Mehmet Eroğlu’nun Kusma Kulübü’nü okudunuz mu? Ben okuduğum dönem ve sonrasında çok arkadaşıma tavsiye etmiştim ve fark ettiğiniz üzere hala da ediyorum. Zira bu kitaptan sonra, yazarın on tane kadar olan tüm kitaplarını alıp kısa bir zamanda okumuştum. Gerçi genel olarak öyle yapmaya çalışırım, bir yazarı beğendiysem eğer, tüm külliyatını bulup okurum. Kimisi bunu anlamsız bulup “hamallık” olarak görebiliyor ama ben bulmuyorum. Ne gerek var aslında “ ben bulmuyorum” yazmaya değil mi? Böyle yapmıyorsam, anlamsız bulmuyorum demektir sonuçta. Hep böyle gereksiz yere sözü uzatmamız, hep insanlara yaptığımız şeyleri açıklamak zorunda olmamız ve bu açıklamaları gereksiz yere uzatmamız nasıl da bir acziyet değil mi?
Şimdi bu kitap aklına nereden geldi diye sorsanız, çok zor olur anlatması ve bu yorgun adamı daha fazla yormayacak kadar vicdan sahibi olduğunuzu var sayarak, beni zorlamayacağınızı umarak, anlatmıyorum. İnsan zihni ne garip işte, nereden aklıma geldiğini açıklayayım derken, kitaptan aklıma gelen şeyi yazmış oldum. Evet tek kelime ile bu kitaptan aklımda kalan şey bu: vicdan!
Eğer hafıza-i beşer nisyan ile maluldür sözü doğru ise benim hafızanın beşeri tamamen nisyandan ibaret demek ki! Ne anlatacaktım, ne anlatmaya başladım. Bereket versin erken fark ettim ve yine bereket versin ben pratik bir insanım. Ben size aslında dün gece katıldığım bir kına gecesinden bahsedecektim. Başlamadan sorayım: düğünleri sever misiniz? Şu düğün salonunda yapılan, hemen hemen birbirlerinin aynı ritüellerden oluşanlarını kastediyorum. Sevmez misiniz? Neden? Hani neden diyorsam, neden sevmediğinizi düşünün diye diyorum. Yoksa nedeni beni ilgilendirmez. Neden sevmediğinizi neden mi düşünmenizi istiyorum? Çünkü insan bir şeyi neden sevmediğini düşünmeye başlarsa çoğunlukla sevecek bir şeyler de bulur. Hele, bunu sesli olarak, yanında sevmediği şeyi seven biriyle birlikte yapıyorsa, ibrenin sevmek tarafına dönmeye başlayacağını garanti edebilirim. Yeri gelmişken hemen beni sevmeyenlere de beni neden sevmediklerini sorayım ve onlar da cevap aramaya başlasınlar ki beni sevmeye başlasınlar…
Ukala mıyım? Ne alakası var! Ben de hepiniz gibi sevilmeyi seviyorum. Hem ben gerçekten de sevilecek biriyim. Siz bakmayın beni terk eden, aldatan sevgililerime, onlar hep pişman oldular ama son pişmanlık fayda vermedi. Hatta bir süredir yeni sevgililerimi, sırf bu yüzden mutlaka şu rock bara götürüyorum. Orada bir grup var ve ben ne zaman gitsem programlarında, “son pişmanlık neye yarar” şarkısını hep çalıyorlar. Zaten baktım çalmayacak gibiler, ben de tuvalete gidiyormuş gibi yapıp peçeteye şarkıyı yazıp gizlice istekte bulunuyorum ve ben oraya gittiğimde çalmaları rastlantı değil zorunluluk oluyor. Sonra bağıra çağıra, sevgilim ya da sevgili adayımla beraber bu şarkıyı dinliyor, sonraki günlerde de bir punduna getirip “aşkım bu bizim şarkımız olsun” diyorum. Eee, baştan bilsin de son pişmanlığın fayda etmeyeceğini, beni terk etmeye de aldatmaya da kalkmasın.
Düğün diyordum ama diyemedim ve sırf bu gevezeliğim yüzünden bak kaç tane okuyucumu kaçırdım. Kaç kişi kalmışsınız? Neyse, bizim için nitelikli çoğunluk önemli ve ben aslında lafı bu kadar uzatarak, sabır testi yapıyorum. Benim için en değerli nitelik, en değerli erdem sabırdır çünkü. İnanmadınız değil mi sadece bu yüzden lafı bu kadar uzattığıma? Siz nedenine inanın inanmayın ama ben uzattığıma inanmaya başladım. Bu yüzden yazacaklarımı kısaca yazmak zorunda kalacağım.
Eğer gittiğiniz düğün kentin kenar mahallerinden birindeyse, insanlar düğünde adet yerini bulsun diye değil, gerçekten eğleniyorlar. Hatta diyebilirim ki bazen insanların tek eğlencesi düğün olabiliyor ve bir düğün olsa da gidip eğlensek diye bekleyebiliyorlar. İkincisi, kadınların abiye olarak giydikleri kıyafetler büyük şehirlerdekilerin gündelik olarak giydikleri kıyafetler. Bununla da alakalı olarak sizin için sıradan ihtiyaçlar onlar için lüks olabiliyor. Örneğin, kendi düğününün fotoğraflarını çekmek için bile fotoğraf makineleri olmaması çok acı! Düğün yöneticilik yaptığım şirketin bir çalışanının olduğundan tüm gece gönüllü fotoğrafçılık yaptığım için biliyorum. Üçüncüsü, gece geç saatte evlerine dönmek zorunda olduklarından, eve giderken araç olmadığı için yürüyeceklerinden, yürürken taciz edilmek istemediklerinden, kadınlardan bazıları düğün için giydikleri kıyafetleri düğün salonunda değiştirip öyle gidiyorlar. Dördüncüsü, son zamanlarda gittiğim tüm düğünlerde, alışılmış oyun havası ve halay faslından sonra disko müzikleri çalmaya başlıyor ve düğünler bu şekilde bitiyor…
Daha yazacaklarım vardı ama maalesef yerim kalmadığından bitirmek zorundayım. Ne, ne dediniz? Hele şükür mü? Hele şükür bitirebildin mi diyorsunuz? Öyle olsun ve canınız sağ olsun diyeceğim ama madem sıkıldınız niye buraya kadar okudunuz ki kardeşim? Neyse, sinirlendim şimdi ama yine de siz sevgiyle kalın!
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder