4 Mart 2009 Çarşamba

Vasat İlişkiler, Vasatın Dışında Sorular, Vasatın Altında Bir Yazı... (Tanıdığım İnsanlar - 4)

Onunla ilk karşılaşmamız, yıllardan sonra yeniden karşılaşmamız tabi ki, sekiz ay öncesine rastlıyor. Daha sağlam olduğunu düşündüğüm bir başka banka ile çalışma kararı almış ve bunun için gittiğim banka şubesinde gişede onu görmüştüm. Birbirimizi hemen tanıdık. Kısa bir sohbetten sonra yakın bir zamanda görüşmek için sözleştik ve ayrıldık.

                Aslında buluşma sözlerine çok da sadık bir adam değildir diye hatırlıyordum ama beni şaşırttı ve gerçektende sözleştiğimiz gün ve saatte orada oldu. Mekan seçimini de ona bırakmıştım, iyi yapmışım. Gençten bir çocuğun gitar çalıp şarkılar söylediği, açık havada da oturulabilen lüks bir kafeydi gittiğimiz yer.

                Bu sekiz ay boyunca yeniden ve defaten tecrübe ettiğim gibi buluşma sözlerine dair sadakatsizliği bakiydi ve beni şaşırtması sadece bu buluşmayı vaktinde gerçekleştirmekten ibaretti. Buluştuğumuzda konuştuğumuz şeylere ise hiç şaşırmadım. Neler konuştuğumuzdan önce şunu söylemeliyim ki insanların bildiklerini okumak için fikir almasına da şaşırmıyorum. Sizi dinliyorlar, fikrinizi soruyorlar ve bildiklerini okuyorlar…

                Neyse, yıllar sonra karşılaştığımız için pek çok şey konuştuk ama söz bir yerde son dönemde yaşadıklarına geldi ve oradan devam etti, orada bitti. Bir kadınla birlikteymiş bir süre öncesine kadar. Çok sevmiş o kadını, çok şey yapmış onun için, hatta evlenmek bile istemiş ve evleneceklermiş. Ama kadın bunu hem aldatıyormuş ve belki defalarca yapmış hem de onunla birlikte olmaya devam ediyormuş. Bizimki başlarda konduramamış, sonrasında konduramadığının konduramadığı yerde yuva yapmış olduğunu gördüğünde iyiliğiyle, iyi niyetiyle ve kadının da bir şekilde ondan vazgeçmemesinden ve birlikte olmasından hareketle onu kazanmaya karar vermiş. Aylarca sürmüş bu savaş…

                Hikâye kısaca böyle ve sonunu anlatma ihtiyacı bile hissetmiyorum. Kestirilebilir değil mi? Böylesi bir hikâyenin sonunun hüsran olacağı kolayca görülebilir. Siz ne derseniz deyin dinlemeyeceğini ve bildiğini okuyacağını bildiğiniz birine ne söyleyebilirsiniz ki? Belki çok şey ama içinizden gelirse…  Benim içimden gelmiyordu ama yine de bir sürü şey anlatıyordum. Ben insan ilişkileri konusunda ve insanlar hakkında çok deneyimli bir adam değilim ama ister deneyimlerinize isterse de bilgi ve birikiminize dayansın fark etmez, insanlar sizden belli aforizmalar duymak istiyorlar ve dostluk dediğiniz nedir ki zaten, edinilmiş önyargıların paylaşılması sürecinden başka. Bakın bu da böyle bir aforizma işte. Kimi zaman doğru kimi zaman yanlış, kimine göre mükemmel bir açıklama kimine göre lafazanlıktan ibaret.

                O günden sonra dışarıda pek buluşmasak da ben artık o banka ile çalışmaya başladığımdan haftada birkaç gün görüşüyorduk ister istemez. Bu süre içerinde, bir şekilde o kadından vazgeçmeyi becerebildiğini öğrendim. Hatta, bir iki kadınla yatmış, başka bir kadınla ilişkiye başlar gibi olmuş ama sonra devam etmemiş. Ama bütün bunlar, diğer kadını unutabileceğine ve başka kadınların hayatına girebileceğine onu ikna etmiş. Şimdi, övünmek gibi olmasın ben ona buluşmamızda söylemiştim zaten, çivi çiviyi söker diye…

                Şaka bir yana, eğer şimdi söyleyecek olsaydım şöyle söylerdim: Çivi çiviyi söker ama çivi paslı ve çürümüş bir çiviyse, sökülmez ve hatta çakıldığı yerde bir parçası kalarak kırılır…

                Şimdi buraya geliyorum işte, çiviye…

                İki ay kadar önce yeniden bir kadına aşık oldu benim arkadaşım. Yılbaşı için arkadaşının ayarladığı programda tanışmış kadınla ve bir süre sonra da başlamışlar ilişkiye. Sevindim tabi, en azından düzenli bir ilişkisi olacak diye. Hem kız başka bir bankadan meslektaşıydı hem de ciddi bakıyordu. Şöyle mi demeliyim; bizimki bana öyle anlatıyordu.

                Tahmin edilebileceği gibi, değilse ben şimdi yazacağım için bilinebileceği gibi o ilk buluşma dışında hiç dışarıda buluşmadık. Hayır zaman olmadı değil, o istenirse mutlaka olur, arkadaşım istemedi diye. Yoksa zaman vardı, hatta defalarca sözleştik bile ama demiştim bu konularda çok sorumsuz bir adamdır diye. Geçen gün bankaya gittiğimde her zamanki hoş beşten sonra bir akşam oturalım diye sözleştik bir kez daha.

                Yine şaşırttı beni. İki gün sonra, görüşelim dediğimiz günde aradı ve görüştük. Ondan, bundan, havadan, sudan, hadi laf açılmışken karadan konuştuktan sonra, sormamı beklediğinden emin olduğum soruyu sordum ona. “Eee, anlat bakalım, nasıl gidiyor yeni sevgili?”

                Dedim ya bekliyordu bu soruyu. Bende bekliyordum haliyle, benimle dışarıda buluştuğuna göre kötü gidiyor diyeceğini. Öyleymiş, iyi gitmiyormuş. Aslında her şey iyi gibiymiş, anlaşıyorlarmış, aileleri tanışmış, birlikte olmaktan mutlularmış falan filan. Ama bir sorun varmış ki kadın bizimkinin onu sevdiği kadar sevmiyormuş kendisini. Ayrıldığı eski sevgilisinden ve onunla yaşadıklarından bahsediyormuş. Dürüst olmak gerek diyormuş, aklında hala yer ediyormuş bu eski ilişki ve arkadaşıma karşı bir şeylerin eksik olmasının nedeni buymuş.

                Neden eski sevgilisi konusunun açıldığını sordum. O da dürüst olmak adına birbirlerine her şeyi anlattıklarını, bunların zaten konuşulduğunu söyledi. İyi halt etmişsiniz diyemedim. Bilek Kesenler filmindeki sahne geldi aklıma ve oradaki sözleri biraz değiştirerek “dostum, bir kadın sana eski sevgililerinden bahsediyorsa bil ki seni sevmiyordur” dedim. Sonrasında, yine bildiğini okuyacağını bildiğimden başka başka aforizmalar seriverdim ortaya…

                Arkadaşım ya da yaşadıkları bir yana, bunu gerçekten anlamıyorum. Tamam ben karşı cins ilişkileri konusunda başarısız bir adam olabilirim, tamam bu konularda uzman değilim ama iki insan, birlikte olan, ilişki yaşayan, sevgili olduklarını söyleyen iki insan neden eski sevgililerinden bahseder ki birbirlerine? Nedir bu? İlişki mi yaşıyoruz, yoksa çocuk oyunumu oynuyoruz? Dürüstlük müdür bu, yoksa iki insanın birbirlerine ya da ilişkilerine yapılan saygısızlık mıdır? İki insan bir ilişkide birbirine güvenmek için geçmişlerinin her anını didik didik mi etmelidir? Birbirini anlamanın yolu bu mudur? İki insan birbirini her daim ve hep anlamalı mıdır ilişki süresince? Sizi anlayabilen, ruh hallerinizi çözebilen, bunun için çaba sarf eden insan size değer mi veriyordur gerçekten, yoksa yapılmaya çalışılan gizliden gizliye benliğinizin üzerinde verilen bir iktidar mücadelesi midir?

                Neyse ve her neyse! Belki de arkadaşımın yaşadıkları üzerinden ürettiğim saçma sapan sorulardır bunlar. Belki de aşk çağında böyle sorular bile sorulmuyordu ama biz artık aşk çağında değiliz değil mi? Ne diyordu yazar? Yaklaşık olarak şöyle : Benim romanlarımda aşk yok, ilişki var. Zaten insanlar aşk değil ilişki yaşıyorlar artık. 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder