1. Bölümün Devamı : DİLİN YAPISI
Dilimizin farklı tatları almakta uzmanlaşmış bir yapısı olduğunu söylemiştik ve bunun fordist üretim tarzına benzer şekilde olmadığını vurgulamıştık. Yani, üretim bandında, sadece belli bir işi yapmak konusunda uzmanlaşmış ve diğer şeyleri bilmese olur denilen, işin bütününe tamamen yabanclaşmış bir işçi gibi değildir dilimizin bölgeleri.
Dilimizin en ucu, tatlı tatları almakta uzmanlaşmıştır.
Bilmek istemiyoruz ve bildiklerimizle yetinmeyi tercih ediyoruz. Dilimizin ucuyla dokunuyoruz hayata, tatlı geliyor. “Cehalet mutluluktur” değil mi? Nasıl olsa öyledir ve mutlu olmak istiyoruz, yani bilmemek. Gizli bir korku var içimizde, gizliden korkuyoruz olacaklardan, yaşayacaklarımızdan. En çok da o ilk anlık, dil ucuyla aldığımız tattan da olmaktan korkuyoruz. Yetiniyoruz bu yüzden, tatlı tatlı yaşıyoruz.
Dilimizin ucunun devamı, sağında ve solundaki bölge tuzlu tatları almakta uzmanlaşmıştır.
Hayat hiç de istenildiği gibi devam etmiyor ve yaşadığımız her şeyi kendimiz seçmiyoruz.Seçimlerimiz var evet, ama seçimlerimiz başka seçimlerin içinde belirleniyor ve özgürlük biraz da bu yüzden zorunluluğun bilincini ifade ediyor. Kısa süreli ve yüzeysel ilişkiler en güzeli ve en ucuzu. Zira, başlangıçta tatlı gelen bir ilişkinin sonunda yaşadıklarımız bize pahalıya mal olabiliyor. Ya da bir seçim yapıyoruz ve biraz daha ileri gitmeye çalışıyoruz. Dilimizdeki tatlı tada aldanıyoruz, bilmediğimizden, o dilin ucuna gelen diğer tatları tatmayı. Seçiyoruz, tıpkı bir alışveriş merkezinde alışveriş yapar gibiyiz. Beğeniyoruz, güzel görünüyor ama satıcı yüzümüze bakıp “kesinlikle güzel bir ürün seçtiniz” diyor ve ekliyor “ama fiyatı biraz tuzludur…”
Tuzlu tatları almakta uzmanlaşmış bölgenin hemen ardından, yine sağlı ve sollu olarak ekşi tatları almak da uzmanlaşmış bölge geliyor…
Sıkıntılarımıza vücudumuzun verdiği tepkilerden ikisi şöyledir. Bilmediğimiz ya da doğrusu adını koyamadığımız bir sıkıntı, kaygı yaşıyorsak bu genellikle, yürekte, ciğerlerde bir sıkışma, ağrı şeklinde kendini gösteriyor. Öte yandan yaşadığımız kaygı ve sıkıntı adını koyabildiğimiz bir şeyse bu midemize giren kıramplar ve midemizin ekşiyip yanması şeklinde kendini gösteriyor. Hayatın içinde sağa sola savruluyoruz ve her savruluşumuzda, sıkıntılar ve/veya sıkıntılı bekleyişler yaşıyoruz. Biliyoruz, bile bile yapıyoruz. Biliyoruz ama yüzümüzün, midemizin ekşimesine mani olamıyoruz.
Dilimizin en arka tarafı, şekilde görüldüğü gibi V şeklinde bir bölge acı tatları almakta uzmanlaşmıştır.
Bunu fark ettiğimde büyüdüğümü hissettim.Acıdan kaçamıyordun, ne yaparsan yap… Belki üzerinden atlamak için ölümü seçebilirdim. Evet, bu acıdan kaçmanın bir yolu olabilirdi. Ya da delirebilirdim, delirir ve hiçbir tat alamazdım hayattan. Aklımın iplerini damağıma asar, o ipte sallanarak ilerler ve hiçbir tada dokunamazdım. Acıdan kaçamazdım, neler yaşarsam yaşayayım, yaşadıklarımdan ne tatlar alırsam alayım, bir yerde acıyla karşılaşacaktım. Hiçbir şeye dokunmasam da, hep ortalamacı olsam da, bedel ödesem ve yaptıklarımın bedeli biraz tuzlu olsa da, yaşadığım sıkıntılar yüzümü ekşitse de sonunda bir şekilde acıyla karşılaşıyordum.
Ama bir şeyi daha öğrendim ve içimdeki olgunlaşmayan bir yan olduğunu keşfettim ki o da şu: Acı, iştah açıcıdır. Acı yemek insanın iştahını açar, acı, eğer değerini bilirse insana değer katar. Acı insana ürettirir, daha çok, daha çok…
Dil ve tat alma konusunda unutulmaması gereken bir diğer konu, yediğimiz besinlerin içeriklerinde genellikle bu bahsedilen dört tadın hepsi ya da birden fazlası bir arada bulunur ve biz bunlardan baskın olan tadı algılarız…
Gözlemlemek bile bir müdahaledir diyor bilim insanları ve çok tartışılıyor, gözleyenden bağımsız bir gözlem mümkün mü, gözleyenin etki etmediği bir ölçüm sistemi kurulabilir mi diye. Her şey o kadar içe içe ki…
Tat almak gerek hayattan ve unutmamak; acı da bir tat, acı bir tat ve hayat…
Bunları hiç düşünmemiştim..
YanıtlaSilNe kadar güzel tespitlerin var..
''Acı yemek iştahı açar, acı insana ürettirir..''
Acıdan kaçamazsın..Dilin yandı mı bir kez geçirinceye kadar ne yapacağını şaşırırsın..
ACI DA BİR TAT..Fakat acı veren bir tat ...
Kusura bakma Yağmur, ilham geldi sayende..Neredeyse şiir yazacaktım :)
Sahi bir de ''Acıların Çocuğu'' vardı :D
Ne kadar değişik bir tarzın var. Tarzın var. Şimdi seni nerde okusam tanırım. Harika bir yazıydı, tebrik ederim.
YanıtlaSil