19 Aralık 2008 Cuma

İçimde Kalan'a... (Sayıklamalar)

İçimde kalan her şey acı veriyor bana, sen hariç…

Sen içimde güzelsin ve seni içimde seviyorum. Bu yüzden uzaktan seyreyliyorum seni ve bir adım bile yaklaşamıyorum. Bir göl kenarında, küçük bir iskelenin üzerinde, iskelenin en ucundasın. Olağanüstü bir güzelliği seyrediyorum ve o güzelliğin içinde seni… Aradaki uzaklık öyle bir kanıksanmışlık yaratmış ki bende, sanki bir adım daha atsam, yaklaşsam sen uzaklaşacak, o iskeleden, iskelenin ucundan suyun içine düşeceksin.

İçimde kalandan korkuyorum, bakışların hariç…

Bakışlarını içime alıp, arınıp tüm korkularımdan, özgürce özgürlüğüme uçuyorum… Gözlerin uçsuz bucaksız bir gökyüzü benim için, gözlerinde gökyüzünü görüyorum, bir de gökyüzünde uçan kendimi… Bir yere kadar, bir yerden sonra gözlerinden de vazgeçebilirim ama bakışlarından asla… Gözlerini alsam, göz değer, alamam… Bakışlarını alabilirim ama bakışlarından zevk alabilirim, bakışlarından bakar ve görürüm, gözlerin beni görmez.

İçimde kalan her şey içimi dışına çıkardı benim, sen hariç…

Gözlerin görmedi beni çünkü ve belki görmeyecek, görse bilmeyecek, bilmeyeceksin. Bilmemek sana değil ama bana mutluluk verecek. Bilmediğin denizlerde yüzecek gözlerin, bilmediğin uçsuz bucaksız denizlerde, içimdeki denizde. Bu filmi biliyor musun? Boynundan aşağısı tutmayan bir adamın hikayesini anlatan filmi, İçimdeki Deniz’i… Senin için ben, boynundan aşağısı olmayan bir adamım.

İçimde hiçbir şey kalmadı benim, sen hariç…

Sen de gitme demeyeceğim çünkü gidemeyeceksin. Filmler geliyor aklıma seni düşününce ve gelecek. Her gidenin ardından sen de gitme diyen o kız gibi olacağım, herkes gidecek ve ben her gidenin ardından sen de gitme diyeceğim. Herkes gidecek, giderken götürecek ve ben kalacağım, bir de sen…

İçimde yer kalmadı benim, senin için olan hariç…

Yüzlerce insanı konuk edebilecek bir saray gibiydi içim ve ben misafirperver, zengin ama müsrif bir ev sahibi. Hiçbir zenginlik, sonsuz değildir, hele benimki gibi bir müsriflik karşısında asla…  Geldiler, girdiler; önce salona sonra mutfağa, sonra odalara. Geldiler girdiler ve kirlettiler; odaları, odadaki eşyaları, duvarları. En çok da duvarları, duvarlarımı… Yıkık dökük duvarlar var artık odalarda, odaların duvarlarında ayak izleri, tekmelemiş gitmiş misafirlerin ayak izleri…  Bir tek odam kaldı, kirli, karanlık, nemli bir oda olarak bildiler onu, öyle söyledim… Kimse girmek istemedi oraya, girmedi. Hep hazırı seviyorlardı çünkü, hazırlamayı değil. Hep temiz olanı seviyorlardı çünkü, temizlemeyi değil. Hep sıcak olanı seviyorlardı çünkü, ısıtmayı değil. İyi ki öyle yapmışım, iyi ki sokmamışım kimseyi. Yoksa seni ağırlayacağım hiçbir yerim kalmazdı.

İçimde kalansın, öyle kal… 

2 yorum:

  1. son paragrafı sanki ben yazmışım gibi..
    kirli karanlık nemli
    bu benim odamın tarifi de :))

    YanıtlaSil
  2. Çok güzel ve duygusal bir yazı olmuş..
    Kutlarım..
    Aslında şiir yazmayı denerseniz çok başarılı olacağınıza eminim ..

    Sevgilerle..

    YanıtlaSil