Her insanın korkuları ve kaçtıkları vardır, benim gibi. Biliyorum ki ne korkunun kendisi ne korkulan şey ne de korkma biçimimiz garip değil. Hatta buna korkulardan kurtulma biçimimizi de ekleyebilirim. Garip değil çünkü doğal. Ancak, her durumda korku aklı öldürdüğünden, bazen insanın korkularından kurtuluşu da akılsızca olabiliyor, sonunda ve sonucunda akıl üstün gelse de…
Bir dolu korkumu sayabilirim şimdi ama sadece birinden, bugün aklıma gelen birinden bahsetmek istiyorum: Evlilik…
Hemen baştan söyleyeyim, bunun yani yaşadığım korkunun bir tür Issız Adam sendromu olduğunu düşünmüyorum. Hatta yeri gelmişken söyleyeyim, Çağan Irmak’ı ve bakış açısını, baktığı yeri ilginç buluyorum. Yönetmeninin filme dair ne düşündüğünü bilemesem de, ben bir dolu ve bambaşka şeyler düşündüm. Tabi ki her zaman olduğu gibi insanlar saçma sapan şeyleri tartışmaktan başka şeyleri tartışmaya vakit bulamadılar, bu kesin. Kesin çünkü uzun zamandır bizim ülkemizde kuramsal düşünce saçma sapan incir çekirdeğini doldurmayan akademik yazından ibaret sayılıyor ve entelektüel enerji potansiyel olmanın ötesine gidemiyor. Diyorum ya oysa ne çok şey vardı tartışılacak, erkekliğe, erkek kimliğine, kadına ve cinselliğe dair…
Sonuçta korkuyorum ama öyle değil. Nasılı ve nedeni önemli değil!
Bu korkumu bir tek örnekli diğeri çok örnekli iki durumda aşabildim. Yani evliliğin benim için uzak, imkansız ve sonuçları katlanılmaz olduğu duygusu iki durumda ortadan kalktı…
Birincisi, yaklaşık dört sene önceydi. Kadınlara ve aşka dair büyük hayal kırıklıklarımdan birinin sonrasında bir zamanda… Evlilik, aşk evliliği, bir ömür bir kadının beni sevmesi ve bana sadık kalması falan filan bana saçma geliyordu. İçimde büyük kırgınlıklar ve onlardan daha büyük kızgınlıklar vardı. Bir kızla tanıştım, bir şekilde hayatımın bir yerine girmiş bir kadının kızıydı. Benim orta sınıf şımarıklıklarıyla malul sevgililerimle kıyaslanamayacak kadar çok acı çekmişti. On sekiz yaşında bile değildi ve üvey babası tarafından defalarca ve defalarca evde tecavüze uğradığı annesi de dahil herkesin bildiği bir sırdı…
Geçenlerde, bir yıldır ülkenin batısında bir büyük şehirde fahişelik yapmaya başladığını bir yerlerden duyduğum ve bunu duyduğum andan itibaren içimde bir büyük çaresizlik patlaması yaşadığım bu kızdan belki sonra bahsederim. Şimdi söylemek istediğim, benim o dünyalar güzeli kızı bu halden kurtarmak için onunla evlenmek istediğim. Evet, benim evlilik korkumu yenip gözlerimi kararttığım durumlardan birincisi böyle bir andı. Olmadı… Bir kısmı tahmin edilebilir bir sürü nedenden dolayı gerçekleşmedi bu evlilik. Belki fazlaca Türk filmi izlediğim düşünülebilir böyle bir şekilde evlenmek istediğim için. Ama, birincisi, ben Türk filmi tadında bir yaşamı hep sevmiş biri olduğumdan böyle bir değerlendirme ile taltif edilmiş olurum. İkincisi madem evleneceğim, toplum benden bunu istiyor ben de bunu anlamlı hale getiririm demek çocukça da olsa onurlu bir bakış açısıdır. Üçüncüsü ise… Neyse…
İkinci durum dediğim gibi çok örnekli bir durumdur. Yani aynı durum kerelerce vuku bulmuş ve ben her defasında kendiliğinden evlilik korkumu aşmışımdır. Sevgililerimden bahsediyorum.
Gecelik ilişkilere, anlık ve geçici heveslere, insanların birbirleriyle uzun soluklu olmayan ama samimi olan ilişkiler kurmalarına, iki insanın birbirine kullanmak için yaklaşmadığı ama tensel yakınlaşmanın ya da o anlık duygusal çekimin karşı konulmaz olduğu durumlara hiçbir zaman karşı çıkmam. Yeter ki aldatma olmasın işin içinde! Tercihtir ve tercih etmiyorsanız yapmazsınız. Bu kadar basit benim için ve bu tercihe sahip insanları çok genel ama geçer olmayan şekillerde yargılamak da basitliktir… Tabi, yine tekrar ediyorum, bana göre…
Ben bu şerhi koyduktan sonra, aşık olduğum ve buna binaen yaşadığım ilişkilere dair ilkesel yaklaşımımdan bahsetmek istiyorum. Şöyle formüle edebilirim: “Bir ömür yaşamayı düşünmediğim bir kadınla, bir gün bile yaşamam.” Hal böyle olunca dediğim gibi içimdeki evlenme korkusu ben daha farkına bile varmadan ortadan kalkmış olur… Seviyorumdur ve o kadınla bir ömür birlikte olmak istiyorumdur. Haliyle, evlilik burada önemsiz bir boyut değişimden başka bir şey değildir.
Bunları neden anlatıyorum. Aklıma geldiği için olduğu doğru. Ama nereden aklıma geldiği eksik olduğundan tam olarak değil. Bugün, bir dostumun dünyalar tatlısı kızını bir kez daha gördüğümde, içimde zaten sonsuz olan çocuk sevgisi depreştiğinde, aşık olduğum kadınlardan olamayan çocuklarıma iç geçirdiğimde bütün bunlar ve yazmadığım daha fazlası doluşuverdi zihnime.
daha bloğunuzu tam gezemedim ancak bloğuma yapmış olduğunuz ziyarete tşk.etmek istedim.Bu arada bu yazınızı beğendim geç kalınmışlık diye düşünürken ..sonradan insanın evlilik yapmışken de korkuları oluyor...
YanıtlaSilKimi zaman başımızı dayayıp koltuğun arkasına, geç kalmış çiçeklerimizi sayarız...
Gidilmemiş sinemalar...
Okunmamış kitaplar...
Jelatini açılmamış çikolatalar..
Yaşanmamış aşklar...
Kardan adam yapılmadan eriyen karlar...
Binilmemiş vapurlar...
Söylenmemiş sevgiler...
Ve bir gün tüm bunları yapamadığımızı hatırladığımızda, başımızı çevirip anlarız.
Odur o...
Geç kalmış çiçekler...
Bir bisiklet satıcısının önünde durup vitrindeki bisikletlere uzun uzun baktığımda... Önümden yuvarlanan çocukların topunu alıp kaçmayı tasarladığımda... Kaldırımda yürürken yola eğilmiş ağacın dalına yapışıp sallanmaya kalktığımda... Ya da kapıların zillerini çalıp çalıp kaçmayı aklımdan geçirdiğimde, nasıl mutlu olurum..Yüzüm güler... Ama bilirim...Artık ne zamanı, ne yeri..Tamı tamına bilmiyorum ama, bence mutluluk dediğimiz şey; çiçeklerin zamanında gelmesidir...
Yoksa bükersiniz boynunuzu...
Ve geç kalmış çiçekler, sadece geç kalmışlığın hüznüne hüzün ekler...
Ne yapacaksınız?..
Dileyin...Geç kalmasın çiçekler.
"Artık evlisiniz ama onunla evlenmek için yaptığınız çabalar ve aştığınız sorunlar bitti diye ilişkiyi gidişine bırakırsanız, bir yıl önce okulunda başarılı olmuş ama başarılı oldum diye çalışmayan bir öğrencinin geleceği sonuçlara gidebilirsiniz. Evliliğinde ilişkiyi gidişine bırakanlar ilişkilerinde bir dönem sonra daha önemli sorunlarla başbaşa kalmakta ve bazen sorunların büyümüşlüğü karşısında çaresizlik duygusu yaşamaya başlamaktadırlar." yani ben diyorum ki çiçeklerin geç kalmaması için evliliği oluruna bırakmayım!!!!