Şimdi hiçbir iddiam olmayabilir. Şimdi, tek yaptığım, şurada iki satır yazmaktan ibaret olabilir. Ama, siz bilmezsiniz, vakti zamanında, pazar payı olarak kendi alanının en büyüğü olan bir yayınevinde editörlük ve yöneticilik yapmış ve ilköğretim çocukları için yardımcı ders kitapları hazırlamıştım. MEB’in akıllara zarar öğeler içeren yeni müfredatına göre kitapları uyarlamıştık ve inanın en ufak bir kibir sahibi olmadan ya da ukalalık yapmadan söylüyorum ki hazırladığımız kitaplar yüz binlerce satarak satış rekorları kırdı. Piyasada bulunan yirmiye yakın firmanın pazardaki payı sadece onda iki iken biz tek başımıza piyasada satılan kitabın onda sekizini satıyorduk. Ayrıca şu anda bu kitapların tarzı kimileri tarafından taklit edilerek kimileri tarafından daha da geliştirilerek genel bir kabul gördü. Özetle patronlarıma çok para kazandırdım, hem de çok…
Şu anda, başka şeyler hazırlasaydım neler yapardım diye düşündüğümde, aklıma gelenlerin bir örneğini, çala klavye aşağıda göstermeye çalıştım…
***
1. Bölüm : DİL'İN YAPISI
Dilin kemiği yoktur, bilirsiniz. Ağız içinde hareket edebilmekte, sağa sola bükülmekte, istenirse geriye doğru katlanabilmekte, dişlere, damağa ve yanak içlerine dokunabilmektedir. Kimi zaman çocuklara yapılan bir sevimliliğin, kimi zaman kızgınlığınızı alaycı bir şekilde ifade etmenin, kimi zaman dokunmanın bir başka biçimde icrasının en kullanışlı malzemesidir. Kimi zaman en mahrem anların en önemli haz vesilesi, kimi zaman deliliğin dışavurumudur.
Dilin kemiği yoktur, bilirsiniz. Dili eğersiniz, bükersiniz ama kıramazsınız. Dilinizle kırarsınız… Bu yumuşacık dokunun kıramayacağı hiçbir yürek, hiçbir insan, hasılı kelam hiçbir şey yoktur. Sert değil ama kırıcıdır, sivri değil ama delicidir, keskin değil ama kesicidir, hasılı yeryüzündeki en agnostik “şey”dir.
Hayat bir doğrudur ve bir doğru, sonsuz sayıda noktanın birleşiminden oluşmaktadır. Hayat bir doğrudur, zamansal bir doğru şeklinde akmaktadır ve hayat sonsuz sayıda “an”ın birleşiminden oluşmaktadır. Anlar, anlaşılabilenlerden, farkında olunanlardan ibaret değildir ama. Akan zamanın her anının anlaşılabilmesi mümkün değildir. Tıpkı bir sinema filmindeki gibi; film izlerken saniyede akan yirmi dört karenin her birinin farkında olamayacağımız gibi…
Dilimizin üzerinde çok sayıda tat alma tomurcuğu vardır ve dilimizin üzerindeki tat alma tomurcukları faklı yerlerde farklı tatları almak için yoğunlaşmaktadır. Bu yoğunlaşmanın dil üzerinde yer olarak farklılık göstermesi bir konuda aldatıcı olmamalıdır. Dilin örneğin tatlı tatları almak konusunda uzmanlaşan ön bölgesi diğer tatları tanımıyor veya onlara dair bilgileri beyne iletmiyor değildir. Böyle olsaydı sanırım yemek yemek denilen şey, büyük oranda karın doyurmaktan ibaret bir şey olur ve tat alamayacağımız zaten aşikâr olmakla birlikte, bir zevk olmaktan da çıkardı.
Dilin ön bölgesinin, bir diğer değişle dilin ucunun tatlı tatları almakta uzmanlaşmış olduğunu bir vesile ile söylemiştik. Dilinizin ucuyla dokunduğunuz bir yiyecekte baskın gelen tat, ya tatlı olacaktır ya da en azından diğer tatlar hissedilemediğinde acı, ekşi veya tuzlu olduğu bilinemeyecektir. Buna bazen aldanmamak gerekmektedir. Zira bu şekilde tadına bakıp ağzınızın içine attığınız şey, bir süre sonra pişmanlık yaratabilir. Tabi, yediğiniz şeyin dışının başka içinin başka bir tatta olması durumunu burada hiç hesaba katmıyorum.
Böyle bir durumla karşılaştığınızda, yani dilinizin ucuyla dokunup aldanarak yediğiniz şey sizde pişmanlık yarattığında olası durumlar şunlardır. Birincisi bunu kabul eder ve bir an önce yutmaya çalışırsınız. Bu durumda sonrasında midede ya da kalın bağırsak ve anüste sorunlar yaşayabilirsiniz. İkincisi, yediğiniz şeyi ağzınızda çevirip durur, bir şekilde yutmak için üzerine tadını bilip sevdiğiniz başka bir şeyler yer ya da içersiniz. Bu durumda, ilk durumdaki sorunlara ek olarak, kimi zaman boğazınızda kalabilir ve bir süre acı çekersiniz. Üçüncü ise aldanıp ağzınıza attığınız şeyi hemencecik çıkarıp atarsınız. Böyle bir durumda, belki ağzınızda kısa bir süre kötü bir tat kalır ama ya beklerseniz, bir süre sonra kendiliğinden ya da üzerine tadını bildiğiniz bir şeyler yiyip içerek hemen, bu kötü tattan kurtulursunuz.
Bu olası durumlar daha da detaylandırılıp çeşitlendirilebilir ancak bunun yerine ya bir şeyi yemeden önce dilinizle tatmak yerine bu konuda yapılmış araştırmaları bulmak ve bunları öğrenmek ya da dilinizin tat alma özelliklerini daha bütünlüklü ve daha iyi kullanmak yönünde geliştirmek en doğrusu olacaktır.
“Hayata yeniden gelsem, daha fazla hata yapardım” diyordu birisi, kim bilmiyorum. Hayat yanılgılarla ve aldanışlarla dolu… Bu doğru, anlar aldatıcıdır, anlara bakmak yanılgıya götürür bazen. Anlara, süreçlerle bakabilmek gerek; anlayabilmek için. Anlara, kuramsal bir çerçeveden, bilgiden ve o bilginin birikiminden bakabilmek gerek. Hayat bir doğrudur, ama sadece tek başına yaşasaydık. Hayat bir doğrudur ve bu doğrudur ama insan bir hayattan ibaret değildir. İnsan bir ilişkiler toplamıdır, farklı doğruların toplamı… İnsan, sonsuz sayıda doğrunun birleşiminde oluşmuş bir düzlemdir. Hem de tırmanmak gereken bir eğik düzlem. Hayatı pratikten ibaret görürse insan, eğik ve üstelik her an sallanan bu düzlemde ya her daim düşer kalkar ya da pratik zekasıyla salına sallana yaşamayı öğrenir, arada düşerek. Ama kuramsal bakabilmeyi de öğrenmek gerek. Zira hayat pratikten değil ama “praksis”ten ibaret…
Devam edecek…
Bu girişle ve devamıyla bu dizi çok güzel yerlere götürecek ve hakikaten de ''Büyüklere Ders''mahiyetinde..
YanıtlaSilOldukça akıcı gidiyor.
Lütfen iki bölümde bitmesin ama :)
Teşekkürlerimle...