28 Temmuz 2008 Pazartesi

İçeride ve Dışarıda (Öykü 14/3)

1. Bölüm (İş - Öykü 14/1)

2. Bölüm (Virüs - Öykü 14/2)

3. Bölüm

Dışarı çıkıyorum, her dışarı çıktığımda daha fazla içime dönüyorum. Dışarı çıkıyorum, insanların içlerini içlerinden çıkarıyorum. Dışarı çıkıyorum, kendi içimden dışarı çıkamıyorum.

Sokaklar, evler, arabalar, eşyalar, hayvanlar, bitkiler, insanlar… Hepsini içimde taşıyorum ve içimde birden fazla hayat yaşıyorum ve üstelik adımımı bile atmadan, şu binadan hemen hiç çıkmadan oluyor tüm bunlar. Yatağıma ya da okuma koltuğuma uzanıp ayaklarımı uzatıp bir hayatın detaylarını, belleğini kaybetmiş birinin geçmişinin izlerini aranışı gibi arıyorum. Bulduklarımı kaydediyor, kaydettiklerimden bir bütün, bir hayat yaratmaya çalışıyorum ve bu konuda gittikçe daha başarılı oluyorum.

Tıpkı bir roman yazarı gibiyim. Yazdıkça kalemi kuvvetlenen ve daha çarpıcı, daha etkileyici ve daha yetkin bir anlatım yakalamış bir roman yazarı gibi. Onların yaşları ilerledikçe, ortaya koydukları ürünleri yetkinleşiyor ama bazen öyküler zayıflamaya başlıyor. Hayır kurgular değil zayıflamaya başlayan, hatta kurgular da yetkinleşiyor ama bir tür heyecan yitimi yaşanıyor olsa gerek.

Bir önemi yok, yanlış bir benzetme de olmuş olabilir bu. Zaten ben asıl olarak şunu anlatmaya çalışıyorum ki ben gün geçtikçe yaptığım işin teknik boyutlarında yetkinleşmekle beraber içerik boyutunda zayıflamaya başlıyorum.

İlk yıllarda, hem ölülerin beyinlerinden topladığımız anı kırıntıları daha azdı hem de bu anı kırıntılarını kullanarak benim beynimde yarattığım kurgular gerçeğe daha uzaktı. Her hangi bir cinayet ya da intihar vakasını yine aydınlatabiliyor ve nedenleri ortaya koyabiliyorduk ama bu sadece polisin işini kolaylaştırıyordu. Oysa bunca çaba ve harcanan onca paranın sadece basit polisiye olayları çözmek için olamayacağını tahmin edebilirsiniz.

Daha fazlasını bekliyorlardı ve daha fazlasının olabilmesi için ekipteki arkadaşların, kullanılan virüsün ve teknolojinin hepsinden öte de benim daha fazla yetkinleşmemiz gerekiyordu. Ben bilmiyordum ve üzerine düşünmemiştim ama şimdi düşününce kurumun ve bu projeye destek verenlerin benim daha fazla yetkinleşeceğimi ve gün geçtikçe daha gelişmiş bir beyne sahip olacağımı tahmin ettiklerini, hatta buna yatırım yaptıklarını anlayabiliyorum.

Ürperiyorum yeniden. Korku mu bu? Defalarca, insanların yaşadıkları korkuların onların beyinlerinde bıraktığı izleri sürmüş ve tüm gerçekliğiyle, ben yaşamışım gibi beyninde yeniden yaratmış biri olarak içimde bulunduğum durumun, şu anda hissettiğim şeyin ne olduğunun farkında olamamam ve bu duruma bir ad koyamamam çok garip doğrusu.

Hem de iki boyutlu bu gariplik ve ben birinci boyutu sanırım biraz önce söylemiş oldum. Öte yandan bir de ikinci yanı var, ikinci bir boyut. Şu ki, demek ki ben de memurlaşmışım, gözlerimi kapatmış ve vazifemi yapmışım. İroni bu olsa gerek ve bu deyimdeki gözlerini kapamak ve vazifeyi yapmak denen şey benim için bir metafor bile değil, tam da işimi yapma yöntemim.

Odamda, oturarak ama genel olarak uzanarak, ölünün beyninden toplanan kırıntılar benim beynime aktarıldıktan sonra gözlerimi kapatıp zihnimde yaşanmış bir gerçeği, kurgusal olarak yeniden yaratmaya çalışıyorum; yatıyorum, gözlerimi kapıyorum ve vazifemi yapmış oluyorum.

Demek ben, insanların beyninden defalarca kez korkuyu yakalamış olan, onu tanımlayıp beyninde yeniden yaratmış olan biri olarak korkunun nasıl yaşandığını, korktuğumda nasıl hissettiğimi bilemeyecek biri olmuşum. Belleği bu kadar gelişkin biri olarak korkunun nasıl bir şey olduğunu unutmuşum…

Yine ara vermek zorunda kaldım. Durdum ama beynimin içinde bir şeyler durmadan dönüp durdu. Tüm korkularımı, çocukluğumdan başlayarak yeniden bulmaya, belki de keşfetmeye başladım ve bunun nasıl katlanılamaz bir şey olduğunu tahmin bile edemezsiniz. Şu anda yazmaya yeniden başlamak, yine bir kurtuluş, yeni bir kaçış oldu benim için ve kaldığım yere, korktuğum ana dönmeye ve oradan anlatmaya devam etmeye çalışıyorum.

Demek bu projenin ve benim daha da gelişeceğime, daha da yetkinleşeceğime ve beynimin içinde yarattıklarımın, yeniden kurduğum gerçeğin, gerçeğe daha yakın ve hatta ondan daha gerçek olacağına yatırım yapmışlar ve bunu beklemişler sabırla.

Acaba benim, gerçeği daha gerçek olarak yeniden yaratabilmem için, bu yaşadıklarımı içselleştirmem gerektiğini ve az önce korkumu tanımlayamayarak fark ettiğim şey üzerinde düşünerek, vakaları sadece yeniden yaratmakla kalmayıp beynimin içinde yeniden yaşamaya başlayacağımı da hesap etmişler midir? Eğer bu olursa, benim, o beynime nakledilen anı kırıntılarını sadece analiz etmekle kalmayıp yeniden yaşayarak, ölünün beyninin sistematiğini elde ederek, daha da kusursuz yaratımlar ortaya koyacağımı da düşünmüşler midir?

Onlar ne düşünürse düşünsün, ne düşüneceklerse düşünsünler, ben artık düşünemiyorum. Şu anda yaptığım şey, yaptığım işi anlatmak daha fazla düşündürdüğü, anlattıkça her şey benim için daha da içinden çıkılmaz bir hale geldiği için daha fazla devam edemeyeceğim. Oysa ben, sadece ama sadece yaptığım işi anlatmak için çıkmıştım yola ve en fazla incelediğimiz vakalara dair, onların beyinlerinin içinden geçenlere dair örnekler aktaracaktım.

Olmadı ama ve şimdilik de olamayacak. Belki bir süre sonra, yeniden deneyebilirim bunu yapmayı ama artık şu anda değil. O zaman ne durumda olurum, daha mı iyi daha mı kötü olur bir şeyler benim için bilmiyorum. Bildiğim bittiğidir, bilmediğim, bitip bitmediğim…

Şimdilik SON…

Not : Bu öyküye, ileride yeniden, başka boyutları ile dönebilirim. Dönemezsem bilin ki sözümden dönmüşüm…

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder