Canım Kardeşim,
Hemen baştan, hiç lafı uzatmadan söylemeliyim ki beni gerçekten şaşırtıyorsun ve şaşkınlık gizli bir bağ yaratıyor insanlar arasında. Tabi bu yüzden insanların şaşırmasını ve şaşırtmasını teşvik etmek gerekiyor denebilir mi bilemem, bildiğim birbirini şaşırtabilen insanlar, birbirlerine daha sıkı bağlanıyorlar. Yok yok, bir tür şaşırma teorisi kurup senin canını sıkmak niyetinde değilim. Dedim ya, beni şaşırttın ve şaşkınlıktan söze nasıl başlayacağımı da bilemedim. Üstelik her ne kadar zaman mefhumumu büyük oranda yitirmiş olsam da, sana yazmayalı aylar olduğunu fark edebiliyor olduğumdan, üzerimde büyük bir yük hissediyorum…
Gönderilmemiş mektuplar yazan birinin, bu kadar detaylı düşünmesi çok saçma belki ama o insanın kendine karşı dürüst olmaya çalışması, kendi içinde tutarlı olma isteği hiç de saçma değil…
Seninle ilişkimizin kopuşu da tıpkı başlangıcı gibi oldu değil mi? Birden bire, soru işaretleri içinde… Yok hayır, bu satırları o soru işaretlerini ortadan kaldırmak için yazmıyorum. Üstelik her zaman söylerim ki soruları cevaplardan daha çok severim ve sevdiklerimin sevdiğim haliyle kalmasını isterim. Aslına bakarsan, aralarında pek fark görmem, sorunun her zaman cevaba daha üstün olması dışında…
Şimdi sen olsan, “iyi, tamam anladık, soru halinde kal o zaman” der miydin bilmem ama benim kulaklarımda, birden, hiç duymadığım sesinden böyle bir cümle dolaşıverdi… Öyle yapacağım zaten ve gerçekten de ismin en güzel halinde, soru halinde, olduğum yerde ve olduğum gibi kalacağım, kaldım. Ama sana şu beni şaşırttığın meselenin ne olduğunu söyleyip öyle…
İtiraf etmek gerekirse, başından beri senin çok konuşan bir kadın olduğunu düşünmüştüm. Nedeni yok ve doğru olmak zorunda değil. Bu benim için sadece bir his… Kötü bir his değil ama. Kötü bir şey hiç değil… Yani bu bir yargı ya da yargılama falan değil sadece bir kanıydı, o kadar…
Hani bir söz vardır ya, çok kullanılır, “susmak en iyi cevaptır” diye; hah, işte bu sözü, “susmak en iyi sorudur aynı zamanda” diye de ekleyerek kabul edebilirim. Hatta şimdi düşünüyorum da susmak, soru ve cevaptır evet ama daha ötesidir de... Nedir? Sabırdır, çabadır, olgunluktur, değişmektir, duruştur, tavır alıştır, kişiliktir…
Şimdi sana dair kanımı ve bir önceki paragrafta söylediklerimi bir arada düşününce, konuşmak kadar, hatta daha iyi ve daha etkileyici bir şekilde susabildiğini söyleyebilirim. Hem şaşırdım, hem de sevindim ve demek oluyor ki sana olan saygım da sevgim de bağlılığım da arttı…
Bunu belki sana daha sonra yeniden yazarım ama şimdilik şu kadarını söyleyeyim ki insanlar birbirleriyle kurdukları ilişkilerde o kadar çok iç içe geçiyorlar ki bir süre sonra birbirlerinin içlerinde kayboluyorlar. Kim ne derse desin ben bu tür ilişkilerin sağlıksız ve hepsinden öte kişiliksiz olduğunu düşünüyorum ve böyle ilişkilerden uzak durmaktan yanayım.
Az daha unutuyordum, canım kardeşim, iki büyük insandan, ikinci keman olduğunu söyleyenin olduğunu hatırladığım bir söz vardı ve her şey olanın hiçbir şey olduğunu söylüyordu. Bu benim için bir düsturdur ve evet, böyle düşünürsek anlaşıyoruz seninle; ömür her şeydir ve demek ki hiçbir şeydir…
Bilirsin, kahveyi de kahve falını da çok severim. Bunu yazar yazmaz bile, şöyle iyi fal bakan biri olsa da birer kahve içip fal baktırıp muhabbet etsek diye iç geçirmedim değil. Şimdi böyle bir şansımız yok ama ben bilindik fal cümlelerine benzer bir şekilde bitirebilirim yazacaklarımı. Bilinmeyen üç vakitten birinde, önümüzdeki üç yoldan, girdiğimiz herhangi birinin sonunda bir yerde karşılaştığımızda benim için yerin hep aynı olacak, bilesin…
“Artık çocuk değiliz, susarak da bir şeyler diyebiliriz” (Hasan Hüseyin Korkmazgil, Akarsuya Mektup)
“Susmak
bir el ki avuçlarını
sımsıkı kapamış açmıyor
sanki kaçırmamak için
çoktan geçmiş bir zamanı
bile bile kendini aldatıyor.” (Özdemir Asaf)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder