12 Aralık 2008 Cuma

Küfür Etme İhtiyacı... (Kısa Bir Not)

Bundan daha önce bahsedip bahsetmediğimi hatırlamıyorum ama bir ara çok sık bahsediyordum. 

Üniversitede, canım sıkıldığımda, arada sırada, kütüphanenin dergi bölümünde dergileri karıştırarak zaman geçiriyordum ve ilginçtir bu şekilde okuduğum şeyleri iyi hatırlıyorum. Kısa ve etkili okumalar olmalarından olabilir mi? Olabileceğini Poe’nun İthaki Yayınları tarafından hazırlanan ciltli “Bütün Hikayeleri”ni okurken düşünmüştüm. Orada, öykünün kısa olmasının bizatihi bir avantaj olduğu, çarpıcı ve etkili olmasını sağladığı söyleniyordu ve ben şimdi kendi kendime, kısa ve etkili okumalar bazen daha akılda kalıcı olabiliyor diye söyleniyorum.

Ama konu, konum bu değil! Ben sadece üniversitenin kütüphanesinde dergi okurken rastladığım bir yazıdaki bir şeyden bahsediyordum ve oradan devam ediyorum. O yazıda insanların küfür ederken, dışkısal ve cinsel boşalmayı anlatan kelimeler kullandıklarını söylüyor ve bunu kabaca iki nedene bağlıyordu. Birincisi, daha tahmin edilebilir bir şekilde, dışkısal ifadelerin iğrençliği ve karşıdakine bu iğrençliği yansıtmak, cinsel ifadelerle karşıdakinin değerlerini ve değer verdiklerini hedef almak ve o değerlere ve değer verdiklerine saldırarak rahatlamak. İkincisi ve benim için ilginç olan ise, küfrederken yaşanan sinirsel boşalmanın, dışkısal ve cinsel boşalmayı ifade ederek pekiştirilmesi.

Küfretmeyi sever misiniz bilmem. Hatta küfür etmek sevip sevmemekten bağımsız olarak yaptığımız ya da yapmadığımız bir şeydir derseniz sorumun anlamsızlığını da kabul ederim. Ama bu kabulün yanına, insanın küfür edip etmemesinin ahlaki, toplumsal, bireysel bir dolu nedeni olabileceğini eklerim.

Hepsi bir yana, ben çok sık olmamakla birlikte, yeri geldiğinde iyi küfrederim ve etmeyi de tavsiye ederim. Belli bir yaşına kadar, çeşitli nedenlerle en basit küfürleri bile, değil ağzına almak aklından bile geçirmemiş biri olduğumdan bu tavsiyeyi kendime bir hak olarak görüyorum.

Küfür demişken, şimdi size ’99 yılının Mayıs ayında (google’ın yalancısıyım, yoksa tarihi tam hatırlamıyorum) 11. Ankara Uluslar Arası Film Festivali’nde izlediğim ve uzun yıllar aklımdan çıkmayan, “Petr Zelenka'nın bol ödüllü filmi”(yine google’in yalancısıyım) Düğmeciler”den bahsetmek isterdim ama “onu sonra anlatırım” diyerek geçiyorum. Evet, tam tahmin ettiğiniz gibi; yerim dar…

Gerçekten öyle, yerim dar ve hatta ben fazlasıyla zorlamışım o dar sınırları. Zira niyetim kısa bir not yazıp geçmek ve sonra planladığım başka bir şeyi yazmaktı ama işte sizde bilirsiniz ki dilin kemiği yok…

Peki neden mi yazdım bunca satırı? Çok basit bir nedenle, rahat rahat küfredebilmek için… Kime mi? Google’dan, “ ergenlik çağına girmiş çıplak kızlar” yazarak bloguma ulaşan puşta…

Ve söylüyorum: Eğer bir daha gelirsen bu sayfalardan ve hatta mümkünse bu dünyadan siktir git…

 

Not: Siktirip giderken hempalarını da yanına al… 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder