15 Temmuz 2008 Salı

Küfür (Öykü 13/2)

1. Bölüm (Saçak - Öykü 13/1)

2. Bölüm

Yeni uyanmış, yatağın içinde öylece duruyor Usta. Saati anlamaya çalışıyor ve ezan okunup okunmadığını bilmek istiyor. Birazdan, eli yerde, yatağın ucunda duran telefonuna uzanıyor ve el yordamıyla buluyor telefonu. Ezanın okunma saati ama emin olamıyor. Ta ki üstteki sokağın ana caddeyle kesiştiği yerdeki caminin imamının sesi duyulana kadar.
“Aziz Allah…”, sesiyle beraber yatakta bir kıpırdanma oluyor ama Ökkeş Usta’nın sesi değil bu. Demek karısı da uyanmış ve yatağın içinde ezanın sesini bekliyor. Ben gördüklerimi böyle yorumluyorum ama ezanın sesi o kadar yüksek ki kadın bu sese de uyanmış olabilir. Sanırım ben, ezan sesi duyulur duyulmaz kanının mırıldanmaya başlamasından dolayı uyanık beklediğini düşündüm ama artık bir önemi yok, uyandılar işte.
Önce kadın, sonra Ökkeş Usta doğrulup yatağın içinde oturuyorlar. Ezan okunurken yatmak iyi değil diye düşündüklerine yoruyorum bunu çünkü yatağın içinde sanki biri diğerini beklermiş gibi bir halleri var. Ökkeş Usta kalkıyor önce ve hiçbir şey demeden alt kata inen merdivenin altındaki tuvalete doğru gidiyor. Abdest alıp namaz kılacak, her sabah olduğu gibi…
Her sabah olduğu gibi, Usta’nın ardından karısı girecek tuvalete, sonra tuvaletin yanındaki banyoya o da girecek, o da abdest alıp namaz kılacak. Başlamışken aynı hızda devam edebilirim. Namaz bittikten sonra, Ökkeş Usta traş olurken, karısı bir yandan çay suyu koyup diğer yandan, yatağı toplayacak. O arada Metin ve karısı da uyanmış olacaklar ve Metin’in karısı kaynanası ile birlikte kahvaltı hazırlayacak ve kahvaltı bitince, erkekler işe gidecek, kadınlar da günlük işlerini yapacaklar…
Öyle olacaktı…
Çay suyunu koymuştu Ökkeş Usta’nın karısı ve Metin’in kızı Başak da uyanmıştı. Altındaki bezin etkisiyle paytak paytak yürüyerek yatak odasından çıkmış, avluyu aşmış ve merdivenleri tırmanıyordu. Şuna bir bakın, merdivenleri çıkışına, o kadar sevimli ki! Merdivenleri çıkarken, tırabzana tutunmuş ve basamakları o kadar yavaş çıkıyor ki her bir adımı için geçen sürede siz merdivenin tamamını çıkabilirsiniz. Ama her bir adımda, çıktığı her bir basamağın sonunda çok büyük bir zafer kazanmış gibi. Yoruluyor da ama bakışlarında bu yorgunluktan çok zafer okunuyor.
Tüm bunları yazarken dört beş basamak tırmanmış bile ve daha bunun üç katı kadar tırmanması gerekiyor. Zaman, eğer bir mücadele içindeyseniz çok çabuk geçiyor. Başak için de öyle oluyor ve o, geçen zamanın farkına bile varmadan, merdivenin son basamağına gelmiş bulunuyor.
Bu arada annesi uyanmış ve banyoya girmiş, yıkanıyordu. Babası ise yatakta, uyanık ama yataktan kalkmaya üşenir bir halde bekliyor. Karısı çıktıktan sonra Metin’in banyoya gireceğini sanıyorum ve şu anda yatakta onun çıkmasını bekliyor. Bu süre boyunca, beş on dakikada olsa kestirmeyi kendine kar sayıyor. Uykuya çok düşkün olduğundan değil ama bu sıralar atölyede işleri çok yoğun olduğundan, babasını eve yolladıktan sonra, saat on bire kadar kalıyor atölyede. Eve gelmesi, bir şeyler atıştırması, karısıyla iki çift laf etmesi ve sevişmesi derken geç saatlere kadar uyanık kalıyor. Şu andaki yatak keyfinin nedeni bu mu? Olabilir, yorgun çünkü.
Ökkeş Usta, karısı yatağı toparladığı sırada odanın diğer ucunda giyiniyor. Birbirlerini hiç görmüyor gibiler. Şöyle düşünün; elinizde bir kamera ile o anda o odada olanları iki kez üst üste çekiyorsunuz. Odada önce sadece Ökkeş var ve giyiniyor. Usta giyinip odadan çıktıktan sonra sıra çekimi bitiriyorsunuz ve ikinci çekime başlıyorsunuz ve bu defa odada tek başına Usta’nın karısı var ve yatağı ve odayı toparlıyor. Sonra da bu iki görüntüyü üst üste bindiriyorsunuz. Tam olarak böyle işte, bir odada iki insan var ve ikisi de kimse yokmuş gibi davranıyor.
Birbirlerini sevmediklerinden mi? Kesinlikle hayır! Severler yani birbirlerini ve onlar için başka türlüsü mümkün değildir. Ama onlar için hayat böyledir artık. Konuşacak bir şey yoktur, roller bellidir, herkes kendi rolünü oynar ve hayat devam eder. Üstelik Ökkeş Usta, sabah sabah, hele de afyonu bile patlamadan konuşmayı da birinin konuşmasını da sevmez. Asabi biri olduğunu anlamayın bundan, değildir ve hatta sabah sabah yüzünde özel hiçbir ifade yoktur.
Başak, zirve tırmanışını tamamlamış, çevresini gururla seyreden bir dağcı gibi şu anda. Tırabzanın, saçağın korkuluklarıyla kesiştikleri köşeye tutunmuş çevresine bakıyor. Bir dağcı, zirvedeyken, oraya çıkıp gururla çevresine bakarken, birilerinin, ne bileyim, mesela babasının ya da komşunun çocuğunun, iş arkadaşının, sevgilisinin orada onu görmesini ister mi acaba? Yüksekte olmanın, o çetin tırmanışı gerçekleştirmiş olmanın, bunu başarmış olmanın takdir edilmesini bekler mi?
Başak, merdivenin sonunda, korkuluklara tutunmuş çevresine bakarken, annesinin, babasının, ninesinin ya da dedesinin onu görmüş olmasını, onu alkışlamasını, onu ödüllendirmesini bekliyor mudur? Eğer öyleyse, şanssız saymalıyız çünkü onu kimse görmedi, kimse takdir edemeyecek Başak’ı, kimse alkışlamayacak. Herkes başka işlerle meşgul ve o yanlış zaman seçti bu takdir edilesi başarısı için. O da anlamış olacak ki böyle olduğunu bir süre sonra çevresine bakınmayı bırakıp yavaş yavaş, saçağın korkuluklarına tutunarak yürümeye başlıyor.
Giyinmiş Ökkeş Usta ve odadan çıkmak üzere, kapıyı açıyor ve telaşla Başak’a doğru koşup çocuğu kollarından tutup çekiyor ve karısına bağırmaya başlıyor. Başak, saçağın korkuluklarının arasına girmiş ve bir ayağını aşağı doğru uzatmışken yakalıyor Ökkeş Usta onu.
Karısı ne olduğunu anlamadan ve galiba çok önemsemeden, Usta’nın bağırışları arasında dışarı çıkıyor. Ökkeş Usta hala bağırmaya devam ediyor, Başak’ın ne olduğunu anlamayan şaşkın bakışlarının arasında. Başak bakıyor, ninesi bakıyor ve Usta bağırıyor. Karısı hala tepkisiz ve sessiz duruyor. Ta ki Usta küfretmeye başlayıncaya kadar. Karısı da bağırıyor artık ve Usta’nın dibine kadar geliyor, Başak hala hiçbir şey anlamadan bakıyor.
Aslında gün bile şaşkın, her gün aynı düzene alışmış olduğundan. Bu sessizlik bundan mıdır? Belki ve şu anda Ökkeş Usta ve karısının bağrışmalarından başka ses yok. Gürültüyle yataktan çıkmış ve avludan üst kata doğru bakan ve ne olduğunu anlamaya çalışan Metin’de sessiz. Metin’in karısı, banyoda ve olanları duysa da, sessizce işini bitirmeye çalışıyor. Hızlandı sadece biraz, o kadar.
Şimdi Başak, Metin ve ben hep beraber sadece izliyoruz olanları. Metin Usta, sinirine hâkim olamadı ve işi küfretmeye kadar vardırdı. Evet küfretti karısına ve bu andan sonra artık tartışmaları başka bir boyutta, ne Ökkeş Usta’nın Başak’ı o halde görmesinin ne bunun Usta’ya hatırlattıklarının ne sinirinin bir önemi var.
Usta’nın karısı bu konuda çok hassas ve kocası ona küfrettiği için nikâhının düştüğünü, artık onun karısı sayılmayacağını söylüyor ve bu da Usta’yı daha da çileden çıkarıyor. Evet, tam olarak bu ve artık sadece bu konuşuluyor aralarında. Kadın, Usta’nın artık kocası sayılamayacağını söyledikçe Ökkeş Usta iyice çileden çıktı ve ağzından çıkan, “boş olan o zaman lanet karı, boş ol, boş ol, boş ol” sözlerinin ardından Başak’ı kucağına alıp aşağı indi. Başak’ı babasının, Metin’in ayağının dibine bırakıp kapıyı çarpıp çıktı…

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder