Geçtiğimiz aylarda okumuştum şu haberi :
“ABD’ye Work and Travel programlarıyla giden Türk öğrencilerin yaşadığı sıkıntının boyutları ortaya çıkan örneklerle birlikte daha da gözle görülür hale geldi. Kölelik koşulları altında çalıştıkları, gitmeden önce planlanan hiçbir şeyin hayata geçirilmemesi gerçeğiyle yüz yüze kalan öğrenciler arasında akıl hastası olanlar bile bulunuyor.
En son Alaska’dan bir Türk öğrencinin çok zor koşullarda çalıştırıldıktan sonra bir akıl hastanesine kaldırıldığı ve 3 gün müşahade altında tutulduktan sonra Türkiye’ye gönderildiği öğrenildi. Şizofreni teşhisi konulan öğrencinin aynı yerde çalışan başka bir arkadaşı da çalışma koşullarını anlattı…”
İlk düşündüğüm şey göçmen insanın pek çok şeyini kaybetmiş olduğu ve pek çok şeyini kaybeden insanın en kolay kaybedebileceği şeyin aklı olduğuydu… Bunun arası yoktu. Ya aklımızı kaybedip her şeyi kaybediyorduk ya da her şeyimizi kaybettikten sonra aklımızı kaybediyorduk…
Göçmen, kim ne derse desin, kendisinden başka hemen her şeyini kaybetmiş bir insandır bana göre. Mekan ve zaman boyutuyla arkasında bıraktığı geçmiş çok şeydir…
Bütün bunların Crossing Over filminden hareketle yazıldığı tahmin edilmiş olabilir, çünkü bir önceki yazıda söylemiştim. Gerçekten de öyledir ama filmden çok göçmenliğe dair çağrışımlarla ilgilenilmekte olduğu da görülmektedir. Üstelik böylece internette çok kolay bulunabilen tanıtım yazılarına bir yenisi eklenmeyecektir.
İlk olarak; daha öncede göçmenleri anlatan filmleri izledim ve hatta pek çok kişinin izlemiş olduğundan eminim. Nasıl mı eminim? Baba filmi desem yeterli cevabı vermiş olur muyum? Elbette ve hatta adını anmışken şunu da söylemeliyim ki hâlihazırda pek çok akademik çalışmaya konu olmuş Baba filmi ile Crossing Over filmin kıyaslanmasının, başlı başına bir tez konusu olabileceğini düşünüyorum…
İkincisi filmde Amerika’ya gitmiş, orada kalmaya ve yeşil kart almaya çalışan bir grup insanın yaşadıklarını belli kesişimler içerisinde anlatılmaya çalışılıyor. Amerika’ya bir şekilde ulaşmış ve orada kalmak isteyen insanlar… İçlerinde İranlı bir aile de var, Avustralyalı bir genç kız da...
Filmdeki farklı uluslardan insanların ortak noktası Amerika’da göçmen olmaya çalışmaları ama bununla sınırlı değil... Birbirinden bağımsız gelişen hikâyeler filmin sonunda öyle yerlerde kesişiyor ki göçmenlerin aynı kaderi başka başka düzlemlerde yaşayan insanlar olduğunu düşünmeden edemiyorsunuz.
Tam da bununla ilgili olarak, bu yazı için yeni ve uzun bir başka alıntıyı, yazıyı uzatmak ve hatta uzatmamak için yazacaklarımı kısaltmak pahasına buraya almak istiyorum:
“Dünyanın neresinde olursa olsun, gece yarısından sonra sokaklarda bir başına dolaşan kesinlikle yabancıdır. Kendisine hiç de kucak açmamış bu yeni diyarı, karanlığı da ardına alıp yabani yabani seyretmekte, onu buralara dek kaçırtmış geçmişin ağır yüküyle iki büklüm, ha bire dolanmaktadır. Bir zamanlar katlanamadığı ülkesi, şimdi yitik, düşsel bir cennete dönüşmüştür, ama artık o, düşlerine de inanmaz. Acılarla dolu bir geçmiş ve korkutucu gelecek arasında donup kalmış, içinde bulunduğu ana da bir türlü ulaşamamaktadır. Kaçtığını sanırken asıl şimdi kapana kısılmıştır.
Göçmenliğe dair söyleyebileceğim tek iyimser söz şu: İnsana hayatı bu denli iyi belleten bir başka deneyim bilmiyorum.” (Aslı Erdoğan, Mucizevi Mandarin)
Üçüncüsü, filmi izlerken göçmenliğin, sadece mekan değişikliğinden ibaret olmayabileceğini düşündüm. Göçmenlik bazen insanın kendi içinde, insanların arasında yaşadığı bir şey de olabilir ve buna Mehmet Eroğlu’nun kitabının adı da olan Yürek Sürgünü denilebilir…
Kendi geçmişinize, kendinize bile yabancı bir noktaya gelmişsinizdir ve çevrenize baktığınızda her şey size yabancı gelmektedir… Hiç bilmediği bir ülkeye göçmüş bir mülteci gibi hiçbir şeye ve hiçbir yere ait hissetmiyorsunuzdur kendinizi ve bence göçmenlik en çok da aidiyet hissinin kaybolmasıdır.
Aidiyet hissi önemli midir? Bence kesinlikle önemlidir çünkü hayal kurmak için aidiyet hissine ihtiyaç duyarsınız. İşte tam bu noktada göçmenlik, aidiyet hissetmeden hayaller kurmayı öğrenebilmek demektir…
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder