Aşağıdaki satırlar, yaklaşık çok daha önce, yayınlanmamak üzere yazılmıştır. Şimdi, yayınlamaya karar verildiğinde, üzerinde en ufak bir değişiklik bile yapılmamıştır. Bu yüzden, bu blog yazarının kendi sayfası için tercih etmediği ve istisna olan bazı küfür ve ifadeler değiştirilmemiştir…
Üstadım Pinokyom,
Hiç aklıma gelir miydi bunca zamandan sonra seni özleyip içimde kızgınlık da olsa sana yeniden başvuracağım? Oldu, hem de dün gece oldu. Uykusuzdum, uyuyamıyordum… Gecenin bir yarısı bir el dokundu yüzüme, öyle sıcak bir dokunuştu ki şaşırdım kaldım doğrusu. Gecenin bir yarısı o el bir tokat vurdu yüzüme, birdenbire öyle bir tokattı ki düştüm yere sere serpe, en doğrusu.
Yerdeydim işte sen aklıma geldiğinde, yerdeydim ve yüzüm kıpkırmızıydı… Şimdi diyeceksin ki yediğin tokadın izidir o kızarıklık ama deme, zira ben şimdi seninle dertleşmek istediğim şöyle bir anda, senin karşında ukalaca bir tavırla dikilmek istemiyorum bir kez daha. Zira şu anda sana ukalalık yapamayacak kadar çok saygı duyuyorum şahsına ve sadede gelerek söylemeliyim ki o yüzümdeki kızarıklık da zaten tam da bu: sana karşı kendimi mahcup hissetmem…
Öyle özledim, öyle özledim ki seni, kızamadım bile sana. Öyle büyüktü ki içimde hasretin, şöyle hayalini getirip gözümün önüne, en etkili küçümseyici bakışlarımla bakamadım bile ta gözlerinin içine! “Senin de, seni özletenin de…” diye küfür etmek istedim bir an ama yok, bilirsin ben en okkalı küfürlerimi kendime savururum hep. Bunu sen öğretmedin bana. Senin ellerine düştüğümde, daha önceki beceriksiz, tutkusuz, birikimsiz, hasılı kötü üstatlarımdan öğrendiğim çok az şeyden biriydi kendime küfretmek belki de…
Az şeyden biri dedim ama o kadar da az değildi hani. Hemen böbürlenme! Benim ki sadece göreli bir ifade. Böbürleneceksen senin öğrettiklerine kıyasla az olmasına böbürlen…
Neyse neyse, ne yaparsan yap! Dedim ya karışmayacağım sana bugün ve sadece dizinin dibine kıvrılıp dertleşeceğim o kadar. Dizinin dibine ya! Şaşırdın mı? Yoksa o kıvrak zekânla hemen anladın mı dizinin dibinde oluşumu söylediğimde, seni yediğim tokattan sonra neden hatırlayıverdiğimi?
Anladım, anladığını. Evet, bildin valla! Gerçekten de öyle. Gerçekten de sen beni ayaklarının dibinde bıraktıktan sonra uzun zaman kaldım öyle ve uzun zaman süründüm… Sevindin mi? Sevindiysen devam et, zira hala sürünüyorum. Ama işte bazen bir el tutuyor beni ve ben o tutan eli öpüyor ve “üstadım” sayıyorum kendisini. Tutuyor elimi ve ben tam, “hah işte, yeniden kalkıyorum ayağa sonunda” dediğimde indiriyor tokadı…
Öyle, Osmanlı tokadı falan değil yahu! Onu senden iyi kimse yapamaz. Bak bunun için de böbürlenebilirsin. Hatta gaza gelip bir şiir bile yazabilirsin. Hatta ve hatta daha da gaza gelip oral seksin hangi durumlarda yapılacağı konusunda yeni bir eser daha yazabilirsin. Ne alakası var değil mi? Şimdi insanlar öyle düşündüler, değil mi?
Hahaha, bunu ikimizden başka kimse anlayamaz… Ya aslında biz çok iyi bir ikili olurmuşuz. Bir tek biz anlarız birbirimizi… Yeri gelmişken, hadi itiraf et, senin en iyi öğrencin bendim ve bu yüzden çok sevdik birbirimizi değil mi? Hadi itirafa devam et, senin en iyi öğrencin bendim ve sen bu yüzden çekemedin beni; seni aşacağım ve belki de aştım diye… Devam devam, en iyi öğrencin bendim ve sen karşısında şöyle büyüklenemediğin bir öğrenci yerine, vasat bile olmayan yeni öğrencileri tercih ettin…
Dur! Daha fazla devam etme! Şimdi sen başlamışken, konuyu grup seks ve fantezi dünyası adlı eserinin ne kadar önemli olduğuna getirirsin hemen ve ben hiç çekemem. Oysa ben şu anda seni çekmek, çekebilmek istiyorum. Sen olmasan benim ki en fazla ebcet hesabıyla otuz bir çekmek olur ki onu bile sensiz istemem!
Yeri gelmişken ve mevzu elle yapılan bir şeye dönmüşken, ben kaldığım yere dönüp seninle daha fazla kalarak, kendimi de seni de yormayıp çekileyim…
Tokadı yemiştim, yerdeydim, uyuyamıyordum, uyuyamayacaktım ve kendime küfür etmeye başlamıştım… Durdum! Seni düşündüm, bir de kendimi ve dedim ki, işte şu an benim Pinokyomu gerçektende aştığım andır… “Öğrendim, öğrendim” diye çığlıklar attım, hamamdan çıplak koşan Arşi amca gibi… Ve ben de çıplaktım! Nasıl yaptığını, bütün sırrını öğrendim…
Tek bir eksiğim vardı ve ona lanet ettim: Koşullar… Kendime yeminler ettim, seni gözümün önünden def ettim ve ne olursa olsun koşullarımı uygun hale getirip seni aştığım bu noktayı daha da öteye taşıyacağım…
Teşekkür ederim sana, gidebilirsin!
Tokatçı sana da teşekkür ederim!
Hadi biz oyuna devam edelim…
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder