Bitiremiyoruz. Neden ki? Bitirmek, doğru düzgün, bitmeden, tükenmeden neden mümkün olmuyor ki? Neden bu kadar hastalıklı her şey? Senin suçun mu? Hiç sanmam. Hayır hayır, değil ve tamamen benim suçum. Böyleyim, bu benim ve hastalık derecesinde yaşıyorum her şeyi.
Tutkulu, tüm varlığımı katarak, hissederek, yağmurda sırılsıklam ıslanır gibi… Böyle olmak zorunda mı? Saçma bir soru bu. Zorunluluğu olur mu böyle şeyin? Doğası bu ya da başka türlüsü mümkün değil. Bu benim evet, zamansızım belki, bu çağa ait değilim ve işte anakronizm bu. Başka bir zamanda, ait olduğum, ait olacağım zamanda doğmak ve yaşamak ister miydim? Hayır! Kocaman bir hayır hem de.
Uğrunda ölebilecek kadar sevmek bir şeyi, başka hiçbir şeyi gözüm görmeden bağlanabilmek bir şeylere, tutkulu bir sevda, bu çağa ait değil… Bütün sorun bu işte, ait değilim ama yaşamak zorundayım. Ait değilim ama içindeyim ve içine çekiyor beni zaman, zamanımız. Senin zamanın bu, sana ait, sen ona aitsin ve ben bu yüzden, içindeyim, içindeydim ama hiçbir zaman sana ait değildim ve değilim.
Araftayım.
Seninle sevişirken özgür ruhum,
Senin dokunuşlarınla huzurlu…
Bu işte, beni kahreden. Bir kitabın sayfaları arasında eziliyorum bu yüzden. Ben böyle yazıyorum, yazar, kendimden genç birinin altına yattım diyor. Yatıyor ama çare değil. Belki sadece sevişirken öyle hissediyor, hissediyorum. Belki dokunuşlar huzur veriyor ama elini çektiği anda başlıyor tedirginlik. Bir arada kalmışlık, sınırda bir kişilik, güvensizlik…
Bitiremiyoruz. Neden ki? Ölmeyi bile beceremiyorum üstelik. Araf bu, boşuna söylemiyorum. Oradayım ve sana ulaşmaya çalışıyordum. Bir adım, iki adım ama orada durdum. Sonra yorulup yol kenarında uyumaya çekildim. Cennet, oradayım zannettim, uyanmış ve yürümüştüm yolu, bitmişti ve kavuşmuştum. Öyle zannettim ama rüyaymış ve ben attığım iki adımın ötesine hiç gidememişim. Bitti işte, aşk bitti, umutlar bitti, hayaller bitti, düşler bitti, güven bitti, saygı bitti, sen bittin, ben bittim, özlem bile bitti ve hepsinden öte hayat bitti. Ama yaşıyorum.
Evet sevgili dostlarım, yaşıyorum. Sizi bir şeylere ikna edemiyorum ve siz kazandınız. Ama sanmayın öyle güllük gülistanlık olacak her şey ve bazı şeylerin sözünü veremesem de uyanıyorum artık. Bu satırlarımı bile gözlerimde mahmurluk ya da uyku sersemliği sayın. Biliyorum arada kapanacak gözlerim, giderken belirsiz bir yolda şoför son durağa geldik diyene kadar kısa bir uykuya dalacağım ve uykuda sayıklayacağım.
Yine aynı yazarın sözleri yankılanıyor kulağımda. “İntihar etmeyeceksek, içelim bari” Ama ben içemiyorum bile. İçmeyeceğim de bir süre, sarhoş olmak istemiyorum. Uyandıysam eğer, uyanık kalmalıyım…
“Zihninde yeniden yaratamadığın her gerçek, seni teslim almış ve başkalarının zihninde yaratılmış gerçekliktir.” Böyle yazmışım sana ama sen de bir işe yaramadı… Demek bende de yaramamış ve ben yine eşikten döndüm. Senin zihninde yarattığın gerçeği kırmaya çalışırken, prizmaya girmiş bir ışık gibi paramparça oldu tüm düşünceler yeniden ve yine prizmaya girmiş ışık gibi dağıldı. İstemediğim yerlerde istemediğim renkler var artık. Ve o ışığın çıktığı kaynak parçalandı. Karanlık artık, kapkaranlık…
Karanlık ama ben uyanıyorum. Sen yoksun artık ve ben gerçeği zihnimde yeniden yaratıyorum. Ama bu defa benim gerçeğim olacak ve teslim olan ben olmayacağım. Sen de olmayacaksın. Yoksun zaten.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder