Geçenlerde yazmak uğruna elimi sargılamak zorunda olduğumda aklıma gelen bir şeyi yazmayı unutmuştum da dün başka bir vesile ile bir arkadaşımla sohbet ederken hatırladım. Ben de aldım gelime kalemi demeyi çok isterdim ama sadece klavyeye vuruyorum ve elime alacak bir şey olmasa da bu aklıma gelen şeyi yazıyorum.
Bu arada başlamadan sorayım; size daha önce yazmak konusunda ne kadar özenli bir adam olduğumu söylemiş miydim? Söylememiş miydim? Ne önemi var ki zaten, ha şimdi söylemişim ha daha önce. Zira eminim ki söylemiş olsaydım da çoğunuz unutmuş olacaktınız. Ne kolay unutuyoruz değil mi? Eee atalarımız boşuna söylememişler “hafıza-ı beşer nisyan ile maluldür” diye.
Öyle işte, özenliyimdir yani. Mesela bu yazıyı yazmaya koyulmadan önce, ilk olarak tırnaklarımı kestim ikinci olarak ellerimi ve yüzümü yıkadım ve son olarak da dişlerimi fırçaladım. Ve bunların hepsini de yazmaya oturmak için yaptım. Ne güzel değil mi? Zaten yazmak konusunda özenli olmak böyle bir şeydir! Siz şimdi şaka yaptığımı mı düşünüyorsunuz? Çok ayıp yahu, demek beni hiç tanımamışsınız. Ben çok ciddiyim oysa. Örneğin, tırnaklarımı kestim, çünkü uzun tırnaklarla klavyede rahat yazamıyorum. Hatta alakası yok belki ama tırnakları çok uzun kadınların klavyeyi kullanmalarına da hayranım. Demek ki zorlanırsa her şeyin her şeyle alakası varmış deyip kaos teorisyenlerini haklı çıkarabilirim ama şimdi bu kaos falan gibi şeylere girip canımızı sıkmayalım değil mi? Evet, bence de öyle, geçiyorum bu yüzden.
Elimi sargılamak zorunda kaldığımda aklıma gelen şeyden bahsedecektim değil mi? Hemen dönmeliyim konuya sanırım. Yoksa şimdi ben uzatıyorum diye, sizin aklınıza gelenler benim başıma gelecek diye de korkuyorum. Siz beni sever ve bana kıyamazsınız biliyorum ama işte insanlar bazen içlerindeki şiddeti bastıramayabilirler. Ama kimisi de bastırabilse de, şiddeti bir tür dışavurum aracı olarak kullanabiliyor. Üstelik bu bazen kişinin kendisine uyguladığı şiddet bile olabiliyor. Yok, konuyu saptırmıyorum yine, aklıma gelen tam olarak buydu işte. Sargılı ellerime bakmış ve ortaokul ve lise çağlarında böyle elleri sargılı gezenleri hatırlamıştım. Hala var mı böyleleri diye merak etmiyor değilim.
Bu hem kızlarda hem de erkeklerde görülürdü ve elleri sargılı gezenler, çok önemli bir şey yapmış gibi kasılarak gezerlerdi. Saçma mı geldi? Öyle zaten ama vardı. Kızlar, bu şekilde bilekleri sargılı gezerek, genellikle intihar etmiş görüntüsü verirler ve böylece hem sevdikleri, aşık oldukları erkeklere onun için canına kıydığını göstermeye çalışır hem de arkadaş çevresi içerisinde ne kadar “delikanlı kız” oldukları görüntüsü yaratırlardı.
Erkeklere gelince onların sargılı olan yerleri genellikle elleri olurdu. Hatta kimisinin elindeki sargı değil, alçı olurdu. Burada intihardan, ya da intihar etmiş görüntüsü vermekten çok bir yerleri yumruklamış olmak söz konusudur ve yumruklayınca ya parmak kemikleri kırılmıştır ya da ellerinin üstü ciddi şekilde yaralanmıştır. Bu şekilde yine hem karşı cinse aşkın büyüklüğü gösterilmektedir hem de hemcinslerine korkusuzluk, cesaret ve delikanlılık gösterisi yapılmaktadır. Ne yalan söyleyeyim, erkeklerin ellerindeki sargıların daha gerçek olduğunu düşünürüm. Şimdi beni tanımayanlar hemcinslerini savunuyorsun diyeceklerdir ama bilenler bilirler, erkekliğin en çok erkeği ezdiğini düşünürüm ve hemcinslerimin bu erkeklik mefhumunu ete kemiğe büründürmek için düştüğü hallere hep mesafeli yaklaşırım. Üstelik erkeklerin sargılarının daha gerçek olduğunu söylerken onları övmüyorum.
Elimi sargıladığımda aklıma gelen şeyin aklıma gelmesine sebep olan ise hayatımda ilk defa ilanı aşk ettiğim kızın aklıma gelmesi oldu. Ne cümle ama değil mi? Anlayın anlayabilirseniz! Ama bu da benim dışavurum biçimimim. Böylesine anlaşılmaz cümleler kurarak kendimi ağırdan satıyorum. Ama haksız mıyım böyle yapmakta allah aşkına? Baksanıza Orhan Pamuk, Kara Kitap diye kimsenin sonuna kadar okuyamadığı, (ben okudum ama) anlaşılmaz bir kitap yazdı ve sonunda Nobel bile aldı. Benim neyim eksik değil mi?
Neyse işte ilanı aşk ettiğim kız aklıma geldi demiştim ya, ilk defa birine ilanı aşk ederken neler hissettiğimi size anlatmayı çok istesem, bunun için yanıp tutuşsam da şimdi bunu yapamayacağım. Oynamayı bilmeyen gelin misali değil ama gerçekten yerim dar. İşte o kız da bir ara böyle elleri sargılı gezmişti de onu hatırladım. Demek ki neymiş? Elleri böyle sargılı gezen insanların bir bildiği varmış. Zira sanırım ben de o kızın bu elleri sargılı halinden etkilenmiştim.
Ha bu arada bitirmeden merak edebilecekler olduğu için iki ayrıntıdan da bahsedeyim. Birincisi, ellerinin sargılı olmasının nedeni intihar girişimiydi ama nedeni ben değildim. İkincisi, ilanı aşk etmeye çalışırken başımdan aşağı kaynar sular döküldü ama kabul etmeyince dökülenler kadar yakmadı…
Sevgiyle kalın…
çok güzel olmuş bu yazı :)uzun tırnakla yazmak iyi oluyo da bi süre sonra o tırnak kırılınca aynı düşüncede olamıyo insan,tabii sen bunu bilmezsin :))
YanıtlaSil