12 Haziran 2008 Perşembe

Geçmiş Olsun!

Ömrümün son on beş yılında kuluçka dönemi geçiren ve son üç aydır da belirtilerini göstermeye başlayan hastalığım bugünlerde iyice arttı. O kadar ki artık boyut değiştirmeye bile başladı. Yazmaktan bahsediyorum. Anlamış mıydınız? Anlamış olabilirsiniz, zira beni en iyi siz diğer blog yazarları anlarsınız.

Bilirsiniz bir sürü arkadaşlık türü vardır: okul arkadaşı, iş arkadaşı, mahalle arkadaşı, asker arkadaşı… Devam edebilirim ama etmesem daha iyi değil mi? Öyle mi? Peki etmiyorum o zaman. Ama bu arkadaşlık türlerinden biri de, çoğunuz bilmez ama hastane arkadaşlığıdır. Nasıl bir şey mi? Çok karışık ya da özel bir arkadaşlık türü değil bu. Uzun süre hastanede, hele devlet hastanesinde yattıysanız, bir odayı, daha doğrusu koğuşu en az üç dört hasta ile paylaşmak zorunda kalırsınız. Kimisi ameliyat bekler, kimisi ameliyat olmuştur, kimisi gözetim altında tutulmalıdır falan filan ama sonuçta aynı odayı paylaşmak zorunda kalırsınız bir süre. İşte o süre zarfında aynı odada kaldığınız insanlarla bazen arkadaş olursunuz ve bu arkadaşlığınız uzun süre devam edebilir. Ha tabi birinizden birinin hastaneden sağ çıkmış olması şarttır. Hastane arkadaşlığı mevzusunun bu kadar az bilinmesinin nedenlerinden biri bu olabilir mi? Olabilir ama elbette başka nedenleri de olabilir. Mesela o günleri unutmak istiyor olabilirsiniz ama buna da pek ihtimal vermem. Zira öyle olsaydı, en az bilinen arkadaşlık türü asker arkadaşlığı olurdu. Yani insan o günleri unutur ama arkadaşlığı unutmaz.

Diyordum ki beni en iyi siz anlarsınız. Zira çoğunuz bu hastalıktan muzdaripsiniz biliyorum. Şimdi ben bu hastalığı tedavi etmek için günde en az dört doz, şey pardon, dört sayfa yazıyorum. İşe yarıyor mu? Kesinlikle yaramıyor ve yaramadığı gibi de tam tersine daha çok artırıyor. Yani daha çok yazmak istiyorsunuz, yazdıkça yazasınız geliyor ve sanırım bağımlılık yapıyor. Üstelik çok “kötü fena” yan etkileri var bu ilacın. Ben de öyle bir etki yarattı oradan biliyorum. Her bünyeye farklı etkiyor olabilir tabi. İşte bu yan etki yüzünden iki gündür ellerim sargıyla geziyorum da onu anlatmaya çalışıyorum. Ne alakası mı var? Anlatayım, sizi mi kıracağım?

Efendim, şimdi benim evimdeki bilgisayar masam, sabit bilgisayarlar için tasarlanmış bir masa ama bu sevgili arkadaşınız, hastane arkadaşı diyebilirsiniz, sabit bir bilgisayar değil, taşınabilir, laptop diye tabir edilen bir bilgisayara sahip ve bilgisayarını da masadaki klavye konacak yere değil ekran bölmesine koymak zorunda kalıyor. “Ne var bunda?” diyen sabırsız arkadaşlarıma sabır dileyerek ama “elinin körü var!” demeyerek, yapmam öyle terbiyesizlikler, devam edeyim. Bu hastane arkadaşınız, hastane odası da blogger oluyor bu arada, on parmak Q klavye kullanmak gibi bir yeteneğe sahip. “Ne güzel!” Teşekkür ederim ama övünmek için söylemedim bunu, ama güzel olduğu da doğru. Neyse, şimdi on parmak kullanırken, bilgisayar klavyesi yüksekte olduğundan bileklerimi klavyenin önündeki bölüme sabitlemek zorunda kalıyorum ki normalde daha hızlı yazmak için havada tutarsınız. E haliyle yazarken, sabitlediğim yere sürtünüp duruyor. Sürtük yani! Tövbe tövbe, adamın ağzını bozuyor. Bir de ben, on parmak yazdığım için, bilgisayarda çok daha hızlı yazdığım için, yazma hastalığına tutulup sürekli yazdığım için, günlüğümü bile bilgisayarda yazdığım için, bilgisayarda yazmak ve saklamak daha kolay olduğu için… yani için oğlu için, yazmaktan, bileğimin değdiği yerleri tahriş etmiş durumdayım.

Özellikle de sağ bileğimin daha kötü olduğunu tahmin edeniniz var mı? Yok mu? Söyleyeyim o zaman; sağ bileğim daha kötü. Çünkü bir de o elimle fareyi tutmak zorunda kalıyorum ki yapılan bir araştırmaya göre benim gibi az gelişmiş internet kullanıcıları, internette gezinirken, gerek olmasa bile ellerini fareden çekmiyorlarmış. Klavye yüksekte olunca fare de yüksekte tabi ve bileğim sürekli masanın köşesine sürtünüp duruyor. Sürtünüp duran yeri işte sargıyla sarmış durumdayım ki hem acıtmasın hem de daha fazla tahriş olmasın diye.

Elime baktıkça eski bir Türk filmi klasiği geliyor aklıma. Hani kötü yola düşmüş kadın başını bağlar ve tövbe eder ama bir şekilde tekrar kötü yola düşer ya onu kastediyorum. Bizim buralarda, ben sevmem ama “orospu yemin tutmazmış” diye bir söz bulunur. Demek benim elimi sarmam sadece namusu ve görüntüyü kurtarmaktan ibaret…

Tabi işin kötü tarafı ben de etkisini gösteren ve kiminizin de muzdarip olduğunu tahmin ettiğim bu tür yan etkiler için de ayrı ilaçlar ve tedaviler bulunuyor. Suyunun suyu yani… Biliyorsunuzdur, bilgisayar başında zaman geçirmekten kaynaklanan hem psikolojik hem fizyolojik sorunlar tıbbın bile inceleme konusu olmuş durumda. Ayrıca, hem bilgisayarlar ve aparatları hazırlanırken ergonomiye dikkat ediliyor hem de ekstra ergonomi isteyenler için bileklikli fare gibi ürünler sunan bir sektör bulunuyor. Hani pazarlama ve reklamcılıkta bir ilke vardır: önce ihtiyacı yaratıp sonra ürünü sunmak denir ya bu da ona benziyor ama işte artık bazı şeyler için çok geç ve geçmiş olsun demekten başka çare bulunmuyor: Geçmiş olsun!

3 yorum:

  1. Yazmaya başlayınca hakikaten bahsetiğiniz gibi yazmak bir alışkanlık haline geliyor :) boşken aklınıza bir konu geldiğinde bile yazsam nasıl olur diye düşünmeye başlıyor insan. En sıradan konularda bile yazacak bir şey arıyor insan.

    YanıtlaSil
  2. yahu niye laptopunla daha rahat yerlerde yazmıyorsun..
    benim de evimdeki pc de -işyerimde olduğu gibi- masa üstü.. sırf bu yüzden eve gittiğimde masaya oturasım gelmiyor.. yine mi sandalye zaten 10 saattir işte sandalyedeyim deyip kendimi koltuğa fırlatıp uzanırken buluyorum. mesela o arada yazmak istiyorum.. ama masaya bakıyorum sandalyeye bakıyorum ve yerimden bile kıpırdamayıp yazma isteiğimin geçmesini bekliyorum :)
    ve bu arada kendime hep şunu söylüyorum: ah bir laptopum olsa !!

    yahu al laptopunu rahatına bak.. ve hatta olamayan benim gibi hastane arkadaşların için de yaz :)

    YanıtlaSil
  3. tekrar selam , yeni keşfettim bloğunuzu ancak bu kadar zevk alarak okuduğum hiç olmamıştı :) Valla küfürü sevmem ama bu kadar mı yakışır :) bu arada benden de geçmiş olsun!

    YanıtlaSil