Her gün onlarcası, yüzlercesi hatta binlercesi basılan kitaplar, bir o kadar film, bir o kadar internette dolaşan yazı… Devam edebilirim ama edersem yazdıklarım okunmaya devam etmez. Çok şey yapıldı demek istiyorum kısacası, çok şey üretildi.
“Hiç unutmam bir gün” diye başlayan cümleleri sevmem; ama yine de söyleyeyim ki hiç unutmam bir gün kısa bir şehir içi yolculuğunda bir arkadaşımla yaptığımız sohbette, o arkadaş yapılabilecek her şeyin yapıldığını, üretilebilecek yeni bir şey kalmadığını, kalanların sınırlı olduğunu ve bizim yeni, özgün bir şeyler bulmamızın artık çok zor olduğunu söylemişti bana.
Bazen gerçektende böyle düşünmemek mümkün değil, düşünüyordu, düşünüyorum ve belki düşünüyorsunuz; kitapçıda, artık takip etmenin bile zor olduğu kitapların arasında, film reyonlarında film kapaklarından size bakan oyuncuların karşısında, sinemada film afişlerine göz gezdirirken, internette dolaşmaya çıkıp ayağınız birbirine dolandığında…
Düşünüyorum, bir film izlerken, evde ayaklarımı uzatıp kahvemi yudumlarken. Diyorum ki çok şey yazıldı bu konuda, üniversitede bölümler bile açıldı, tezler hazırlandı, sempozyumlar, paneller düzenlendi, filmler çekildi, resimler yapıldı, şiirler dizildi, sokağa çıktı insanlar sloganlar atıldı... Daha ne vardı anlatılacak, nasıl anlatılabilirdi onca etkileyici anlatımdan sonra? Bitmişti! Tekrar olabilirdi evet, yapılacaklar ancak yapılmış olanların tekrarı olabilirdi.
Düşünüyorum, bir film izliyorum ve film akıyor, filmden süzülenler zihnimin içinde dolanıyor; aile içi şiddet, kıskançlık, psikolojik yıpranmışlık, erkeklik, kadınlık… Diyorum ki kim demiş yapılacaklar tekrardan ibaret diye? Nasıl söylenir tekrarların ilerletici olmadığı?
***
Üzgünüm ama bir süre düşünemiyorum, o düşünemediğim an zihnimde canlanan eski sevgililerimden birine ait görüntülerden gözlerimi alamıyorum. Hah, bunu söylemek iyi geldi ve tekrar filmime dönebiliyorum. “Gözlerimi de Al”dı filmin adı. Evet, bir filmden bahsediyorum, filmin bende yarattığı çağrışımları anlatmaya çalışıyorum.
Ben de çok çalıştım bu kadınlık ve erkeklik konusunda, halen de çalışıyorum. Yazarken de özellikle sadece kadın sorunu ya da kadınlık konusu dememeye, “erkeklik”i de eklemeye özen gösteriyorum. Cümlelerine “kadın” diye başlayanların sözlerini “erkek” diyerek bölüyorum… Tarihsel olarak birbirinden ayrılamayacağını, erkeklik araştırmalarının toplumsal cinsiyet konusunda ön açıcı olduğunu söyleyenlerle, bu noktalarda yakın şeyler düşünüyorum. “Erkeklik en çok erkeği ezer” sözünü çok seviyor, erkekliğin altında eziliyorum.
Neyse, daha fazla açamam, ben sadece film izliyor ve çağrışımlarımı yazıyorum. Devam edersem, diyordum ki bu konuda ne kadar çok şey ortaya konulmuş olursa olsun, yeni yapılan bir şey yine de etkileyici, yine de özel, yine de özgün olabiliyor.
Diğer yandan filmin etkileyiciliğinden etkilenip bu filmi izledikten sonra ah şu erkekler diyenlerden ve kötü kötü bakışlarını erkeklerin üzerine dikenlerden nefret ediyorum, çünkü erkekliğin altında ezilmekle birlikte kendimi ezik hissetmiyorum, hissetmemekten yanayım.
Anlamaya çalışıyorum, filme bakıyorum, horlanan, kişiliği ezilen, sonuçta fiziksel ve psikolojik olarak şiddet gören kadın olmak zor evet ama o şiddeti uygulayan erkek olmak, o halde, öylesine zavallı olmak, erkekliğin tarihsel sonuçlarının yarattığı o lanet psikoloji ile yaşamak zorunda olmak zor değil mi? “Bu onun için de zorsa değiştirsin kendini kardeşim!” Olur tabi, insan zaten böyle saf iradeden ibaret bir yaratık ya, yapabilir hemen! Yapamaz, yapamıyor, zira filmdeki karakter deniyor, olmuyor, öyle hemencecik olamıyor.
İstiyorum, bir şeyler değişsin, kadınlık ve erkeklik konusundaki yaklaşımlar artık eski halinden kurtulsun, yeni bir boyut kazansın ve en azından bazı alanlarda yeni bir düzlemde düşünülmeye başlansın. Ezik hissetmenin hiçbir zaman ilerletici sonuçları olamayacağı kanaatindeyim; eziklik hissetmeden de karşıdakinin anlaşılabileceğine ama sorunun sadece basit bir anlama sorunu olmadığına da kaniyim…
Filmde, tasarlanmamış, allanıp boyanmamış sanki hayattan kareler koparılarak sunulmuş karakterleri izlerken, bir kez daha böylesinin kesinlikle daha iyi, daha gerçek ve daha etkileyici olduğunu hissediyorum. Bu benim tercihim ve ben böylesini seviyorum…
Film izliyordum, film bitti! Üzerinden zaman geçti, zihnimin içine zamansız yeşeren bir dolu çağrışım serpiştirdi. Yeşerenlerin bir kısmını derdim, birazını tohumluk ayırdım, kalanı toprağın içinde böceklere, toprağın üstünde kuşlara yem oldu…
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder