Hiçbir şey bilmiyorsunuz evet, tek bildiğiniz öyle olacağınız…
Bakın, bunun da resmini yapamazsınız, iddia ediyorum, ancak olursunuz…
Anlatmayın bana, hiç şansınız yok, anlatamazsınız çünkü “o”sunuz…
Anlamaya çalışmayın, anlayamazsınız, yaparsınız, görürsünüz ve anlamış olursunuz…
İki şeye doğrudan bakamazsınız diyor yazar*, güneşe ve ölüme; ama elbette kendi ölünüze…
Bana bakın, siz en iyisi mi kendinize bakın ve artık fark edin, “insanoğlu bir katildir…”** Hayır usta, yanlış yazmadım, düşman değil, katil. Ve evet, senin dediğine benzer bir şekilde, ilk önce umudun katilidirler, sonra senin saydıkların artı bir dolu şeyin. Ve evet ama sadece onlar değil, sen, ben, o, biz, siz, hepimiz…
Sen bile evet, ben bile ve hatta, “haksızlık etme yavrucuğum” diyebileceğini bile bile söylüyorum ki, “o” bile… O kim? Kapının ardındaki herkes, bilmediklerimiz bile…
“Gibi” falan demiyorum, hayır, benziyorsunuz da demiyorum benzeyebilirsiz de. Bilirsiz, bilmezsiniz bilemem ama öylesiniz, söylediğim bu ve belki de şu, benzediğinizde daha iyi bilirsiniz ve insanoğlu, hep söylüyorum, bilmek için ilk önce benzetiyor…
Benzersizse eğer, öyle hemen kavrayıp öğrenemiyor, önce, görünmez zannedip çamur atıyor ki izinden anlasın, olmadı bocalıyor, kafası karışıyor, daha olmadı uğraşmayıp vazgeçiyor. Ama vazgeçseniz de vız diye geçse de, geçmiyor. Geçen her şey, bir tahtaya çakılan çivi gibi, çıkarsanız da iz bırakıyor…
Dolaşmaktan sıkıldınız değil mi? Hastasına, bilmem ne kadar ömrün kaldı demek için kıvranıp duran bir doktor gibi lafı dolandırıyorum değil mi? Yeni nesil doktorlar öyle değilmiş diyorlar, sizce de öyle mi? Pat diye söyleyiveriyorlarmış insanın suratına: “öleceksin!”
Ne doktorum, ne yeni nesil ve söylüyorum, “öleceksiniz” ve ekliyorum, “öldüreceksiniz”, ve devam ediyorum, “öldürüldüğünüz için öldürecek, öldürdüğünüz için öleceksiniz” ve sonlandırıyorum, “öldükçe öldürecek, öldürdükçe öleceksiniz…”
Diyorlar ki hayat, insanın kendini anlama sürecidir ve diyorum ki katilsiniz ve attığınız her adımda katilinizi ve katillerinizi anlamaya çalışıyorsunuz…
* Irvin Yalom, Güneşe Bakmak Ölümle Yüzleşmek
** Pierre Schoendoerffer, Yukarıda
belki gider hoşa diye bir hikâye:
YanıtlaSilhttp://cuneytuzunlar.blogspot.com/2008/03/gayya.html