9 Temmuz 2008 Çarşamba

Kaygı (Öykü 12)

İnsanların evine öyle gece yarılarında girmek hoş değil. Bir hırsız gibi sessiz olmak, sahip olmadığın şeylere sahip olmaya çalışmak, insanların en mahrem ortamlarında bulunmak ve bu cüreti kendinde bulmak yadırganası bir davranış.

Peki, neden yaptım o zaman? Neden gecenin üçünde, sessizce, sevdiğim bir arkadaşımın, Hakan’ın evine girdim? Üstelik tüm kapılar kilitli, bu temmuz sıcaklarında tüm pencereler örtülüydü ve ben usulca koridoru geçip odasına doğru gidiyordum. Gecenin üçüydü, dün geceydi ve ben bu yüzden uykusuzum.

Evet, uykusuzum çünkü uyku tutmadı, uyku tutmadı ve ben tam uyudum derken, Hakan’ın evinde buldum kendimi. Çok mu özledim acaba onu? Ya da tam uykuya daldığımı zannettiğim o kısacık anda, rüyamda onu gördüğüm için mi aklıma geldi de gidiverdim evine? Özlemişim olmalıyım. Şair “özlemek dostluktandır” gibi bir şey söylüyordu ve ben Hakan’ı dostluğumdan öte bilmiyorum, sadece iyi bir arkadaş, iyi bir dost ve bu da benim özlemem için yeterli.

Neyse ne, doğru ya da yanlış ama ben sonuçta gecenin o saatinde Hakan’ın evindeyim ve koridordan odasına doğru sessiz adımlarla, sanki ayaklarım yere değmiyormuş gibi ilerliyorum. Giriş kapısı, balkon kapıları kilitli, pencereler örtülü ve hava gecenin bu saatinde bile cehennem gibi sıcak ve ben daha koridordayken, kapıya yaklaşırken bile eminim, Hakan’ın yattığı odanın kapısının da kilitli olduğundan. Evlense de çocuğu bile olmuş olsa, değişmez bu adam.

Kilitli kapının ardına, odaya, Hakan’ın yattığı odaya giriyorum biraz sonra. İçerideyim. Dikdörtgen şeklinde bir yatak odası burası ve bilindik, yatak odasında bulunabilecek tüm eşyalar var: İki kişilik bir yatak, tuvalet aynası, iki etajer, altı kapılı ve kapıları aynalı bir gar dolap vs… Fazladan bir tek bebek yatağı var, yatağın hemen yanında ve tuvalet aynasının önüne konulmuş ama bebek yok yatakta.

Yatağa bakıyorum, sadece bebeği ve Hakan’ın eşi Derya’yı görebiliyorum ilk bakışta. Ayıplayanlarınız olabilir gecenin bu saatinde evli bir çiftin yatak odasında olmamı; ama inanın bana kötü bir niyetim yok. Niyetim de benim kadar iyi. Hatta diyebilirim ki bir niyetim bile yok. Öylesine, buradayım ve bir bakıp gideceğim birazdan, o kadar. Uykum gelir zaten yakında ve ben uykusuzluğa hiç gelemem. Böyle düşünüyorum.

Gözlerim, gecenin karanlığında, yatağın yanındaki, bebek yatağı ile yatak arasındaki karartıyı fark ediyor sonra. İşte o, orada benim sevgili arkadaşım, yatağın yanında. Başını yatağa dayamış, yüzü bebeğe dönük, ayakları yere bükülmüş otururken uyuyor öylece. Kollarından biri başının altına bir yastık gibi kıvrılmış ve diğeri bebeğe uzanmış, eli bebeğin bacaklarının üzerinde duruyor. Bacaklarındaki ve kollarındaki uyuşmayı hissediyorum şimdi. Kolunun izi çıkmış yüzü de ter içindedir eminim.

Yatmadan önce Derya ile bir kez daha kavga etmişlerdir pencereleri ve kapıları böyle sıkı sıkıya kapattığı için. Dinlemez ama Hakan, söz geçiremezsiniz bu konuda ona. Evinin, sırf bu yüzden ikinci kat olması bile açtırmaz, açtıramaz o pencereleri. Hele balkon kapılarını asla!

Şimdi, şu haline bakınca, kızının hasta olduğunu düşünürsünüz önce. Hasta değil ama, olmasından korkuyor. Dün Derya, arkadaşlarıyla parkta otururken, bebek acıkınca, bakkaldan süt almış ve onu içirmiş. Eve döndüklerinde sütün tadına bakan Hakan, acı bir tat almış ve son kullanma tarihi geçmemesine rağmen bozuk olabileceğinden şüphelenmiş. “Ya zehirlenirse?” diye bir endişe içerisinde ve eminim ki bu şekilde, oturur gibi yatarak, en ufak bir seste hemencecik uyanabilmeyi umuyor. Bereket beni fark edemez ve şimdi böyle ayakları uyuşarak, ter içinde boğularak da olsa mışıl mışıl uyuyor.

Bu yüzden mi uykum gelir de giderim diye düşünürken, bekledim tan ağarana kadar. Uyusun istedim ve onun yerine beklemeye karar verdim. Belki de buraya, gecenin bu saatinde, bu yüzden geldim. Kaygı bu ve biraz da böyle bir şey; silsile gibi, başakların üzerinden savrulan rüzgarın dalları eğmesi gibi, boyun eğdiriyor insana ve hemencecik bulaşıveriyor.

Nedeni neyse ne, niye geldiysem geldim, sonuçta bekliyorum başuçlarında ve onlar uyanmadan hemen önce gideceğim, geldiğim gibi, usulca. Gittim, bebek huzurlu uyandı güne. Gece bir iki ağladı ama ben pışpışlayıp uyuttum hemen, Derya ve Hakan uyanmadan.

Ben uykusuzum dünden, ama huzurluyum. Hasret de huzursuz eder adamı, kaygı gibidir. Hasret gitti, ben gittim, bebek huzurlu uyandı güne. Hakan sabah olduğunu anlayınca, telaşla bebeğe bakmıştır önce. Onun yatağın içerisinde uyanmış ve ona bakan gözlerini görene kadar da geçmemiştir telaşı. Huzurludur ama şimdi. Derya mı? Onun huzuru, Hakan’ın huzuru biraz da. Derya’nın hala uyuyan yüzüne baktığında, yüzünde gördüğü huzur…

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder