18 Temmuz 2008 Cuma

Çözüm (Öykü 13/4)

1. Bölüm (Saçak Öykü 13/1)

2. Bölüm (Küfür Öykü 13/2)

3. Bölüm (İki Ayrı Yatak 13/3)



4. Bölüm

Gülmek ne güzel bir şey, gülebilmek, eğlenmek ve keyif almak hayattan… Güldürebilmek daha güzel, güldürüp birilerini güldürebildiğiniz için bundan keyif almak. Ama gülünecek, birilerini güldürebilecek durumda olduğunuzda bunun farkında olmalısınız ki keyif alasınız.

Böyle olduğu için de siz şimdi bir anlık sinirle Ökkeş Usta’nın düştüğü şu hale, iki gündür aradığı çarelere gülmeseniz iyi olur. En azından ben öyle yapıyorum, gülmüyorum. Zaten başka şeylere mutlu olamaz Usta ve bu yüzden eminim ki başkalarını mutlu etmek de umurumda değildir. Ama demiştim ve siz de görmüştünüz ya sinirli olabiliyor ve böyle olduğunda işin nerelere varabileceği belli olmuyor. Hem baksanıza şu haline; şu anda başını ellerinin arasına almış, atölyede kara kara düşünüyor.

Ne mi düşünüyor? Filmler de olur zannedilen ve izlerken gülüp geçtiğiniz bir şeyi, böyle bir durumda hülle yapılması gerektiğini ve bundan nasıl kurtulacağını. Ama sadece düşünmekle de yetinmiyor ve arada birilerine de soruyor ama sonuçta öyle farklı cevaplar alıyor ki ne yapacağını bilmezliği iyice artıyor. Mesela dün, esnaftan, bu tür konularda bilgili olduğunu düşündüğü, ovarlokçu Mehmet’in yanına uğradı ve derdini anlattı. Mehmet Usta, bu durumda yapılacak bir şey olmadığını ve yaptığının cezasını çekeceğini söyledi.

Sabahta, iş yaptıkları bir tekstil firmasının sahibinin, hukuk okumuş ama mezun olduktan sonra babasının işine devam etmeyi tercih etmiş oğlunu gördü mağazasının girişinde ve okumuş adamdır ve haktan hukuktan anlar diye bir de ona sordu. Faruk, efendi bir çocuktur ve Ökkeş Usta’yı hemen içeri davet edip bir çay söyledi ve dinledi onu. Dinledi dinlemesine ama ne Ökkeş Usta’nın ne de karısının onun sözünü dinlemesi mümkün değil. Zira Faruk’a kalsa, her ne kadar Usta’nın karısına küfretmesi ve ona bağırıp çağırması hoş bir şey olmasa da evliliği bozacak bir şey değildir ve kadın da boşanmayı istemedikten sonra evlilik bitmiş sayılmaz.

Bunlar iki uç örnek ama daha fazlası da var ve hepsinden bahsetmek mümkün değil. Normalde olsa, öyle çok konuşmayan, sohbetleri uzamayan Ökkeş Usta, şu iki günde o kadar çok konuştu ve o kadar çok sordu ki ne yapacağını insanlara Metin bile şaşırdı babasının bu haline.

Ama birilerine soran, danışan sadece Ökkeş Usta değildi. Karısı da, bir yandan kocasına inat etse de, ona bahsetmese de birilerine danışıyordu. Kocasını affetmek mi? Çoktan affetmişti ve yılların evliliğini bozmaya niyetli değildi ama önemli olan onun affetmesi, onun istedikleri değil tanrı katında affedilmekti ve bile bile böyle büyük bir günah işleyemezdi. Üstelik kocasının da bu konuda bir çare düşündüğünü, yaptığına çok pişman olduğunu biliyordu. Ökkeş Usta söylememişti tabi ki bunu. Şimdi ondan bu kadar bahsettikten sonra, gidip karısından özür dileyip ona pişman olduğunu söyleyeceğini düşünemeyiz her halde.

Demek herkes düşünüyor bu konuda ve tabi ki Metin’de… İşyerinde Metin, öğle yemeğini yemiş ve dışarıya bakan pencerenin önünde çayını içerken gazetenin sayfalarını çeviriyor yavaş hareketlerle. Gözünün bir ucuyla da sürekli sokaktan geçenleri, özellikle de kadınları gözlediğinden gazeteyi gerçekten okuyup okumadığından emin olmak zor görünüyor ama birden bire babasına dönüp heyecanla onu çağırınca iki işi aynı anda yapabildiğini anlıyorum. Demek dışarıdan geçenlere bakarken bir yandan da gazeteyi okuyabiliyormuş…

Metin’in gazetede dikkatini çeken ve heyecanla babasına seslenmesine neden olan şey bir gazete haberi. Öyle ülke gündemini ilgilendiren ya da işleri ile ilgili çok önemli bir haber falan görmüş değil. Hatta gördüğü haberi siz görseniz, okur, güler ve geçersiniz. Metin normalde olsa güler miydi? Belki ama tüm diğer haberler gibi geçeceği kesin. Bu defa geçmiyor çünkü haber babasıyla annesinin durumuna dair bir çözüm bulmasına neden oluyor. Haber, diyanetin alo fetva hattını arayanların sordukları sorulardan bahsediyor ve Metin’in aklına gelen ve babasına önerdiği şey de arayıp bir de oradan görüş sormak oluyor. O kadar kişiye sormasına rağmen tam olarak karar veremeyen Usta, hemen ikna oluyor bu fikre. Ne de olsa devletin kurumu ve onlara güvenebilir, öyle düşünüyor.

Belki de artık bu işi düşünmekten bıktığı için güvenmeyi tercih ediyor ama sonuçta yüzünde memnuniyet ifadesiyle, telefon numarasını bir kağıda yazarak çıkıyor hemen. Eve gidecek ve evden, karısının yanında arayacak alo fetva hattını ve ne derlerse onu yapacak.

Eve girerken bu rahatlamayı karısına belli etmek istemediği belli oluyor çünkü yüzünün ifadesi daha kapının önündeyken değişiyor ve içeri girdiği andan itibaren de bu son halini koruyor. Giriyor Ökkeş Usta eve ve onu görünce şaşıran karısına hemen açıklıyor niyetini. Kadın anlamaz ve kararsız bir halde bakıyor Usta’nın yüzüne ama kabul de ediyor. Şimdi telefonun başındalar ve Ökkeş Usta numarayı çevirip bekliyor.

Birazdan karşısına çıkan görevliye, durumu baştanbaşa anlatıyor. Anlatırken, suç işlemiş bir çocuk gibi kızarıyor yüzü. Oysa o kadar çok kişiye anlatmış ve fikrini sormuştu ki hiçbirinde böyle olmamıştı ve çok rahattı. Ama şimdi telefonda konuşurken, karşıdaki görevli tam olarak anlamak için ona sorular sorarken, poliste sorguya çekilen bir suçlu gibi davranıyor. Sadece sesi titremiyor, vücudu da eğilip bükülüyor mahcup ve korkak bir şekilde.

Ama konuşma ilerledikçe, Ökkeş Usta, kapının önünde bıraktığı memnuniyet ifadesini tekrar alıp yüzüne konduruyor. Çok büyük bir günah olduğunu söylüyor görevli ama bunları söylerken sinirli olduğu, öfkeyle konuştuğu ve sinirlenmesinin bir nedeni olduğu için nikâh düşmezmiş, karısı hala helali sayılırmış ve hülleye gerek yokmuş. Ama yine de bir hoca bulup nikâh tazelemelerinde fayda varmış. Bir de Usta'nın kırk tane açı doyurana kadar yine de karısına yaklaşmaması gerekiyormuş ve yemek yedirdiği açlara bu yemeği niye dağıttığını da söylemeliymiş... Velinimetinin önünden dualar ve şükranlar eşliğinde eğile eğile uzaklaşan bir hizmetkâr gibi dil dökerek ve konuşurken telefonun başında olmasına ve karşıdaki kişinin kendisini görmeyecek olmasına rağmen eğilerek kapatıyor telefonu.

Karısı da kendisi de memnun ve Ökkeş Usta telefonu kapattıktan beş dakika sonra çıkıyor hemen evden ve atölyeye doğru gidiyor. Nikah işi kolay, evin yakınındaki camiye gidip imamla konuşup halledebilir. Ama şimdi bir an önce kırk tane açı doyurması gerekiyor.

Atölyeye girdiğinde durumu anlatıyor Metin’e ve kalfalardan birini bir çırakla beraber ilerideki sokağın köşesindeki dürümcüye yolluyor. Saat ikiye geliyor ve öğle yemeğine gelenler yavaş yavaş azaldığından sakin olan dürümcüde hemen hazırlanıyor dürümler. Bu yüzden on beş dakika bile sürmeden geliyor dürümler. Kalfaya yukarıdan seslenen Usta, hiç yukarı çıkmamasını, dürümleri orada bırakmasını söylüyor. Yoldan geçenlere aç olup olmadığını sorup dağıtacak dürümleri bir an önce.

Ah be Usta, ne vardı bu kadar acele edecek. Saat iki buçuk bile olmadı ve insanlar yeni yediler yemeklerini. Tabi ki almaz o çocuklar yemeği ve sen dil dökmek zorunda kalırsın öyle. Şu on yaşındaki çocuk karşısında düştüğün duruma baksana. Sokaktan geçen ve o civardaki atölyelerden birinde çalışan bir çocuğu zorluyor Usta, ye olum ne olacak yeni yediysen, bir tane daha ye, bak bu sevap diye dil döküyor ama çocuk istemiyor. Büyüklere de yediremez şimdi o dürümleri; zira bu yemeğin ne anlama geldiğini açıklamak zorunda.

Bitirecek ama o dürümleri Ökkeş Usta, onları yiyecek kırk tane aç bulacak ve hepsine tek tek anlatacak nikahının buna bağlı olduğunu…

Son

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder