25 Şubat 2009 Çarşamba

Ormanda Bir Ağaç, Ağaçta Bir Dal... (Erkeklik Günlüğü - 4)

            Dönüp dolaşıp geldiğim yerde, şu anda, şimdi ve burada tüm yaşadıklarımı ama hepsini yaşanmamış gibi hissediyorum. Çok yabancı değil biliyorum ve eğer olsaydı yanımda, duysaydı sesimi, görseydi gözlerimdeki ifadeyi, bana karşı hiç eksik etmediği o küçümseyen yüz ifadesiyle “fasit daire” derdi ve ben tepki bile veremezdim. Bakardım yüzüne sadece, her şeye rağmen beni anlayabilen birine duyulan güveni hisseder ve öylece dikerdim gözlerimi gözlerine…

            İnsan yerini de yadırgamıyor böyle bir durumda. Dönüyor dolaşıyor, geliyor ve duruyor. Sadece biraz çaresiz hissediyor kendini ve sadece o biliyordu, benim için baş edilmez tek duygunun çaresizlik olduğunu. Belki beni hep çaresiz bıraktığını da, çaresizliğin beni deli ettiğini de biliyordu ve bile bile yapıyordu.  Ben? Ben de biliyorum ve üstelik çaresizliğimin çoğu durumda başka türlüsünün mümkün olamamasından, olamayacağından kaynaklandığını sadece ben biliyorum. Bu yüzden yüzüne bakmasam da, sesini duymasam da “sen ne dersen de!” diyorum ve kendi kendime söyleniyorum…

            Yapamayacağımı biliyorum; yapmayacağım! Çünkü anlamıyor, anlayamıyorum ve hepsinden öte kabul edemiyorum. Kabullenemediğim şeyleri yapamam. Hayatımda beni değerli kılan tek şey buysa, hayata dair renk addedileceğim ve sahip çıkabileceğim bir tek kişiliğim, kimliğimse eğer, boş ve sessiz bir sayfa bile olmayı, buruşturulup atılmış bir dolu kitap sayfası olmaya tercih edeceğim. Hele başkalarının yazdıklarıyla ya da bana dikte ettirdikleriyle dolu bir kağıt olmaktansa, hiç olmamayı, kağıda dönüşmeden ormanda bir ağaç, ağaçta bir dal olmayı tercih ederim.

            Bu yüzden kaçırdığım hiçbir şeye üzülmüyorum dersem yalan olur ama aksi halde daha çok üzüleceğim düşüncesiyle teselli oluyorum. Denemeden bilemezsin denemez bana. Doğru değil, tam tersine denemeden de bilirim ama her şeyden bir kez olmaya, her şeyi bir kez yaşamaya ve hep yarım kalmaya mahkum edilmiş şu ömür maalesef denedi ve biliyor…

            Bildiğim şeyleri alt alta koydum bugün, bir yanına yaşadıklarımı ekledim öbür yanına inandığım şeyleri ve ortaya çıkan tabloda gittikçe daha da karmaşıklaştı her şey…

            Aklıma sık sık Jack London’un Beyaz Diş kitabı geldi. Pek çok şeyin yanında, aşık olunan bir kadın için, dişi kurdu baştan çıkarmaya çalışan erkek kurtlar gibi davranmaya çalışması bir erkeğin, beynimin kurtlanmasına neden oldu. Hayatım boyunca, hiçbir kadına karşı yapmadım bunu, aşık olduğum kadını elde etmek için hiçbir zaman, dişi kurdun çevresinde dolanan, birbiriyle kavga eden erkek kurtlar gibi olmadım. Ve evet, hayvanca buldum bunu. Ya da ne bileyim, elindeki ürünü zorla satmaya çalışan bir pazarlamacı gibi olunacağını hissettim böyle davranarak. Üstelik acı olan insanın böyle bir durumda, pazarladığı şeyin kendi, kendisi olduğunu düşünmek…

            Pazarlamacının sattığı ürünü o anda ikna olup alan insanlar ya gerçekten pek memnun kalacakları bir ürünle karşılaşırlar ya da pişman olup mümkünse satıcıya iade eder, değilse yedikleri kazıkla hayatlarına devam ederler. Belki, bir daha asla kanmama sözü vererek ama her durumda, yeni ve daha becerikli bir satıcıya denk gelene dek… Zira biliyorum ki, ya da şöyle söyleyeyim, pazarlamacılar biliyorlar ve diyorlar ki “beni sizler yarattınız”! Evet evet, tam olarak bu; siz yarattınız bunu, kapınıza gelsin istediniz, sizinle yaptığı sohbetin o anki albenisine kapıldınız, birinin ayağınıza kadar gelmesiyle gururlandınız, karşıdakinin sizin ve ihtiyaçlarınızın farkında olmasına, bunları bir bir sıralamasına hayran kaldınız…

            Neyse, ama bu demek değil ki sevdiğim kadınlarla birlikte olmak için hiçbir şey yapmadım. Yaptım evet, ama kendimi, ruhumu satmadım. Dostluğumu sundum onlara ve çoğunda reddetmediler. Aşık oldum, kendim oldum ve dost oldum. Ve akışına bıraktım her şeyi. Bıraktım, zaman aktı. Aşksa eğer, karşılığı varsa aşk oldu. Yoksa, olamayacaksa, dostluktan daha değerli ne var bu dünyada…

            Hepsi bir yana, bazen her şeyi fazla detaylı düşündüğüm fikrine kapılıyor ve daha önce yazdığım gibi hayıflanıyorum. Ayaklarım fazlaca mı kesiliyor yerden? Bilmiyorum!

            Bilmiyorum, zira bildiklerimi birilerine söylediğimde garip geliyor insanlara. Ben insanları anlayamıyorum, onlar da beni… Eskiden insanların beni anlamasını isterdim, sonra anlamak zorunda olmadıklarına karar verdim ve şimdi anlayamayacaklarını düşünüyorum. Kimsenin kimseyi anlayamayacağına kadar varıyor bu düşünce…

            Örnek mi? Bir erkeğin, aşık olduğu kadına duyduğu cinsel isteği reddetmesini anlamıyorum. “Yok ben sana o gözle bakmıyorum” diyor biri ve belki artık eskisi kadar değil ama söylenmese de toplumsal bilinç altında hala yer ediyor bu düşünce. Ben reddediyorum! Aşık olduğu insana karşı cinsel bir istek duymadığını söyleyen insanları anlayamıyorum ve onlara inanmıyorum. Karşı konulmaz bir tutku ile sevişmek istemediği birine aşık olduğunu iddia edebilir mi bir insan? Bilmiyorum! Biriyle, hele de aşık olduğunuz biriyle birlikte olmak istemenin nesi hayvanca ben anlamıyorum.

            Hatta insanlığın gelmiş olduğu bu aşamada, iki insan arasındaki paylaşımın, dostluğun ve iletişimin en gelişkin ve en dolaysız halinin cinsellik olduğunu ve gerçekten çok özel bir paylaşım olduğunu iddia edebilirim. Bu yüzden, hiçbir zaman birlikte olmak istediğim kadına birlikte olmak, onunla yatmak istemediğim konusunda yalan söylemedim, söyleyemem. Hele bu aşık olduğum kadınsa…

            Kafam karma karışık oldu yine ve yazmaya son vermeliyim. Bir şekilde kendimi toparlayıp bunu anlatmalıyım. Kafamdaki karmaşayı, ortaya çıkan tablonun samimiyetsizliğinin kararsızlık değil, bu karmaşanın sonucu olduğunu…

            Lanet olsun! Yine dönüp dolaşıp birilerine bir şeyler anlatmak ihtiyacı hissediyorum. Bunca düşündüğüm şeye rağmen. Neden?

            Biraz sakinleşmeliyim. Yazarken, yazmaya başladığımda istediğim biraz da buydu. Ama anlıyorum ki biraz daha, daha fazla susmayı öğrenmeliyim. Gitmeliyim şimdi yatağıma ve elime fotoğrafını alıp, baktığım fotoğrafa dalıp, susup, uykuya dalmalıyım.

Ve evet susup beklemeliyim; zira ben söyleyeceğimi söyledim…

                     

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder