı da bana şehri gezdirmesi yönündeki teklifimi hemen kabul ediverdi.
Demiştim ya günlerdir hatta haftalardır, bir odaya kapanıp kaldım diye, işte böyle olunca, insan her ne kadar bu süre boyunca sayfalarca yazmış da olsa patlamaya hazır bir ses bombası haline geliyor. Zira bu süre boyunca kimseyle on beş yirmi dakikayı geçen konuşmam olmadı. Şimdi bunun üzerine ben ne yaptım? Konuşabileceğim ilk insanı bulduğumda, tam on iki saat boyunca, arada sadece film izlerken sinemada susmak zorunda olmam dışında, konuştum durdum. Hatta filmi izlerken bile, böyle yapanlara çok sinir olsam da, arada kızı dürtüp sürekli bir şeyler söyleyip film hakkında yorumlar yaptım.
Saatlerce, evet saatlerce konuştum. Yemek yerken, bir kafede otururken, sahilde yürüyüş yaparken, falcıya gidince, biralarımızı yudumlarken… Ama kabahatin hepsi de bende değil canım. Kızda hiç itiraz edip gitmek için bahane uydurmadı. Şimdi anlayamıyorum tabi, bunu nezaketen mi yaptı yoksa o anda gerçekten o da benim kadar çok eğlendi mi? Eskiden susmak en iyi cevaptır diye bir şey söylerdik hep. Eğer böyleyse, kızın beni iki gündür aramamasından, gönderdiğim mesaja cevap yazmamasından çıkarmam gerek sonuç aşikâr değil mi?..

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder