Yaklaşık 40 kilometrelik, sınır boyunu geçtikten sonra etrafı tarlalarla çevrili bir yol var önümüzde. Çok verimli bir arazisi vardır Amik Ovası’nın ve geniş bir ürün çeşitliliğine sahip. Hatay’da çekilen Asi dizisindeki çiftlikler ve sonradan tarım dışı sektörlere de adım atmış bulunan zengin çiftlik sahipleri de gerçektir anlayacağınız. Yine yeri gelmişken, tarım yaygın olduğu için şu türküde geçen “arpa buğday zamanı” yapılan düğünler de gerçektir.
Tarlaların arasından geçiyoruz ve çirkin binalar görünmeye başlıyor gözümüze. Şehre girmek üzereyiz ve giriyoruz. Daha hemen girişte, çirkin binaların arasından bir yola saparak Saint Pierre Kilisesi’ne varıyoruz. Burası dünyanın ilk kilisesi kabul ediliyormuş ve 1963 yılından beri de hac yeri sayılıyormuş. Ben uzunca bir süredir buraya gelmek, içini gezmek istiyordum. Ama yine mümkün olmuyor, çünkü üç buçuk aydır tadilattaymış. Biz sadece dışarıdan çektiğimiz birkaç fotoğraf ve kilise girişindeki muhteşem Antakya manzarası ile yetinmek zorunda kalıyoruz. İnternette çok rahat bulunabilecek bilgileri tekrarlayarak kirlilik yaratmayı sevmiyorum. Bu yüzden kilise hakkındaki ansiklopedik bilgiler için bağlantıya bakmanızı öneriyorum.
İnsanın kısmeti bir yerden kapanırsa başka bir yerden açılırmış diye, yine saçma bulduğum bir inanış vardır ama bu kez bizim için de böyle olduğunu kabul etmek durumundayım. Zira, Saint Pierre Kilisesi kapalı olduğu için canımız sıkkın olarak ayrılsak da şehir merkezine varıp Antakya Hıristiyan Rum Ortodoks Kilisesi gittiğimizde yapılan ayinin orta yerine yetiştik. Gittiğimiz gün olan 29 Haziran tarihi, Saint Pierre Bayramı olarak kutlanıyormuş ve yetiştiğimizi söylediğim ayin de bu kapsamda yapılıyordu. Daha önce, Almanya’da, benzer bir iki etkinliğe şahit olsam da yine de benim için ilginç bir deneyim olduğunu söylemeliyim.
Sanırım en fazla Hıristiyan nüfusa sahip ilimiz Hatay. Hatta nüfusunun tamamı Hıristiyan olan köyleri bile var. Ayrıca vakti zamanında ne kadar gündem olmuştu bilmiyorum ama İskenderun’un Arsuz beldesinin belediye başkanı, Türkiye’nin tek Hıristiyan belediye başkanıdır.
Antakya, dünyanın en büyük ve en zengin ikinci mozaik müzesine sahip ve kesinlikle gidilmesi ve görülmesi gereken bir yer ama biz bunu ikinci bir sefere erteliyoruz. Bir süre sonra, Saint Pierre Kilisesi’nin de tadilatı bitince tekrar gelmeye karar vererek, Harbiye’ye, şelalelere gidiyoruz.
Başından beri yıllarca bir şeylerin değişmemiş olmasından şikâyet eder bir tarzda bahsediyorum ya, şimdi bir kez daha kendimle çelişmek durumundayım. Çünkü şelalelerin ve oradaki piknik yerlerinin değişmemesine seviniyorum bu kez. İlk gittiğim ve şimdi hayal meyal hatırladığım zamanlara kıyasla, sular azalmış ve biraz da kirlenmiş olsa da indiğimiz dik yokuşta, yol üzerindeki çukurları bile hatırlıyor gibiyim ve bu beni mutlu ediyor. Onlarca işletmeye bölünmüş piknik yerlerinden biriyle anlaşıp kiraladığımız masaya oturduğumuzda, iş arkadaşlarımla sohbetlerin arasında, ara ara ama yoğun bir şekilde çocukluk anılarımı yaşıyor gibiyim.
Her taraftan sular akıyor ve oturduğumuz masalar akan suların içerisinde. Ayakkabılarımızı çıkarıp öyle oturuyoruz ve buz gibi suyun içerisindeyiz. Çocukken özenir miydim bilmiyorum ama daha sonra bir iki kez aklıma geldiğinde, ayaklarım o suyun içerisindeyken içmenin çok keyifli olacağını düşünmüştüm. Öyleymiş ve benim, zihnimde çocukluk anılarıma yaptığım ziyaretlerde, ara sıra sohbet aralarında geçmişe dalmalarımda alkolün de etkisi var belki.
Gittiğim yerlerde, bilmem ne hatırası gibi şeyler almak gibi huylarım yoktur pek ama yine kendimle çelişiyorum. Şelalelerde geçirdiğimiz dört beş saati hatırlatacak bir şey olsun istiyorum. Aşağı inen yol boyunca, takı ve hediyelik eşya satan tezgâhlar var. Ben pek zevkli şeyler olduğunu düşünmüyorum ama yine de kendime, bir tane deri bileklik alıyorum. Anılarımı, o bilekliğe kazımak isterdim ve öyleymiş gibi davranıyorum.
Birkaç gündür, hep o kolumdaki bilekliğe bakıp gece yatarken de ona dokunarak uyuyorum…
Alanya'da dimçayında öyle çayın içinde restorana ait masalar var suyun çok yüksek olmadığı yerde,ayakların suda yemek yiyosun,içiyosun nefis oluyo.
YanıtlaSilbi de suyun içine kurulan salıncaklar var ki harika bişey.off orda olmak vardı şimdi :)