4 Aralık 2008 Perşembe

Arada, Satırların Arasında, Onların Arasında... (Erkeklik Günlüğü)

            04.12.2008 Perşembe

Bugün sabah her zamankinden erken kalktım. Erken dediysem, sadece on beş dakika erken ama bu bile tüm günümü mahvetmeye yetti.

Tüm gün boyunca, sanki gece hiç uyumamış gibiydim. Gözümün önünde de daimi bir görüntü dolanıp duruyordu. İnsanın uzun süre ışığa baktıktan sonra, gözlerini ışıktan aldığında bir süre daha gözünün önünde görüntülerin uçuşması gibi bir şeydi bu. Gibi değil de belki de öyleydi. Sabah kalktığımda, arabasının anahtarını evde unutan ev arkadaşımın zile basmasıyla uyandığımda, ne olduğunu bile anlayamadan kapıya doğru yürüdüğümde, sallandığımda, sallanarak yürüdüğümde ve sonunda kapıya ulaştığımda, delikten baktım ama önümü bile göremezken küçücük bir delikten hiçbir şey göremezdim, göremedim. Hatta, acaba baktığım yer gerçekten de kapı deliği miydi? O kadar da değildir artık ya neyse. Ama yok, ya da “neyse” değil, bunu yazmam iyi oldu. İlerde, yaşlandığımda, unutkanlık ve dalgınlığımdan şikâyet ettiğimde bu yazdıklarımı görmek bakalım nasıl bir etki yaratacak bende…

Kapıyı açtığımda, saatin altıyı beş geçe olduğunu zannediyordum. Çünkü kalkar kalkmaz telefonuma baktığımda, ya öyle görünmüş gözüme ya da kör görmez yakıştırır misali ben öyle zannetmişim. Bu saatte kim diye düşünerek kapıyı açtığımda aslında biraz da korkuyordum. İşte kapıyı açtığımda önde ev arkadaşım arkasında da Esin vardı… Ev arkadaşım bana anahtarıyla ilgili şeyler sorarken, o, ev arkadaşımın sırtından başını uzatıp tüm şirinliğiyle, “uykusuz gördüm seni” diye benimle dalga geçiyordu. Ona, “Sınavın kötü geçsin, akşam sana dalga geçmeyi gösteririm. Tospağa seni” diye cevap verirken, içimden de saçlarım darmadağındır şimdi. Üstelik çok da çirkin görünüyordur suratım diye hayıflanıyordum. Neyse ki tüm bu hengâme bittikten, ev arkadaşım anahtarını bulduktan ve gittikten sonra aynaya baktığımda çok da çirkin görmedim kendimi. Evet, saçlarım biraz dağınıktı ama olsun…

Gözümün önünde tüm gün dolaşan görüntü oydu işte, Esin’in ev arkadaşımın omzunun üzerinden, asansöre binerken bana takılırken gülümseyen yüzü.

 Şimdi yanımda fotoğrafı olsun isterdim, fotoğrafına bakmak ve öyle uyumak…

Ulan, lanet olsun! Ne saçma, hayallerim bile ne kadar dar benim, hayal edeceksem, dilekte bulunacaksam, kendisinin olmasını istesem ya! Şimdi yanımda olsa, onun o güzel yüzünü izlesem desem ya! O şirin gülüşüyle bana bakmasını dilesem, o gözlerine bakarken uyumayı hayal etsem ya… Ama olmaz değil mi? İlla gerçekçi olacağım, hayal kurarken bile aklımın bir yerlerinde gerçekçiliğim hayallerimi saracak. Ben arenanın ortasında hayallerimle dövüşeceğim, gerçekler azgın izleyiciler gibi vur vur diye tezahürat yapacak ve arenanın sınırlarının dışına çıkamayacağım. Saçma…

***

Tüm gün böyle leyla leyla gezdim ve ilginç hiçbir şey yaşamadım. Sanırım artık hayatım gittikçe daha fazla rutine biniyor.

Akşam eve gittiğimde Pembe gelmişti. Pembe aslında benim de arkadaşım ama niyeyse uzun zamandır görüşmüyordum onunla. Şimdi düşünüyorum da ev arkadaşım da uzun zamandır görüşmüyor. Ya da görüşüyor da evde görüşmediğinden benim haberim olmuyor. Sonuçta sevmiyorum bu kızı ama bugün niyeyse gözüme çok çekici görünüyor. Ne bileyim benim aklımda sivilceli ve çirkin bir kız olarak kalmış. Sivilceli değil ama hala çirkin sayılır. Yine de bir saat kadar ben de oturdum yanlarında. Çok çekici görünüyordu ve üstelik çok güzel kokuyordu. Biraz kilo almış ve yüzündeki çirkinliği, özellikle de burnunun biçimsizliğini kapatmış kiloları bir miktar. Esin gelmeyecek olsa ve ben ona, onu ders çalıştıracağım konusunda söz vermemiş olsaydım daha da otururdum her halde Pembe’nin yanında…

Bir yolunu bulsam yatar mı benimle bu kadın? Çok düşündüm bunu ve hatta konuşma biraz da bu yüzden uzadı. Pembe’yi çekici bulup yatmak istediğime karar verdikten sonra hep bunu mümkün olup olmadığını yokladım. Sanırım olacak ve bir süre sonra, uygun şartları yarattığımda yatacak benimle. Of of şimdi yanımda olsa, şurada, şu yatağın ucunda soyunsa usulca, ellerim tenine dokunsa ve ben tenine yumulsam…

 

***

            Biraz ara verdikten sonra, bu son cümleyi de yazmak istedim çünkü ileride bu satırları okurken şu iki paragraf arasındaki boşluğa dair hatırlamak istediğim bir şey var ve bu son cümle bana bunu hatırlatacak…

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder