Tamam, kabul ediyorum, ben bazen şakacı bir insanımdır; ama hayatın benden daha şakacı olduğu kesin. Evet evet, sürprizlerle dolu bir yanım da var benim; ama iddia ediyorum, hayat kesinlikle benden daha fazla sürprizlerle dolu ve bir dolu sürprize de gebe. Öyle ama doğum sancısı ve doğum sonrası lohusalık karabasanları niyeyse hep benim payıma düşüyor. Ey hayat demek istiyorum, gebe olan sensin, acısını da karabasanını da sen yaşasana!
Sonunda bu da oldu!
Oldu evet. Evet ve ben kesinlikle şaka yapmıyorum. İşi gücü hikâyeler uydurmak olan bir adamım diye bana güvenmiyorsunuz biliyorum ama neye inanıyorsanız o şahidim olsun ki bu kez hikâye değil anlatacaklarım… Hikâye olsaydı keşke; ama değil. Yani daha az önce kalktılar ve odanın içinde hala kokuları var ve o kadar gerçek. Tamam, sadede geliyorum. Kimden mi bahsediyorum ya da ne midir konu? Sizin için çok önemli değil, benim için de önemli değil ama ilginç ve birazda sinir bozucu olan görücülerimden.
Ben çulsuz bir adam olabilirim, tüm gün evde pinekliyor olabilirim ama bu şehirde hatırı sayılır yakınları vardır ailemin. Örneğin iki gün sonra yapılacak olan seçimlerdeki büyükşehir ve bazı ilçelerdeki belediye başkan adaylarından iki büyük düzenbaz düzen partisinin de adayları benim uzaktan akrabam olur. Bir diğer büyük ama düzenbazlığının yanında geçmişindeki kanlı sayfaları ve mafya bozuntusu üyeleriyle bilinen partinin başkan adayı ise kardeşimi tanır ve çok sever.
Bunu övünmek için söylemiyorum, zira övünülebilecek bir şey olduğun düşünmüyorum, ama bu koca koca adamların benim bu yaşa gelip hala evlenmemiş olduğumu neden dert ettiklerini bir türlü anlayamıyorum. Annemi, ablalarımı, babamı ve yakın akrabalarımızı anlıyorum da seçimlerden iki gün önce onlara ne oluyor anlamıyorum. Benim oyum için, hem de seçimden önce, hem de birbirlerinin rakipleriyken, bu işe kalkıştılar diye düşünebilirsiniz ama mümkün değil. Zira hepsi de benim, hem dinsiz hem de “azılı” (ne demekse) bir komünist olduğumu ve onların düzenbaz düzen partilerine oy vermeyeceğimi bilirler.
Hatta, özellikle de tüm yerel basın tüm gün bu adayların peşindeyken, hepsini atlatıp bizim evde, beni istemeye gelen kafilenin içinde yer almaları, benim oyumdan başka oyunların olduğunu düşünmekte beni destekleyen bir argüman bence. Üstelik, inanın bana, dün gece evimizde, evimizdeki çok uzun olmayan ziyarette tek kelime siyaset konuşulmadı. Gerçi bunu da benimle laf yarıştıramayacaklarını ve dahi ben konuşmayı siyasete çekersem beni isteme faslının hiç yaşanmayıp arada kaynayacağını düşünmüş olmalarına bağlayabilirim ya, neyse.
Daha onlar gelmeden, geleceklerini duyduğumda beni bir telaş aldığını tahmin edebilirsiniz. Telaşlandım ve haliyle sinirlendim. Sağlıklı düşünebilmek için önce kendime acı bir kahve yaptım ama hem kar etmedi hem de çarpıntı yapıp beni daha da sıkıntıya soktu. Hemen aklıma, bitki çayları geldi. Önce hem sağlıklı düşüneyim hem de sinirlerimi yatıştırsın diye ginkgolu yeşil çay, sonra sinirleri yatıştırdığını bir yerlerden okuduğumdan papatya çayı, ardından da hem yine sakinleştirici bir özelliği var hem de boğazımı yumuşatsın diye ıhlamur içtim.
Telaşım ve sinirim, ne diyeceğimi ya da kabul edip etmeyeceğimi bilememekten değil. Bu konuda cevabım hazır. Elbette kabul etmeyeceğim, bu belli. Belirsiz olan, benim ne giyeceğim. Öyle güzel görünmek için de değil ne giyeceğim kaygısı. Böyle bir durum için, böyle insanlara karşı güzel bir şeyler giyinmek zorunda olmak, onlara hoş görünmeye çalışmak falan filan sinirlerimi bozuyor benim. Sonunda sade bir şeyler giydim ve buna evdekileri de ikna ettim de kurtuldum bu gerilimden de.
Benimle evlendirmek istedikleri kadıncağız, yazık, güzel de bir kadındı aslında. Yani kadınlarda öyle güzellik arayan bir adam değilim zaten ama benim reddetme nedenimin bu olmadığını da söylemiş olmak için belirtme ihtiyacı hissettim. Benden bir on santim kadar kısa, zayıf, şık, alımlı, yirmi üç yaşında bir kadıncağızdı. Biçimli bir vücudu, utangaç mahzun bir yüzü vardı. Çene kemiklerinin geniş olması da yüzünün biçimini bütünlüyor, alışılmışın ötesinde bir yan katıyordu yüzüne. Özellikle dalgalı, belinin ortasına kadar uzanan, kabarık sarı saçları pek çokları için oldukça çekici kılıyordur onu, eminim. Çekici kılmak demişken, hele bu şehirde, hele evlenmek söz konusu olduğunda, bunca meziyetinin yanında babasının Kuyumcular Odası Başkanı, haliyle kuyumcu ve haliyle çok zengin olması da bu çekiciliğe çarpan etkisi yapıyordu.
Anlayacağınız, olsa da evlensek tadında bir kızcağızdı ve ben de öyle hiç de bulunmaz Bursa kumaşı değilim. Hatta dedim ya, işsiz, güçsüz bir adamım ve hatta çirkin bile sayılırım. Kocaman burnum, küçücük dudaklarım, en az beş aylık hamile bir kadından farksız göbeğim, biçimsiz vücudum ile şeytana avukatlık yapamam ama şeytana dublörlük yapabilir, bu dünyadaki sureti olarak gösterebilirim kendimi.
Ama o anda, dublörlüğünü yaptığım, anlayacağınız patronum olan şeytanla anlaşmazlıklarım olduğundan, bu nedenle grevde olduğumdan, kim olursa olsun evime gelen misafir olduklarından, gayet kibar davrandım görücülerime. Nazikçe, geldikleri için teşekkürlerimi iletip beni bağışlamalarını diledim.
Bunca adamın evime gelip beni istemek için bunca zahmete girmesinde bir bit yeniği aradığımı söylemiştim ama hiçbir şey göremeyince şaşırdım ama biraz da rahatladım. Adamlar da efendi gibi çıkıp gidiyorlardı işte. O ara, tam çıkmak üzereyken, iktidar partisinin belediye başkan adayı olan uzaktan ve uzak olasıca akrabamın bir şeyler söylemek ister gibi baktığını fark ettim ve bu saatten sonra, kazasız belasız atlatmışken tüm bu seremoniyi, lafı ağzına tıkadım ve “seçimden sonra görüşürüz efendim” dedim ve o da mecburen “görüşürüz inşallah” deyip gitti…
Çok çarpıcı bir şey yaşamışsın gerçekten.
YanıtlaSilDemek görücüler geldi :)
O kadar güzel anlatmışsın ve ben de o kadar büyük bir keyifle okudum ki anlatamam.
Yalnız kendini çok fazla karalıyorsun..Bu kadar yapma,haksızlık oluyor..
Bir de 23 yaşındaki birinden neden ''genç kız'' değil de ''kadın'' diye bahsettiğini anlayamadım..
Aslında şahane kısmet gelmiş ayağına :))
Teşekkür ediyorum bu hoş anını okuma keyfi sunduğun için.
Çok çok güzeldi..