3. Bölüm
İnsan bazen sonsuza kadar susmak isteyebilir, tecrübeyle biliyorum. Ölmek, var olmamak, her şeyi bitirme isteği değildir bu. Beni yanlış anlamanızı istemem. Susmak, sadece bu, sonsuza kadar susmak ama var olmak, yaşamak aynı zamanda. Sözcüklerin titreşimler olup havaya karışmaması, sözcüklerin ses olması değil sadece, içinizdeki sessiz sözcüklerin bile susması…
Ölmek de susmaktır, hem de sonsuza kadar ama ölüm üzerine de susabilir, susmak isteyebilir insan, hem de sonsuza kadar. Ne anlamsız ve amansız bir sorun bu. Anlamsızlığı da amansızlığı da çözümsüzlüğünden kaynaklanıyor. Çözümsüz ve çaresizsiniz. İnsanın insan olduğuna en çok kızdığı, insanlığından en çok utandığı anlar hep ölümün zihinde dolanmaya başladığı zamanlardır. Örneğin, hayvan olmayı isteyebilirsiniz böyle anlarda. Bir hayvan, ölümden içgüdüsel olarak kaçmak ister, kaçar da üstelik ama ölümü düşünemez. Ne büyük mutluluk hayvanlar adına. Öldükten sonrasına dair fikri yoktur bir hayvanın, bir tanrı düşüncesi oluşmamıştır bu yüzden.
İnsan ölenin ardından en çok kendisine, kendi ölümüne mi ağlar gerçekten? Bana her zaman mantıklı gelmiştir bu yaklaşım. Hep mi kendisine ağlar insan? Sadece ölüm karşısında değil ama; dedim ya hep, her zaman, her durumda… Peki, Hala neden ağlıyor dersiniz?
Ben biliyorum ama bilmek istemiyorum. Daha doğrusu artık böyle bir şansım yok, bilmemem mümkün değil ama unutmam da olanaksız. En fazla hatırlamamak, aklıma gelmemesini isteyebilirim. Bu yüzden, anlatacaklarımı bitirmeliydim ve bu bölümü, burada yazdıklarımı ve yazacaklarımı hiç yazmamalıydım. Geçmişe, o küçük kasabaya yolculuk yapan zihnimi, hep güzel anılar duraklarından geçirmeli ve oralar da mola vermeliydim. Bakıyorum da öyle de yapmaya çalışmışım. Belki de çalışmamışım da öyle olmuş. Hala’dan bahsetmişim sonra Kenan Abi gelmiş aklıma, ben anlatmışım. Böyle kalmalıydı, bitmeliydi yani, bitirmeliydim anlatacaklarımı.
Sonsuza kadar susmalıydım. İnsanın susmak istemesinin tek nedeni, en azından benim için kesinlikle öyle, çaresizliktir. Neden susamaz ki insan? Kendimi, bitmek bilmeyen, kısır bir tartışmanın ortasında hissediyorum. Ortada ağzına kadar dolu bir kül tablası var ve artan ya da azalan tek şey bu: Sigaralar ve külü. Tartışmanın sonucunda artacak ya da azalacak hiçbir şey yok. Neyi tartışıyoruz? Bir önemi yok. Belki de kendimizi kandırıyoruz, olamaz mı? Konuşarak, tartışarak bir çözüm bulabileceğimizi zannediyoruz ve oyalanıyoruz. Gerçeği, gözümüzün önündekini görmemek için kendi elimizle önümüze perde çekiyoruz. Bu yüzden mi bitiremedim anlatacaklarımı? Bilmiyorum ve sanırım artık sadece bildiklerimi yazmalı ve bitirmeliyim.
Kenan Abi söz konusu olduğunda her şeyin biraz farklılaştığını söylemiştim. Farklı bir şey olacağını düşünseniz ya da bir şeyler beklediğinizden farklı gelişse bile yine de şaşırabilirsiniz. Demiştim ya bazı süreçler bir rüya gibidir, ne zaman zamandır ne olaylar ve durumlar arasındaki geçişler belirgindir. Bir an oradasınızdır bir an burada ama bir şeyler olmaktadır ve belli belirsiz de olsa bir süreç vardır. Kenan Abi’nin alamet-i farikası budur diyebilirim.
Hala’nın alamet-i farikası ise sessizliği ve sessizliğinde ki gücüdür. Her daim vakurdur, her daim soğukkanlı ve her an olumlu. Öyle görünmeye çalışır ve herkes için öyledir. Ama benim için tam olarak değil. Evet, güçlüdür, vakurdur ve sessizdir. Bunların hepsi de onun yalnızlığındandır. Yalnızlık güçlü kılar insanı, güçlü gösterir ve güçlü yapar. Benimle dertleşirmiş demiştim ya bunu da sanırım ağladığını gördüğüm zaman fark ettim. Aslında, her şeyi o zaman anladım; ağladığında…
O sıralar garip bir telaş vardı Hala’da. Dışarıdan bakan herhangi birinin bunu anlayabileceğine ihtimal vermiyorum ama ben anlıyordum ve anlamıştım işte. Anladığım şey, Hala’nın telaşı davranışlarında değildi. Davranışlarına yansımıyordu diyemem ama kastım daha çok gözlerindeki telaş. Korkuda vardı ama zaten hep öyle olmaz mı? Korku ve telaş aynı anda bulunmaz mı insanın gözlerinde? Bence öyle ve öyleydi. Anlam vermem mümkün değildi. Hatta o zaman anlam vermeye çalışıp çalışmadığımı bile bilmiyorum. Bildiğim şey bunu düşünemeyecek bir halde olduğumdur.
Neden mi? Rüya gibi geçiyordu çünkü hayat. Evet, doğru anladınız konu yine Kenan Abi’ydi. Bir şeyler oluyordu ve Kenan Abi beni şaşırtacaktı. Çok hızlı oluyordu her şey, bir an bir yerdeydim öbür an başka bir yerde. Bir süredir ortalıkta görünmüyordu. Hasta olduğu söylenmişti ve şu anda A.’daydı. İlk başlarda oraya yine işle ilgili olarak gittiğini düşünmüştüm. Hasta haliyle bile çalışıyor demiş miydim? İnanın hatırlamıyorum ama kısa bir süre sonra oraya iş için değil hastaneye gittiğini ve hastanede yattığını öğrendiğimi hatırlıyorum. Ben yine de aklıma kötü şeyler getirmiyordum. Evet, çocuktum ve belki de bu yüzdendi aklıma kötü şeyler getirmemem.
İnsan aklına kötü şeyler getirmiyor diye kötü şeyler olmayacak diye bir şey yok değil mi? Öyleymiş, insan aklına getirmese de düşünemese de kötü şeyler olabiliyormuş ve olmuştu. Kenan Abi, A.’ya gidip hastaneye yattıktan bir hafta sonra ölmüş. Ne kadar kolay söyleyebildiğime şaşırıyorum şimdi ama şaşıracak bir şey yok aslında. O zaman da bana çok kolay söylenmişti ve bana da çok kolay gelmişti. Çocuklar ölümü anlayamıyor mu dersiniz? Sanırım evet. Ölümü anlayamıyorlar ama ölenin bir daha olmayacağını anlayabiliyorlar.
Anlayabildikleri ya da benim anlayabildiğim başka şeyler var ama. Mesela Hala’nın neden hiç evlenmediğini ve evlenmeyeceğini anlamıştım. Gözlerinde, son dönemde gördüğüm telaşın ve korkunun nedenini anlamıştım. İnsanın gözündeki telaşı gözyaşlarının silebildiğini görmüş, anlamış ve öğrenmiştim. Ağlamıştı Hala, postanenin bahçesinde çimlerin üzerine iki sandalye atmış oturuyorduk ve O ağlıyordu. Ben vardım sadece yanında. Bedenen, varlık olarak sadece ben vardım ama Kenan Abi’nin de orada olduğunu anladım sonra.
Hep varmış aslında, hep olmuş ve olacakmış. Ben bilmiyordum. Kenan Abi’nin bildiğinden de hala emin değilim ve artık öğrenme şansım da yok. Hala biliyormuş, hep de bilmiş. Yıllarca bilerek yaşamış ve yaşayacak. Kenan Abi Hala için hiç olmamış, olamamış. Hala isteyememiş bile. Nedenleri varmış, böyle olmalıymış, öyle olmalı. Bu yüzden susmak istemiş sonsuza kadar. Ölmek istememiş ama susmuş, susmak istemiş sonsuza kadar. Sonra ölüm gelmiş, Hala ölüm üzerine de susmak istemiş, sadece o an benim yanımda, belki bir de gece yatağına girdiğinde susamamış ve ağlamış ama hepsi bu…
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder