5 Mart 2009 Perşembe

Masumiyet (Sayıklamalar)


Eylül 2006

“Her şey bir cümleden mi ibaretti gerçekten,  cümle mutlulukların kapısını açabilen. Peki ben, olmayacak duaların son cümlesi olan ben, araf karanlığında bir ruhtan mı ibaretim?”

İlk defa konuştu benimle dün gece, yıllardan sonra ilk defa, dün gece, düşümde. Her zamanki yerindeydi yine, her zamanki gibi raylara değen tekerlerin seslerinin içinde. Parça parça ışıklar vuruyordu yüzüne. Işıklar, ışık, zamanın efendisi. Karartılar, karanlık, zamanın kölesi.

“Araftayım. Seninle sevişirken özgür ruhum, senin dokunuşlarınla asi. Senin tenindeyim, teninde, kaybolurum…”

Korktuğumu hissettim, cümleleri değil sesi ürkütüyordu beni. Her zamanki yerindeydi yine, köşedeydi, trenin köşesinde. Oturuyordu, dizlerini karnına çekmiş, elleriyle dizlerini sarmalamıştı. Dizleri kollarında annesinin kucağında uyuyan bir çocuk gibiydi.

“İçimdeki ışık sönüyor, mumla aydınlanıyorum. İçime akarken mumun damlaları, yakarken içimi her damlada, ben ışıkla avunuyorum. Mum bitiyor… Işık? O da bitecek…”

Şaşkınım, şaşkınlığım kendime. Alışamıyorum, uykudan uyanıp gecenin karanlığına açılmaya çalışır gibi gözlerim. Her zamanki yerinde yine, uzun dümdüz saçları dökülüyor dizine. Tek bir teli bile değmiyor yüzüne, dokunmaya kıyamıyor sanki güzelliğine.

“Yoruldu gözlerim. Belki artık ışığı göremeyecek. İçimde eriyen bir mum gibisin. İçimde, damlaların yakan, acıtan sıcaklığı kalacak geriye. Bir ihtimal bir daha göremeyecek gözlerim. Göremeyecek ve ben sadece bir yerlerde ışık olduğunu bilebileceğim. Körler, göremezler değil mi? Sadece var olduğunu bilirler.”

Konuşmak istiyorum. Konuşamıyorum, kelimeler suda dibe batan bir taş parçası gibi ağırca çekiliyor içime. Her zamanki yerinde yine, başı omzuna düşmüş seyrediyor. Ama bu defa yere bakmıyor. Konuşuyor benimle, hem diliyle hem gözleriyle. Başımı hangi yöne çevirirsem çevireyim her daim gözleri gözlerimde.

“Affet beni. Ben artık sadece bir sigara ateşiyim. Ne aydınlatabilirim ne de ısıtabilirim. Sadece tükenirim ve tüketirim.”

Gözlerimin içine bakarken, ben dalmışken gözlerine, hani bir perde çekilir ya insanın gözleri önüne, işte öyle bir perde çekilecek ve ben yeniden odakladığımda göz merceklerimi gitmiş olacak. Öyle hissediyorum ama gitsin istemiyorum.

Gitme! Gitmiyor ama susuyor.

Gitme! Gitmiyor ama gözlerini gözlerimden çekiyor.

Gitme! Gitmiyor ama yeniden yere, ayaklarının ucuna bakıyor.

Gitme!...

Gitmiyor ve ben, beni beklediğini seziyorum. Konuşmuyor ama konuşayım istiyor. Görmüyor gözlerimi ama gözlerini göreyim istiyor. Bakmıyor bana ama ona bakayım istiyor.

Sesim, sesim çıkmıyor. Zorluyorum, zorluyorum ve ilk çıkacak cümlede yalvaracak gibiyim.

Yağmurum ol! diyorum, sevgin aksın içime.

Yağmurum ol, sesin, yeri inleten bir gök gürlemesi kulaklarımda.

Yağmurum ol! Sen yağdıkça temizlensin içim.

Yağmurum ol! Sen yağdıkça dağılsın kara bulutları içimin.

Yağmurum ol! Damlaların ıslatsın, sarsın bedenimi.

Yağmurum ol! Yağmur suları kadar safım, yağmurda kötü şeyler gelmez benim aklıma.

Yağmurum ol!...

 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder