Eski e postalarımı temizlerken, şu anda görüşmediğim bir arkadaşımın bana yollamış olduğu bir yazıyı buldum. Bir garip oldum ve bu e postayı bazı yerlerinin altını çizerek paylaşmak istedim.
Neden?
Çünkü insanları bazen hiç tanımıyoruz. Çünkü insanların bizden istediği basit şeyleri kavrayamıyoruz. Ben öyle yapmışım. Arkadaşım, hayata tutunmak için benden yardım istiyormuş. Bunu, şimdi, aşağıdaki yazdıklarını yeniden okuduğumda fark ettim. Biraz kendine güven duymaya ihtiyacı varmış, biraz taltif edilmeye ve biraz olsun birilerinin sevgi ifadelerini duymaya…
Oysa ben ne yaptım? Kendi bencilliğimin esiri olup onu tam tersi bir şekilde etkiledim. Onun kendine güven çabalarını, onu küçümseyerek törpüledim ve onu kendini bir şey zannetmekle suçladım…
Ne saçma! Sanırım, onunla değil kendimle uğraşmışım!
Ya da siz karar verin…
Not: Yazım hatalarını düzeltmedim, çünkü tek satırını olsun değiştirmek istemiyordum. Bir kısmı kişisel olan bu ifadelerin bazıları anlaşılmıyorsa lütfen beni affedin…
Ha, bir de kişisel olmadığı için altını çizmediğim yerlerin önemsiz olduğunu düşünmüyorum. Hatta tam tersine…
"Hayat bazen basit meraklar üzerine kurulu olabilir! Öyle düşündüm, düşünüyorum ve bugünlerde bunun şöyle bir yanı var. Bazen bir fotoğrafa bakıyorum, bazen bir yazı okuyorum, bazen bir film izliyorum ve diyorum ki şöyle bir zamanda yaşamak isterdim… Ne bileyim, örneğin birinci dünya savaşının olduğu yıllarda, ya da ikincisi… Bir bakmışsın bin sekiz yüzlerin başında yaşamak istiyorum, bir bakıyorsun daha da gerilerde, milattan öncesinde.
Bazı zamanlarda yaşamak istemezdim ama! Ne farkı var dersen belki öyle kısa bir cevap veremem ama bu ülkede yetmişli yıllarda yaşamak hiç istemedim… Hadi en olası cevabı vereyim. Okuduğum kitapların, izlediğim filmlerin, dinlediğim hikâyelerin o döneme dair içimde hep çıkışsızlık ve verimsizliği çağrıştırması olabilir…
Ama en çok da gelecekte yaşamak isterdim ve tamamen merakın baskın olduğu istek haliyle ve herkeste olduğu gibi…
Bugün, az önce internette bir şeyler karıştırırken aynı şeyi düşündüm ve dedim ki yaşamalıyım ve dünyanın gitmekte olduğu yakın geleceği görmeliyim… Belki yepyeni bir savaş, bir dünya savaşı ve o dönemin acıları olacak ama ben onun içinde olmalıyım.
Dünya savaşları, çok acılar yaşattı insanlara ve çok ciddi kimliksel ve kişiliksel sorunlar, psikolojik yıpranmalar vs… Ve ben şimdi buna bir güzelleme yapmıyorum ya da gelecekte bir savaş olasılığından mutluluk duymuyor ve onu istemiyorum. Biliyorum ki bazı şeyler, ne kadar kötü sonuçları olursa olsun, bizden bağımsız gelişiyor ve ben bizden bağımsız gelişen dönemin, ne kadar acı da olsa içinde yer almak isterdim… Merak mı? Şimdi kafam karıştı işte, çünkü bunun sadece bir merak olduğuna emin olamıyorum.
Belki insanlığın şu içinden geçtiği dönem, garip bir şekilde bir tür uyku dönemi gibi geliyor ve bu hal, o tür şiddet dönemlerine göre iyi yönde dönüşümü daha az tetikliyor… Uyku dönemi benim geleceğe dair beklentilerimi daha da negatif kılıyor. Tarihin hızlı aktığı dönemler ne kadar acı sonuçları da olsa, insanlığa ve insanlığın geleceğine dair umutlar da taşıyor içinde belki… Şimdi çektiğimiz acılar, durağan, yavaş, hissettirmeden ama içimize işleyen acılar ve biz onların adını bile koymayı beceremeden bizi bir karanlığın içinde yaşatıyor…
Bazen acının gözle görülür olması ve “tarihin tekerinin” hızlı dönmesi gerekiyor sanırım. Evet, bir hücrede yıllarca kalarak ve sabırla bekleyerek özgürlüğe kavuşabilir insan. Ama o sabırla bekleyiş, çürütür de insanı… Ben biraz sabırsız bir adam mıyım? Sanırım…
İş yazdıkça karmaşıklaşıyor benim için ve şöyle düşünüyorum, keşke daha zeki bir adam olabilseydim. Keşke daha güçlü bir adam olabilseydim ve içinde yaşadığım ve olmasını beklediğim gelecek döneme müdahil olabilseydim…
Ben kariyerist ya da ne bileyim öyle politik olarak kendi merkezli büyük düşleri olan bir adam değilim ama bunları yazarken, bana kahve falı bakan herkesin, ama herkesin benim geleceğimde bir devlet iktidarı görmesi ve benim düşlerimde en çok gördüğüm imgenin silah olması aklıma geldi… “Hadi ordan!” derim kendime ve bunun hayalini bile kuramam. Çünkü zeki bir adam değilim, güçlü bir adam hiç değilim… Hatta şu anda hayatın içine giremeyecek kadar bile aciz bir insanım. Bu tek başına benim tercihim değil elbette ama tercih ya da değil, sonuç bu ve ben buradayım, aciz, kendi kabuğunda, dünyanın geleceğini ve kendi geleceğini düşündüğünde kendine güvenini gittikçe kaybeden, çaresizliğini yaşayan ve bunu kırabilmek için her şeyini verebilecek bir adam…
Hayal ederken bile kendi sınırlarının kendine engel olduğu bir adam… Güçlü yanlarımı ortaya koyamadığım bir yaşantı… Ama hayat hiç de öyle değil, hayat insana güçlü yanlarıyla mutlu olma şansı vermiyor ve beni hep en güçsüz olduğum yerden vuruyor. Çünkü ben hayatın benden istediklerine yıllarca direndim…
Şimdi, hayatla bir anlaşma yapabilmek istiyorum, çünkü dediğim gibi, yaşamalıyım ve dünyanın gitmekte olduğu dönemi görmeliyim. Hayatla bir anlaşma yapmalıyım ve hayata istediklerini verip kendi istediklerim konusunda bir şeyler elde etmeliyim… Şimdi tek ihtiyacım olan şey, biraz şans, bana bir ilk itki olacak bir şans… Çünkü yapabileceğim şeylerin çoğunu yaptım, ama artık adım atmadan daha fazlası içimden gelmiyor… Daha fazlasını yapabilmek için yol almalıyım ve yol alamazsam, o şansı bulamazsam şimdiden dönümünde olduğum ve işaretlerini gördüğüm karanlığın içinde çürüyeceğim…"
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder