Efendim bu zavallı kardeşiniz çok suratsız bir insandır kendisi. Gerçekten söylüyorum ve bazen bu suratsızlığından kendisi de, kendi kendisine çok yakınmaktadır. Hatta, böyle kendisine yakındığı bazı zamanlar, yakınmalarını dinlemekten kendisinin, olmayan suratı asılmakta ve bu da her şeyine yansımaktadır.
Aslında öyle bir adam değildi. Hani eskiden bir tanısaydınız, şimdi tanıyamazdınız. Kendisi de kendisini tanıyamamaktadır zaten. Ama şimdiki hali ile eskiyi kıyasladığında şimdiki hali değildir tanıyamadığı. Arada, hasbelkader, o eski günlerdeki şen şakrak olduğu, konuşmaktan ve gülmekten dilinin damağının kuruduğu, hiçbir şeyi takmayıp takılıp gittiği anlardan birine dönüştüğünde, “kim bu adam yahu?” demektedir. Tabi ki kendisi, kendi kendisine…
Dedim ya suratsız bir insandır diye, suratsızdır ve bu yüzden iki yıl önce okuduğu Dorian Gray’ın Portresi gibi hissetmektedir kendisini… Yağmur çamur bir şeydir yani artık. Yok olmadı!!! Yağmur görünümlü çamurdur. Cuk!!!
Yağmur olabilmesi için ille de çocukların arasında olmalıdır ve uzun süredir çocuklardan uzak sayılmaktadır. Elbette tamamen değildir, yani tamamen uzak olması mümkün değildir çocuklardan; ama hani bunlar, üst kat komşunuzun balkonu yıkaması sonucu yüzünüze damlayan çamurlu, pis suların yağmur zannedilmesi, bir de üstüne “çok şükür” denilmesi gibidir. Çok şükür!!!
“Peki o zaman be adam” demezler mi adama, “ne demeye, yağmur güncesi yazıyorum dersin” diye? Derler! Bir de üstüne, sen en iyisi sayfanın adını değiştir de “Çamur Güncesi” yap diye de eklerler mi? Eklerler! Dilin kemiği yok değil mi? Yok!!!
Ama söylemeliyim ki bu zavallı kardeşiniz bilmektedir ve belki de kendisini bu şekilde avutmaktadır ki mutlak iyilik mutlak kötülük diye bir şey yoktur. İyilik kötülük, ideal anlamda ve bir iddia olarak vardır. Yağmur güncesi yazarak, şu sayfaları karalayarak, karalarla beyazları karıştırmakta ve bilmektedir ki boş bir sayfada ne kadar yazarsa yazsın, beyaz, yazının karasına karşı her daim galebe çalmaktadır. Felsefe mi dedi birileri? Haşa!!!
Ama şimdi felsefe demişken, (geyik muhabbetleri hep bu “demişken”den sonra başlar ya, neyse), salatayı çok seven bu kardeşiniz, salata felsefesi yapmamaktadır. O da mı ne? Kusura bakmayın, ben neoliberal, post modernist yaklaşımları böyle adlandırıyorum da, öyle değilim demek istedim. Hani, “siyahlar ve beyazlar şeklinde görmemek gerek dünyayı, grileri görmek gerek, siyahın içinde beyazı, beyazın içinde siyahı” şeklinde devam eden yaklaşım vardır ya, cacık misali, onu kastediyorum. Ya da “efendim, küreselleşme çağında yaşıyoruz netekim, dünya çok kültürlü, çok dilli bir çoban salatası gibidir. Hepsi karışınca ortaya çıkmaktadır lezzeti” denmekte ve sizden de tuz ya da nane ya da duruma göre maydanoz olmanız istenmektedir. Özetle, salata da yapsanız, cacık da yapsanız hıyarın hıyar olduğu konusunda kaniyimdir ve bu yüzden ne liberalimdir ne de post modernist. Ha bir de ne de cacık!!!
Nereden geldim buraya? Yazmaya mı? Valla en son kadim bir dostumun evinden geldim! Hafta sonuna da şarap eşliğinde, tabi o bir de eşinin eşliğinde ben yalnız, film izleyip, gitar çalıp eğlenme sözü alıp geldim. Ha, af edersiniz, yazmaya değil tabi, bu konuya nereden geldiğimdi değil mi söz konusu olan? Oraya benim suratsızlığımdan dönüp dolaşıp geldik. Geldik ama son durağa değil ve inecek varsa zaten inmiştir ve biz kalanlarla devam edelim.
Öyle işte, bu kardeşiniz, bu zavallı insan suratsızdır ve bilen bilir ve kendisi yazarken bile tek bir surat ifadesi kullanmaz. Üstelik sevmez de! Ama kullananlara bir şey demez ve onları sevmeye devam eder. Hatta bazılarını çok sever. Yani sen surat kullanmayı sevmiyorsun diye, sen suratsızsın diye, surat kullananları da sevmemen şart mı? Değil!!!
Hatta eskiden kısa bir süre kullanıp şimdi kullanmadığı, listesinde sadece kendisinin diğer adreslerinin bulunduğu ve gelen e-postaları anında görebilmekten başka bir işlevi olmayan msn’de bile kullanmaz o suratları. Ve aslında o suratları kullanmamasının nedeni ile msn kullanmamasının nedeni, yumurta ile tavuk arasındaki meseledir.
Çok uzatmak niyetinde olmadığından, dolmuşa binip dolduruşa gelmiş, önceki duraklarda inmeyip buraya kadar sabretmiş yolcularımı, af edersiniz okuyanlarımı kaçırmamak için yazarkenki suratsızlığımın bir diğer önemli nedeninin, dilimizin, herkesin dili kendine güzel ve bu yüzden benim güzel dilimin ve onun ifade yeteneğinin, onun noktalama işaretlerinin gücünün o noktalama işaretlerinden ve harflerden oluşmuş gayrı meşru suratları dövmeye yeteceğini düşündüğümü belirteyim.
Cok guzel dusunmussun :) Son duraga kadar keyifle kaliyorum...
YanıtlaSilBence sana öyle geliyor..
YanıtlaSilBunu ,yani suratsız olduğunu bir başkasından duymak lazım..
Ayrıca çok güzel yazıyorsun.Yazdıklarını ilgiyle okuyorum..
Tebriklerimi sunarım..
Hoşçakal..