3 Ekim 2009 Cumartesi

Yazılmışı Varken...

Kelimelerden kaçıyordum çünkü kelimelerin gerçeğin çok az bir kısmını, onu da yanlış bir şekilde, eğip bükerek anlatabileceğine daha fazla ikna oluyordum… Üstelik düşlerde kelimelere yer yok zannedip düşlere sığınıyordum ve aldandığımı anladım. Aldanıyordum çünkü kelimeler düşlere de bulaşmıştı. Yalanlar düşlere kelimelerle bulaşmıştı… Kelimeler varsa yalan da vardı, yalan kelimelerle başlamıştı…
İçimi açmak istiyordum, sadece içimi açmak ve göstermek. İçimi açıp gösterirken çok az yalan söylemek adına çok az kelime kullanmak… İstediğim buydu, sadece bu!
Sonra aklıma daha önce söylenmiş bir cümle geldi. O cümleyi eğdim zihnimde, eğdiğim kendimdim…
Yazmak için bilgisayarımın başına geçtim ve yazı programını açtım... Program açılırken bir yandan da Tospağa’nın sayfasındaki yazıya bakınıyordum. Yazarken dinlemek üzere, fon müziği olarak uzun zamandır dinlemediğim Secret Garden'dan Nocturn'ü seçmiştim kendime ve müzik eşliğinde Tospağa’nın yazısını okudum.
Sonra müziği susturdum ve yazıda bahsedilen, bu yazının sonunda da paylaşılan kısa filmi izledim... Yazacağım her şey silindi beynimin içinden! Anlamsızlaştı, gereksizleşti kurabileceğim tüm cümleler. Yazabileceğim, yazarsam yetinebileceğim, gerisini Tospağa’nın yazısına ve filme bırakabileceğim, yazmak istediğim o cümle kaldı sadece aklımda:
 "Aynı nehirde iki kere kirlenilmez..."


4 yorum:

  1. kelimeler varsa yalan da vardı, yalan kelimelerle başlamıştı.
    güzel cümle. yalan kelimelerini kullanan birine gözlerime bakta söyle deriz ya bundan herhalde, gerçi artık gözler bile yalan söylemeye başlamış...neylersin. ben de takipçinim artık.

    YanıtlaSil
  2. Haklısın kelimeler düşlerde bile var. Yalan ya da doğrulara taşıyıcılık görevi yapıyor orada. Bu benim de aklıma hiç gelmemişti.Ayrıca yönlendirmen doğrultusunda Tospağa'nın yazısına gittim.Yaşadığın tuhaf duygular bende de oluştu.
    Çok değişik sanki başka boyutta, güzel bir paylaşım olmuş.
    Teşekkürler..
    Sevgiyle kal..

    YanıtlaSil
  3. Ben de bu gece yazı yazmak için geldim , bloguma sizin yorumunuza cevap vereyim dedim..Ancak müthiş etkilendim bu bloktan ve verdiğiniz linkteki arkadaşınızın yazısından...Bu arada yazıya başlayıştaki ifadesi " Bir arayış.. Hep bir sonraki için içimizde kalmamış olan duyguların arayışı..." Sanat ruhu olan insanlarda bu arayış hiç bitmez , bitmesin de zaten...Mükemmel olmuş gerçekten ; duyguların dünyasında dolaştım bu gece evet evet kesinlikle :)))

    YanıtlaSil
  4. bİR hİKAYE pAYLAŞMAK İSTEDİM SİZLERLE: Ruhunu Soyan Kadın
    (Hikâye)

    Uzak çok uzak bir yoldan geliyorum, hemen yan şehirden, yan sokaktan, belki de yandaki daireden, ama en çok hemen yanındaki insandan. Tırmanacak ne çok dal vardır kim bilir, yapraklarını soyunup dökmek için bekleyen nice ağaç? Güneş eğilerek dalların altından bakarken, yukarı bakıyorum. Bir yaprak, ışığın üzerinden kayarak düşüyor. Gözlerim, bir an var olan, bir an eriyip giden yaprağın peşinde. Birden düştüğünü görüyorum, içim dökülüyor, ağlayasım var. Nemli betonun üzerinde nasıl da kıvrılıp uyuyuverdi. İçimi yaprağa döküyorum. Ben bir âmâyım, aklı evvelde kalmış bir kör insan. Sadece seni görüyorum. Şu an dünya dev bir patates, ben çatal, sen kereviz.
    Dürttüm kadını, yolumdan çekilmesi için, hatta ittim. Oralı olmadı bile. Yere düşmüş yaprağın içindeki su damlacığı kadar aklı yoktur herhalde. Yoktur da, kadın o su damlacığı kadar saf güzellikte. Bir parıltı, alnının tam üzerinde, beri beri parlıyor.
    Belki dedim kendi kendime, bu yaşlı kaldırımlardan yürümeyeli ne çok olmuştur, belki de hemen beş sokak öteden buraya yürümek bir ömür kadar uzak gelmiştir bana. Ama yıllar var bu sokağa sapmıyorum. Gerçi sapacak daha ne çok yol varken neyle uğraşıyorum, onu da sormak lazım. Şu egzoz dumanları dalga dalga göğe yükselirken, ben niye koşturuyorum, hepimiz ölücez. Yürüyelim bakalım. Nereye? Varsa eğer, hiçbir yere… Orasını millet kapalı yıllar olmuş İhsan, sen neyin, hangi zamanın adamısın kardeşim? Kardeşim… Kardeşim de gitti sahi. Ne için kalıyorum ki ben? Yoksa şu baktıkları yaprak için mi? Sere serpe uzanmış, kuyruğunun yarısı toprakta, başı betonda, küçük kedi. Neden, kedi diyince kadın diyesim var benim? Neden acaba? Sahiden, ölü yapraklar, artık insanın üzüleceği son şey midir?
    Balkabağıma ne alsam acaba? Kırmızı bir kazak, en sevdiği marka havyar, yok en iyisi güzel bir şort, mevsimi değil ama. Kuçu kuçu bir şey, şu parkta dolaştırır, şuradaki ağacın dibine hacetini yaptırırım. Aa a, kıyamam, bu kadar güzel yaprak olur mu hiç? Bir yaprak, müzikten gelme ahenkle yatar mı böyle, böyle kulakları okşayan bir la sesi kadar şaşkın bırakır mı insanı? Keşke nonoşum da yanımda olsaydı. Gülümsemese de, köpek fikrini düşünürken bir an olsun o da bakardı yaprağa. Yaprak, yaprak demeye kırk şahit lazım.
    Bilyelerimin gömüldüğü yere yaprak düşmüş be! Yapma, yarpa bea! Ha ha ha. Şu komik amca kadar, komik. Renge bak, tıpkı bok. Halamın da bu renk bir kazağı var. Ne kötü. Şu mevsimlerden en kötüsü bu herhalde, baksana ağaçlar resmen başımıza ediyor. Nerede bu kuduruk Hasan, ya Mehmet? Annesi salmadı herhalde. Neyse canım. Şu yaprağı alsam yeşile boyayıp okula götürsem, ne şaşırır çocuklar ama.
    Rüyanım ben senin. En yakının, sevgili yaprağım. Ne sen kerevizsin, ne de ben ruhunu delecek çatal. İkimiz de karanlık nehirde buraya kadar sürüklendik. Tam bu noktada, sararmış, kahverengine çalmış vücudun çırılçıplak uzanıyor ya, işte ben de ruhumu soyunup tam yanına uzanacağım, tıpkı sen gibi. Hayata çırılçıplak bakacağım. Senin ruhundan beraberce içeceğiz. Çürüyüp gideceğiz. İnsanların arasında çürümektense, senin yanı başında ruhumun ölüsüyle beraber çürürüm daha iyi.
    Kör olası çöpçülerrr, yine çöpümü süpürmüşler, ehaha hi. Ha! Ne o, neye bakıyor bunnar? Ya kardeşim dağılın, ne toplandız gine? Yoksa ölü sıçan mı var, du bakim. Yapraaak. E şimdi gidip şefe bunu mu şikâyet edeceksiz? Çöpçü, bir tek, sade bir tene yaprağı süpürmemiş mi diyeceksiz? Haaa, ahanda süpürüverdim. Oldu mu? Memnun musuz şindi? Ne, neye öle baktınız siz?

    YanıtlaSil