“Kötü olmadı! Kötü olmadım!”
“Efendim!”
“Kötü olmadı! Kötü olmadım! Deli oldum ama kötü olmadı! Deli oldum ama kötü olmadım!” Delirttiler ama kötü olmadı! Delirttiler ama kötü yapamadılar!”
Ne dediğini anlamaz bir şekilde bakıyorum yüzüne ve sonra hemen başımı elimdeki gazeteye çeviriyorum… “Efendim” dediğime bile pişman oldum. Neden dedim ki zaten? Adam da benim bu ufak hareketimi bekliyormuş gibi zaten ve ben o ufak hareketi yapmış oldum…
Benim gibi günde yaklaşık üç saati toplu taşıma araçlarında geçen biriyseniz, bu zamanı kullanabilmenin yollarını öğrenmek zorundasınız. Ben yeni yeni öğreniyorum. En çok müzik dinliyorum. Tüm yolculuk boyunca müzik çalarımın kulaklığı kulağımdan hiç çıkmıyor. Yeni keşfettiğim, arkadaşlarımın önerdiği müzikleri daha dikkatli bir şekilde dinliyor olmak bile başlı başına, o yolculukları zaman kaybı olmaktan çıkarıyor benim için. Kimi zaman sadece müzik dinliyorum, kimi zaman müzik dinlerken kitap ya da gazete okuyorum, kimi zaman müzik dinlerken not defterime bir şeyler karalıyorum. Ama hep müzik dinliyorum…
Eskiden kızardım böyle her an kulağında kulaklık olan insanlara. Kendilerini dış dünyadan soyutladıklarını falan düşünürdüm ama şimdi kızmak bir yana hak bile veriyorum. Hatta her gün otobüste karşılaştığım aynı insanları görünce, onların da benim gibi saatlerce yolda olduklarını düşündükçe bir müzik çalar edinip müzik dinlemeyenleri yadırgıyorum desem abartmam sanırım. Biraz içine girdiğinizde, içerden her şey başka görünüyor.
Konu bu değil ama bir yolunu bulduğumda böyle konuları araya sıkıştırmadan duramıyorum. Hatta şu anda, o anda dinlediğim, Ebru’nun önerdiği gruptan, Cirrus’tan ve üç dilde söylenmiş muhteşem şarkılarından bahsetmemek, onu da araya sıkıştırmamak için kendimi zor tutuyorum.
Şimdi üstat Çehov olsa kulaklarımdan çekmişti eminim. Elleri kulaklarımda, “evladım” derdi ve eklerdi, “biz demedik mi sana, öykünün bir yerinde eğer tüfekten bahsediyorsan, öykünün devamında o tüfek mutlaka patlamalı diye. Ne diye lafı uzatıyorsun…” Elbette tek kelime edemezdim ve dersini iyi çalışmamış bir öğrencinin sözlüde öğretmeni karşısında yaşadığı utancın aynısını yaşardım. Zira ben sadece tüfekten değil, fişekten de, avdan da bahsettim ama ne tüfek patlayacak ne ava herhangi bir şey olacak. Gevezeyim, sadece geveze ve bütün mesele bundan ibaret…
Evet, Cirrus diye bir gruptu dinlediğim ve bir yandan da gazete okuyordum. Yanımda oturuyordu adam ve hangi durakta bindiğini, ne zaman yanıma oturduğunu bile hatırlamıyorum. Kulaklığımın kauçuk kılıfını kaybettiğimden beri kulağımı acıttığından arada çıkarıp dışarıdan kulağımı kaşıyıp yeniden takıyorum. Bütün bunları, adamın söylediklerini böyle bir anda, kulaklığımı kulağımdan çıkardığımda duyduğumu söylemek için anlatıyorum.
Adamı duymamazlıktan gelip kulaklığı yeniden kulağıma taktım. Yeniden başım gazeteye çevrili, en sevdiğim köşe yazarlarından birinin yazısına göz gezdiriyorum. Tüm yazılarını özel bir dikkatle okuduğum bu kadının yazısından tek kelime anlayamadığımı fark ettiğim an, aklımın yanımdaki adamda ve söylediklerinde kaldığını anladığım an oluyor. Korkuyorum yeniden kulaklığı çıkarmaktan. Çünkü sonunda yaklaşık kırk beş dakika boyunca saçma sapan bir sohbet yapmak zorunda kalabilirim.
Bu yüzden müzik çalarımı kapatsam da kulaklığımı çıkarmadan, gazeteyi okuyormuş gibi yaparak adama bakıyorum yan gözle. Adam hala aynı şeyi tekrarlamaya devam ediyor: “Kötü olmadı! Kötü olmadım! Deli oldum ama kötü olmadı! Deli oldum ama kötü olmadım!” Delirttiler ama kötü olmadı! Delirttiler ama kötü yapamadılar!”
Önüne dön diyorum kendi kendime. Allahın delisi işte, kendi kendine konuşuyor. Arada çıkıyor işte böyle tipler… Bunlar önüme dönmek için kendimi ikna cümlelerim ama adamın sözleri daha da ikna edici! “Kim?” diye sormamak için zor tutuyorum kendimi. Adamın o kadar derinden gelen bir sesi var ki, sanki ses adamdan değil de kendi beynimin içinden geliyor. Kendi iç sesim kadar içerden algılıyorum adamın dediklerini. Bu merakımı daha da artırıyor ve…
Ve sonunda bir cesaret dönüp adama sordum. “Kimden bahsediyorsun?” Ama adam beni duymamış gibiydi ve hala aynı şeyi söyleyip duruyordu: “Kötü olmadı! Kötü olmadım! Deli oldum ama kötü olmadı! Deli oldum ama kötü olmadım!” Delirttiler ama kötü olmadı! Delirttiler ama kötü yapamadılar!”
Kesin deli bu adam diye düşündüm ama sonra dalgın olduğu için sesimi duymadığına karar verdim. Gerçi adamın yüzü bana dönük ama gözleri bana mı bakıyor yoksa benim üzerimden dışarıyı mı seyrediyor tam karar veremiyorum. Üstelik kıyafeti de fena değil. Yani bir deliye göre, deli olmayacak kadar güzel giyinmiş. Güzel dediysem, koyu yeşil keten bir pantolon ve üzerine beyaz gri çizgili bir gömlek ve kravattan ibaret giydikleri ve sanırım deliler böyle giyinmiyor! Yine de giyim zevkinin bana uyduğunu, hatta benim de bu renk bir keten pantolonum olduğunu söyleyebilirim.
Yine tüfek ve yine patlamayacak... Geçiyorum…
Hangi akla hizmetse, adamın omzuna dokunup yeniden soruyorum kimden bahsettiğini… Adamın bu defa gözlerimin içine baktığımdan eminim. Tekerlemesine bir süre ara veriyor. Ben o arada yeniden soruyorum: “Kimden bahsediyorsunuz?”
“İnsanlar” diyor ve yine aynı şekilde devam ediyor: “Kötü olmadı! Kötü olmadım! Deli oldum ama kötü olmadı! Deli oldum ama kötü olmadım!” Delirttiler ama kötü olmadı! Delirttiler ama kötü yapamadılar!”
“Hangi insanlar?”
“İnsanlar!” diyor yeniden adam ve ben haliyle soruyu değiştiriyorum: “Niye peki? Ne yaptılar!”
“Kadınlar! Erkekler! Kadında erkekler, erkekte kadınlar!”
Deli sonuçta ve atalarımıza güveniyorum; delidir ne yapsa yeridir… O soruyu geçtim o şimdi cevap veriyor. Dön önüne ve gazeteni oku işte! Ne uğraşıyorsun? Değil mi? Değil… Ben daha deliyim ve soruyorum yeniden: “Hangi insanlar? Hangi kadınlar? Hangi erkekler?”
“Ayna” diyor adam, “ben aynayım, bu yüzden?”
Adam yine soruları karıştırdı! “Nasıl yani?” diyorum ve adama ne şekilde hitap etmem gerektiğine karar veremiyorum. Sorunun sonunda arkadaşım, kardeşim, abicim gibi bir şeyler eklemek istiyorum ama vazgeçiyorum.
“Kadınlar! Erkekler! Kadınlar!”
Vazgeçtim! Sormayacağım ve kulaklığımı takıp gazetemi okumaya devam edeceğim. Öyle zannediyorum. Hatta kulaklığımı elime alıyorum kulağıma takmak için ama adamın sesini duyunca takamıyorum.
““Kötü olmadı! Kötü olmadım! Deli oldum ama kötü olmadı! Deli oldum ama kötü olmadım!” Delirttiler ama kötü olmadı! Delirttiler ama kötü yapamadılar!
“Bana baktılar, içime baktılar, bende kendilerine baktılar. Bana baktılar, kendilerini gördüler!
“Bana baktılar, içime baktılar, bende kendilerine baktılar. Bana baktılar, kızdılar, bende kendilerine kızdılar!
“Bana baktılar, içime baktılar, bende kendilerine baktılar. Bana baktılar, bende kendileriyle savaştılar!
“Bana baktılar, içime baktılar, bende kendilerine baktılar. Bana baktılar, nefret ettiler, bende kendilerinden nefret ettiler.
“Bana baktılar, içime baktılar, bende kendilerine baktılar. Bana baktılar, beni terk ettiler, bende kendilerinden kaçtılar…”
Adam sanki devam edecek gibi ve ben nereye kadar gideceğini bilmiyorum. Bir an susuyor. Suskunluk sürüyor. Adam gözlerimin içine bakıyor. Devam etmiyor. Ben devam ediyorum: “Nasıl oluyor bu?”
Adam cevap vermiyor. Ben bekliyorum. Cevap gelmeyince, yeniden soruyorum: “Neyi kastediyorsun? Nasıl oluyor bu dediğin? Onu anlamadım!”
“Bana bak!” diyor adam ve tekrarlıyor: “Bana bak, bak bana! Bana bak, bak bana ve gör!”
yıllar öncesine gitim.Tıklım tıklım bir otobüstü,çok bunalmıştım kız kardeşimle ...İnsanlar sanki üzerime üzerime geliyorlarlardı.Nefesleri,hareketleri,bakışları...sıkıştım nefes alamıyordum.Aklıma hemen bu ortamdan kaçmak geldi ancak kız kardeşim rahatsızdı.Hemen bir göz hareketi ile kardeşime bir hikaye uydurdum oracıkta..Öksüren kardeşime bakarak..Ağzını kapat , bak insanlara bulaşacak hastalığın dedim.O da sanki marzlı bir insanın rahatsızlığı gibi kısık kısık öksürmeye başlamıştı , ve ben de aynı şeyi tekrarlar oldum, on onbeş dakika geçmedi insanlar ilk durakta indiler , inemeyenler de ikinci drakta :)) otobüste bir Allah'ın kulu kalmamıştı.Ne kadar kötüymüşüm ya ; kendilerine hastalığımız bulaşacak diye bizden korkmuşlardı ...bazılarının vıdı vıdı yaptıklarını bile duymuştum!!Oysa yorgunluktan başka bişey değildi bizimkisi, oturabilecek bir yer bulmaktan başka bir amaç yoktu.Öhö öhö öh öh...
YanıtlaSil"zırh: içtekini, dışarının bakışlarından saklayamazsa daha çabuk yenilir insan ve daha kolay öldürülür savaş meydanlarında..."
YanıtlaSilE.ŞAFAK-MAHREM