3. Bölüm
İnsanoğlu bu, anlamak çok zor. Hadi anladık, çözümledik diyelim; kavramak, mental bir açıklamada bulunmak ne mümkün. Sadece noktaları birleştirebiliyoruz ama ortaya çıkan şeklin ne olduğuna dair hayal gücümüzün sınırlarını zorlamaktan başka bir şey yapamıyoruz. Şimdi, az önce o kadar laf eden, bağıran çağıran, küfreden, kapıyı çarpıp çıkan ve tüm bunları yaparken de gerçekten samimi olan Ökkeş Usta’nın kapıdan çıkar çıkmaz ki hali de nedir böyle?
Şu beyaz, Şahin marka otomobile binen adamdan mı bahsettim ben az önce? Gayet sakin bir şekilde arabanın kapısını açan, kontak anahtarını yerleştirip çeviren, arabayı vitese takan ve hareket ettiren adam mıydı az önce bağırıp çağıran? Elimizdeki, bana zaten inanmak zorundasınız ama, benim anlatımım dışında tek kanıt o arabada bir kişinin, Metin’in eksik olması. İçeride yaşananların gerçek olduğunu, o yaşananların başrolünde Usta’nın bulunduğunun tek göstergesi şu an için bu. Zira aynı işyerinde çalıştıklarından, her sabah, Metin ve babası, arabayla birlikte gidiyorlar işe.
Demek Metin bugün dolmuşa binmek zorunda kalacak. Öyle de yapıyor.
İnanılır gibi değil ama evde de durum aynı. Sanki hiçbir şey olmamış gibi Ökkeş Usta’nın karısı sofra hazırlıyor, Metin banyoya giriyor, karısı banyodan çıkmış kaynanasına yardım ediyor ve bir yandan da Başak’la ilgileniyor. Burada iki şey dikkati çekiyor, birincisi, Ökkeş Usta’nın yokluğu, ikincisi Başak’ın hali.
Çocuklar çok kolay unutuyorlar her şeyi, öyle zannediyoruz ve belki de davranışsal olarak böyle; ama ya iç dünyaları ve bunun ileriki hayatındaki etkileri? Gelecekte ne olacağını bilemeyiz ama şu anda, çocuğun, normal hayatına devam etmekle, hiçbir şey olmamış gibi davranmakla beraber, davranışlarının hafif ürkek ve hesaplı olduğunu söyleyebiliriz. Tedirgin ve bu her günkü hali değil.
Metin evden çıkıyor şimdi ve ana caddeye çıkıp dolmuşa binecek. Yüzünde ne bir kızgınlık ne de bir yakınma var. Sanki her gün dolmuşla gidiyor ve eğer biz onu arabada, babasının yanında görsek şaşıracağız.
Metin, işyerine gidiyor. Babası orada, her gün yaptığı şekilde, su bardağıyla çay içerken, sigarasını tüttürüyor. Çok değil daha bir saat kadar önce olanları bilmeyen biri sigarasının dumanını içine çekerken, of çeker gibi bir hali olduğunu ya da çay bardağına bakarken çayın içinde bir şeyler seyrediyormuş gibi olduğunu fark etmeyebilir. Ben fark ediyorum ve içinde bir huzursuzluk olduğunu anlıyorum. Demek o kadar da rahat ve umarsız değil.
Dört katlı bir binanın birinci katındaki bir atölye burası. Her katta önünde korkuluk bulunan birer kapı var. Bu kapılar atölyelere malzeme çıkarmak için kullanıyor ve kapıların tepelerinde, carısgal denilen, motorlu çekecekler bulunuyor. Atölyelerin içi çok sıcak olduğundan yazın bu kapılar ardına kadar açık ve önlerine tabure atıp oturuyor çalışanlar. Ökkeş Usta’nın oturduğu yer de böyle bir kapının dibi ve ben kapının önündeki korkuluğun demirlerinin ardından görüyorum Ökkeş Usta’yı.
Dar bir sokağa girer girmez, sağ tarafta yer alan kapıdan giriliyor binaya. Bir korku filmi çekilecek olsa, bundan daha iyi bir mekân bulunamayacağına eminim. Kapı girişi, merdivenler pislik içerisinde ve ne ararsanız var denir ya, aynen öyle: Boş bobinler, iplik, kesik kazak parçaları, boş bisküvi paketleri, plastik su şişeleri, buruşturulup atılmış sigara paketi, olmazsa olmaz sigara izmaritleri… Duvarlar lekelerle dolu ve yer yer sıvaları dökülmüş. Bu binanın o ağır makineleri nasıl taşıdığını düşünmemek elde değil, anlamak ise imkânsız.
Merdivenleri çıkıp atölyeye varana kadar, Ökkeş Usta çalışmaya başlamış bile. Diğer işçiler gelir gelmez başlamışlardı zaten. Pres ütünün başında iki kişi, diğer ütünün yanında da Metin var ve Ökkeş Usta, ütüye girecek parçaları, onların ellerinin altına doğru iteliyor. Her şey her gün olduğu, olması gerektiği gibi yürüyor ve gün bu şekilde bitiyor.
Ökkeş Usta da olanları unutmuş gibi görünüyor. Karısının da unutmuş olacağını umduğundan olabilir. Eve gittiğinde de hiçbir şey olmamış gibi davranıyor ama hiçbir şey olmamış gibi değil. Bunu eve girdiğinde anlaması mümkün değil, akşam yemeği yenirken de öyle. Gerçi ortam biraz sessiz ama karısı surat asmıyor. Daha doğrusu özel herhangi bir ifade yok yüzünde. Avluda yiyorlar yemeği ama buna rağmen çok bunaltıcı bir sıcak var. Peki, evin içinde, hem de bu sıcakta neden başındaki yemenisini iyice örtmüş ki karısı? Bunu Ökkeş Usta da düşündü mü? Bakışlarında buna dair herhangi bir değişiklik görünmüyor.
Sadece bu ve bunun dışında her şey normal görünüyor. Birazdan yaz geldiğinden beri avluya taşınmış olan televizyon açılıyor ve kadınlar sofrayı toplarken, Ökkeş Usta ve Metin, televizyonun karşısına kuruluyor. Ökkeş Usta’nın keyfine diyecek yok. Bunu öyle güldüğü, eğlendiği için falan söylemiyorum. Yapmaz öyle şeyler. Hani bazı insanları, öyle ciddi görünen, güldüğüne hemen hiç rastlamadığınız insanları çocukların yanında tanıyamazsınız. Öyle komik şeyler yaparlar ki çocuklarla ilgilenirken, bambaşka biri oluverirler. Ama Ökkeş Usta’da bu bile yok, torunu Başak’la ilgilenirken bile öyle gülen eğlenen biri değildir.
Keyifli olduğunu, oturuşundan, yüzündeki çizgilerin rahatlığından, boş bakışlarından anlıyorum. Bir şey düşünmediği, her hangi bir kaygı taşımadığı çok açık; çünkü insanın yüzüne en çok yansıyan ruh hallerinden biridir kaygı.
Bu arada Başak, avludaki sedirde oturan babasının dizlerinde uyumuş kalmış. Öyle de tatlı uyuyor ki insan dokunmaya kıyamaz. Babası da dokunmuyor zaten ama kıyamadığından değil de televizyona daldığından. Hatta belki uyuduğunun bile farkında değil. İşlerini bitiren annesi kocasının yanına geldiğinde görüyor Başak’ın uyuduğunu ve alıp usulca yatağına doğru götürüyor.
Bir iki saat sonra, herkes yatmaya gidiyor zaten ve her şey ondan sonra ortaya çıkıyor. Ökkeş Usta’nın karısı, kocasıyla yatmak istemiyor ve bu, Usta’nın hiç beklemediği bir şey. Belki sabah düşünmüştü böyle şeyler ama akşam karısından en ufak bir tepki görmeyince unutulup gittiğini zannetmiş demek. Yüzündeki şaşkınlık ve hiçbir şey söyleyemeden yatağa bakıyor olmasının nedeni bu.
Kadın çok ciddi ama ve böyle olması da şaşırtmıyor beni. Zira bekliyordum böyle bir şey. Kadın bu tür konularda, özellikle de nikâh konusunda çok hassastır ve bir kocanın karısına küfrettiğinde nikâhın düşeceğine inanıyor. Öyle öğrenmiş ve bu konuda onu bir adım dahi geri attıramazsınız. Kocası geldiğinden beri en ufak bir tepkisine rastlamadığımız kadının, yüklükten döşek indirip oturma odasında kendisine yer yatağı hazırlarken ki kararlılığı her şeyi anlatıyor bize. Dönüşü yok ve kadına göre, dinen, Ökkeş Usta artık helali değil. Bu yüzden, değil Ökkeş Usta’nın ona dokunması, aynı yatakta yatmaları bile mümkün değil.
Kaderine razı olmuş bir mahkum gibi şimdi Ökkeş Usta. Nasıl sabah evden çıkıp arabaya binerken, Metin yanında olmamasına rağmen, sanki her zaman öyle oluyormuş gibi yalnız başına gittiyse işe, şimdi de yatağına öyle yalnız giriyor. Tek fark bu defa, “la havle” der gibi kafasını sola çevirip sağ elini kaldırmak suretiyle tepkisini gösteriyor. Karısı görmüyor ama bunu, odada bile değil. Oturma odasında yatağını hazırlamakla meşgul.
Giriyor yatağa usta ve uykusuz bir gecenin sabahına doğru yol alıyor. Yatağın içinde, üzerine bir şey örtmeden, sırt üstü uzanmış düşünüyor; karısının bu konuda ne kadar ciddi olduğunu ve bir çözüm bulması gerektiğini, hem de sabaha kadar…
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder