6 Şubat 2009 Cuma

İğfal Edilmiş Beyinler (Tanıdığim İnsanlar - 3/a)

Biliyorum yazmıyorum böyle şeyler ama başka türlü bir giriş bulamadım. Ya da şöyle söylemeliyim ki gece boyu, sabaha kadar, uykudan önce ve uykumun bölündüğü ve yeniden uyumaya çalıştığım aralarda hep bunu düşündüm, düşünüyorum…

Kendimi tecavüz mağduru ve yaşadığım hayatı, insanların ve insancıkların, hâsılı kelam tecavüz mağdurlarının bir araya toplandığı bir tür sığınma evi atfediyorum. Liberalizm, insanlığın aklına tecavüz etmiştir ve hep olanın aksine zatı muhterem, yani liberalizm bir kadındır. Öyledir ve ben bu yüzden azılı bir kadın düşmanıyım…

İnsan ile insanlık, kadın ile kadınlık, erkek ile erkeklik ve bilumum kavram arasında bu tür bir ayrım yapalı, kavramları bu tür bir dikotomi üzerinden düşünmeyi öğreneli çok zaman oldu ve bu yüzden hiç de karşıma geçip öyle “aaa, nasıl olur da kadın düşmanı olursun?” demeyin. Erkekliğin karşısına, erkekliğin karşısında oluşmuş kadınlığı ve kadınlık değerlerini çıkaran feminist akımlara özenip karşıma geçmeyin. Düşlerin ve hayallerin aydınlık yüzlü kadını Ursula Le Guin’in kitabının da adını oluşturan “ışık, karanlığın sol elidir” vecizi her şeyi özetlemektedir; insanlığın sol eli kırılmış ancak yen içinde kalmış, yenilmiştir…

Liberalizm bir kadındır evet ama hep kadınları aşağılamak için kullanılan fahişe kelimesi ile bütünleştirilen biri değildir. Tıpkı tecavüzün erkeklerle özdeşleştirilemeyeceği gibi… Hasılı kadın da bu değildir, erkek de…

Kusura bakmayın, kafanızı şişirdim ama elimde değil! Lanet olası beynimin bir yanı kadındır ve diğer yanıyla sürekli bir savaşım içerisinde bazen saçmalamaktadır ve benim kadın düşmanlığımın bizatihi nedeni budur; kendime duyduğum nefret…

Oysaki ben size belki komik bile gelebilecek bir “Tanıdığım İnsan”dan bahsedecektim ama oraya, o güne, o günlere gidince, buraya geldim…

Yazdıklarımı unutun ya da unutmayın, onlar burada ve ben oraya gidiyorum, içinde tek bir eşya bile bulunmayan evimin salonuna. Bir doğalgaz sobasının dibinde, soğuk duvara sırtımı dokundurmamak için yastık niyetine kullandığım kartonlara dayandığım, onlarca gazeteyi üst üste koymak suretiyle oluşturduğum koltuğumda oturduğum, o yaratıcılık harikası çalışma düzenimde, dizlerimin üzerinde bilgisayarıma yazdıklarımla beynimin içine yeni yerleşen kurdu besleyip büyüttüğüm zamanlardayım. Ankara’nın Kurtuluş semtindeyim ve aylardan Aralık ve soğuk. Ne güzel, bir kelime oyunu yapabilirim! Beynimin içinin bugünü ile o günler için dünü arasındaki kapı da aralık ve o kapıdan süzülen soğuk ile üşüyorum. Tanrı olmaya özendiğim her an olduğu gibi diyorum ki, “ah be kendini tanrı ilan zavallılar, bilseydiniz eğer, Antartika’da yaşasaydınız örneğin, ya da Doris Lessing’in Sekizinci Gezegen’ini ve yahut Le Guin’in Karanlığın Sol Elini okusaydınız cehennemde ateşte mi yakardınız insanları…”

Yok hayır, sizi en dibinde yer aldığım fasit daireye sokmak gibi bir niyetim yok. Anlatacaklarımı anlatırken, bir yandan da yürüyüş yapıp arada bir üst halkalara çıkmış bulunuyorum hepsi bu ve sizi temin ederim bununla sınırlı kalacak.

Hadi bunları da unutun ve devam edelim. Sadece, Ankara’yı, Aralık’ı, soğuğu, bilgisayar başında çalıştığımı hatırlayın bu bana yeter… Çalışıyordum evet, şu profilimde resmi olan yadigâr bilgisayar kucağımda, sağıma soluma atılmış kitaplar, kitaplardan aldığım notlar eşliğinde anlatacaklarımı tasarlıyordum. Üstelik sıkıcı bir konum vardı ve şimdi hatırladım bu liberalizm ve tecavüz meselesine nereden kafayı taktığımı. Tabi ya, mevzu “Bilgi Toplumu” zırvası olunca, ben o gün derste bunu anlatmak zorunda kalınca o soğukta içimi ateş basmıştı…

O zamanlar doğalgaz bu kadar pahalı olmasa da benim için ısınmak yine de pahalıydı ya siz şimdi buna göre düşünüp ne güzel işte, ısınma işini bu şekilde ucuza getirmişsin demeyin. İçinizi öyle bir ateş basarsa, dışınızın tir tir titrediği konusunda sizi temin edebilirim. Hatta, sonrasında gittiğim üniversitenin sıcak dersliklerinde dışınız sıcacıkken içinizin soğuk duş yemiş gibi bile olabileceği tersinden kurulabilecek bir başka mantık dizgesi kabul edilebilir.

Yerden yirmi otuz santim kadar yükseltilmiş kürsüde, masanın üzerine sayfaları işaretlenmiş kitaplar ve notlar yığılmış bir halde konumu anlatıyorum. Karşımda, on kişi var ve bunlardan biri, top sakal tabir edilen sakal biçimiyle, “F tipi örgütlenmenin” en çapsız üyelerinden bir profesör. İnsanın yüzüne çok şey sinebilir biliyorum ama bir kişinin karakterinin ya da karaktersizliğinin yüzünden ayan beyan okunabilmesi sadece bu adama has olabilir. Evet, yineliyorum, liberalizm insanın beynine tecavüz etmiştir ve ekliyorum, bu adam tecavüz kaçınılmazsa zevk almak gerek diyen biridir. Yüzündeki ifade ise, tecavüze uğrayan biri keyif almaya çalıştığında nasıl olabilirse öyledir; alçakça, onursuzca, haince, yüzsüzce…

Gördünüz mü bakın, bir taşla iki kuş vurmuş oldum. Tanıdığım birinden bahsedecekken, başka birini de aradan çıkarmış oldum. Ders boyu, karşımda olduğundan, sınıf yerleşimi itibariyle bahsedeceğim diğer kişi ile tam aramda yer alan bu zatı muhteremi o gün aradan çıkaramazdım ama şimdi çıkarıyorum, bitti ve başlıyorum…

 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder