5 Ekim 2009 Pazartesi

Ne Diyorum Ben?

İnanın bana, olanlar benim suçum değildi. Benim huyum olabilir ama benim suçum olduğunu düşünmüyorum. Ben iradem dâhilinde olan şeylerden sorumluyum ya da sorumlu tutulabilirim; ancak iradem dışında oluşmuş, bir kısmı genetik, büyük bir kısmı toplumsal belirlenimli huylarım ve o huylarım yüzünden yaptıklarım ve o huylarımın neden olduğu davranışlarım için beni suçlu tutabileceğinizi hiç sanmıyorum…
Siz sanırım hala biraz iradecisiniz ve insanın iradi bir varlık olduğu doğrusundan hareketle iradenin her şeyin üstesinden gelebileceği gibi bir yanlış düşünceye sahipsiniz… Bu yüzden bir önceki paragrafta yazdıklarıma da tereddütle yaklaştınız belki… “Ne demek canım! Olur mu öyle şey?” ya da benzeri başka bir cümleyle düşünmeye başlayıp “huy seninse suç da senindir!” gibi, aynı bu şekilde sonunda ünlem olan benzer bir başka cümleyle devam etmiş olmanız da muhtemel…
Sizinle tartışamam, zira hayatta her daim kendini kandıran insanlardan olduğunuzu düşünüyorum. Aklınızdan geçen şeylere cevaben karşı argümanlar üretmek için hiç uğraşamam, çünkü siz de benim ukala bir insan olduğumu düşünmeye başladınız. Sizinle tartışmam çünkü zaman zaten sizi bazı konularda ikna edeceği ve ben şimdi ne yaparsam yapayım size laf anlatamayacağım için kendimi yormak istemem…
Sahi bu ülkede garip bir “özgüven sorunu” yaşandığını düşündüğümü söylemiş miydim daha önce? Özgüven ve ukalalık arasındaki ayrımın bilinmediği, özgüven ve yalanlarla süslenmiş bir kendine yapılan övgünün birbirine karıştırıldığını düşündüğümden hiç bahsetmiş miydim? İnsanın ortaya çıkardığı ürünle, yaratımıyla övünmesi, bununla gurur duyması ile, kendisini, kendi doğal varlığını, hiçbir şey yapmadan doğuştan sahip bulunduğu özelliğini övmesi arasında çok önemli bir fark olduğunu düşündüğümü söylemedim değil mi?
Söylemediysem, söylemiş oldum. Söylediysem, ilerletici bir tekrarla ilerlemiş oldum. Şimdi biraz gerileyebilirim. Geriliyorum! Evet, ukala insanlarla karşılaştığımda geriliyorum. Yarattığım ve yaptığım şeylerle övündüğümde beni kendini beğenmişlikle suçlayanları gördükçe geriliyorum. Tanrı vergisi özelliklerini, üstelik yalanlarla süsleyerek anlatanları da onlara inananları da görünce geriliyorum.
Geriliyorum ve gerildiğimde yaptıklarımı insanlığım adına bir gerileme olarak değerlendiriyorum. Buna rağmen hadlerini bildirmeden duramıyorum…
***
Bugünlerde lafı böyle fazla uzattığım, girdiğim yazılarda ulaşmak istediğim yere varamayıp oradan çıkamadığım, hasılı konulara girip girip bir türlü çıkamadığım ve sonuçta boşalamadığım için orgazm tadında şeyler yazamıyorum zaten… Bu yüzden lafı fazla uzatmadan, bir önceki paragraftaki üç noktadan sonrasını yazmadan devam ediyorum.
Devam ediyorum, yeni bir hayat kurma çalışmalarına devam ediyorum. Geçmişim ile geleceğim arasında, ortasında dağıldığım iki nokta arasındaki noktaları birleştirmeye çalışıyorum. Yepyeni bir şehirde yepyeni insanların arasında yaşıyorum. Yeni ortamlarda, yeni insanlar tanıyorum…
Geçen gün, bu yeni ortamlardan birinde, yorgun bir iş gününün sonunda, hiç tanımadığım bir “ev”de, gündüz gördüğüm bir karış boyundaki çıyanın korkusuyla uyuyamadığım bir gecenin ertesindeki gecede, koltuğun üzerinde uyuyakalmış bir haldeyken telefonum çaldı…
Daha uyuyalı on dakika bile olmamıştı ve neye uğradığımı şaşırmış bir halde açtım telefonu… Çok iyi niyetli bir ses, tüm içtenliğiyle eğer geceyi geçirdiğim kasabadaysam bir yere çay içmeye davet ediyordu beni. Kabul ettim, gittim…
Yaklaşık iki saat süren, zamanın nasıl geçtiğini bile fark etmediğim, çam ağaçlarının altında bir çay bahçesinde yaptığımız sohbette büyük bir keyifle konuştum. Büyük bir keyifle seyrettim karşımdakinin yüzünü… İlk defa duymuyordu bazı şeyleri, yüzünden ve gözünden görebiliyordum, ama ilk defa böyle bir bütün içinde ve böyle içerden görüyordu ve ben susuşundan keyif alıyordum…
“Eee, bundan bize ne?” Ya da “ne alaka?”, “Nerden nereye geldin?”  diyenlerin bir kısmını bir tarafa bırakıyorum ama bunları söyledikten sonra, son bir anlama çabasıyla “konuştuğunuz konu neydi?” diye soranlara daha insaflı davranabilirim.
Neden mi bahsediyordum konuşmada? Ben deminden beri neden bahsediyorum?

1 yorum:

  1. haleti ruhiyemiz aynı seninle. ben de geriliyorum bazen geriyorum, konudan konuya atlayıp, lafı sakız tarzında uzatıyorum ki... bence pek de güzel oluyor :)

    YanıtlaSil