Malum dedikoduyu sevdiğimden bahsetmiştim daha öncesinde. Severim, çünkü hayatı severim demiştim. Öyleyimdir ama gerçekten. Hayatı sevmesem, kim bilir ne halde olurdum şimdi ben. Hatta bilmem kaçıncı intihar girişiminden sonra olmazdım, yaşamazdım bile…
Bilirsiniz işte “çocuktan al haberi” diye bir söz vardır. Bildiniz mi? Niye denir böyle acaba bileniniz var mı? Ben bilmiyorum ama siz benim nasıl fesat olduğumu bilirsiniz, bilmeyenleriniz de bilvesile öğrenmiş oldular. Fesatım ya aklıma hemen benim gibi dedikodu seven atalarımızın, ki ben her zaman atalarımın izinden giderim, bu sözü söyleyişlerinde, yani haberi çocuktan almalarında bu dedikoduculuğu görürüm.
Tabi ya, insan hayatın kazıklarını yemeye başlamadan, bazı şeylerin farkına varamıyor. Her ne kadar bazı çocuklar, bazı dediysem altı milyar nüfus düşünülürse bir hayli aslında, daha doğar doğmaz büyük bir kazık yiyerek doğuyor ama daha onun farkında değil. Ya da farkına varsa da bilince çıkaramıyor. Haliyle konuşurken de öyle, bizler, biz yetişkinler gibi hesap yapmadan konuşuyor. “Ben hayatta konuşurken hesaplı konuşmam, özüm sözüm birdir, ne düşünürsem olduğu gibi söylerim” diyenleri duyar gibiyim. Hatta duydum ama peki siz benim “hadi ordan” dediğimi duydunuz mu? Duymadınız mı? Boş verin, en azından okudunuz ya o da yeter bana. Hadi bir daha okuyun: Hadi ordan! Bu sözü söylemeniz bile hesaplı aslında. İsteyen, psikolojist yaklaşıp, savunma mekanizması da diyebilir ama büyümek demek hesaplı olmak demek…
İyi tamam, peki bunu tartışmayacağım, ikna olmayanlarla bilahare konuşuruz. Ama sanırım çocukların konuşurken hesapsız konuştuklarında anlaşıyoruzdur en azında. Anlaşamıyor muyuz? Onların da çocukça hesapları vardır diyorsunuz sanırım ama bunu da tartışmayacağım, çok uzlaşmacıyımdır ve çocukça hesapları olduğunu kabul edeceğim ama bari saf olduklarında ve hesaplarının kirli olmadığında anlaşalım olmaz mı? Oldu mu? Oh be! Ne zor şeymiş yazmak yahu. Şimdi konuşuyor olsaydık çatır çatır tartışırdık. Oysa ben şu an, ancak çatır çatır klavyeye vurabiliyorum.
Anlaştığımız yerden devam edersem, şunu söyleyecektim ki çocuklar öyle hesaplar yapamadıklarından evde, sokakta, komşuda, bakkalda sağda solda ne duydularsa hemen olduğu gibi başkalarına aktarıverirler. İşte bu bizim dedikodu seven atalarımız da bunu bildiklerinden ve eskiden değil televizyon, ajans haberleri bile olmadığından haliyle haberleri çocuklardan alırlarmış. “Hadi hanım, magazin haberleri için hamamcının çocuğunu, siyaset haberleri için berberin oğlunu, yerel haberler için bakkalın kızını çağıralım” falan derler miymiş, onu bilmem. Bildiğim, çocukları, adice emellerine alet ettikleri. Olur tabi, bazen çocuk size bir haberi siz istemeden de getirir ya, eğer çocuğu uyarıp yapmamasını söylemek yerine kurcalamaya devam etmezseniz bir şey demem.
Ben çocuklarla sohbeti çok severim. Hatta tüm samimiyetimle söylüyorum bazen yetişkinlerle yaptığım sohbetlerden daha çok severim. Hatta ve hatta yetişkinlerden öğrenebileceğimden daha fazla şey öğrenirim bazen çocuklardan. “O senin salaklığın!” diyen amca, inanın hiç kızmadım bu sözünüze. Zira daha önce de söylemiştim çocukların sanılandan daha akıllı olduğunu düşündüğümü. Üstelik de, bu sözüm az önceki amcama, sizden daha ahlaklılar. Neyse, tartışmayı kişiselleştirmeyelim değil mi? Peki, sonuçta çocuklar kadar akıllı ve temiz olmayı beceremediğimi kabul edeceğim için, salak olmayı da kabul ederim.
İşte böyle sevgili arkadaşlarım, insanoğlu çocuklardan öğrene öğrene haberleri öğreniyor, dedikoduları alıyor ama alacak ne çok şey var oysa. Hatırladım yahu, bunları ben size 9 yaşındaki yeğenimden aldığım bir dersi anlatmak için yazdım. Ama dile kolay neredeyse beş yüz kelime yazmış ve yaklaşık olara klavyeye dört bin kere vurmuşum. Bunu da yarın anlatayım size olur mu? Ah ah işte gevezeliğimin kurbanı oldum yine!
Sevgiyle kalın. Çocukluk sizde kalsın!
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder