1 Haziran 2009 Pazartesi

Rüyalarım, Kelimelerim, Sen ve Ben...

Rüyalarım, hayatımdan daha çok ilgimi çekiyor bugünlerde. Öyledir, yani hep daha fazla ilgisini çeker rüyalar insanın diyorsanız, benim cevabımın “hayır, hayat kadar, hayatın kendisinden daha çok ilgi çeken başka bir şey olamaz!” olduğunu bilmiyor olmalısınız. Bilmiyorsunuz!

Peki, her şeyin hayattan türediğini biliyor musunuz? Biliyorsunuz! Her şeyin kaynağıdır hayat; ve rüyaların bile… Rüyalar her zaman hayattan daha fazla ilgisini çekmez insanın ama rüyalar insanı çeker. İçine… İçine çeker ve siz çıkmak istemezsiniz. Gözünüz açılır, karanlığa, gün ışıklarına ya da alacakaranlığa, gözünüz dışarı bakar ama ruhunuz bakamaz… Bir parçası kalmıştır içerde, rüyalarınızın içinde ve çıkamaz. Nasıl söylenir? Belki de hayat içinden çıkılmaz bir hal aldığı için, içinden çıkamazsınız, çıkmak istemezsiniz rüyalarınızın…

Uzatmamalıyım biliyorum. Ama elimde değil, rüyalarımdan daha sık kelimeler ilgimi çekiyor benim. Ya kelimelerin içinde, kelimelerle iç içeyim ya da rüyalarımın… Rüyalarımı yazdığımda, rüyalarım ve kelimelerim birbirine tutkuyla sarılmış iki beden gibi.

Bir parçanızı karşınızdakinin içinde bıraktığınızı hissettiğiniz bir sevişmenin ertesindeyim, öyle gibiyim…

Ter içindeyim ve hayatı orada, o anda bıraktım. Yanımda uzanıyor sevdiğim, seviştiğim...

Ter içindeyim ve hayatı orada, o anda bıraktım. Bir göz kırpma mesafesinde duruyor düşlerim…

Beni anlayabiliyor musunuz? Diliyorum!

***

Hayat ve imkânsızlık, şans ve kader, rastlantı ve zorunluluk… Dolaştığım ve içinde kaybolduğum sokakların isimleri. Adres; siz irade de diyebilirsiniz, elimde; siz zihnimde de diyebilirsiniz ama soracak kimsem yok… Soruyorum, soracak kimse yokken, levhaların olmadığı bir kentte ne işe yarayacak elinizdeki adresiniz. Soruyorum irademe, soracak kimsesi yokken ne işe yarayacak iradeniz…

Siz öyle mi zannediyorsunuz? İradenin zaten tek bir insana ait olduğunu mu iddia ediyorsunuz? Devam edebilirsiniz, inanmaya ve iddia etmeye ama ben edemiyorum… Durdum!

Sevindiniz, biliyorum. İnsanları mutlu ederek mutlu olabilen ender insanlardanım ama bu kez değil. Durup sizi sevindirmeyeceğim. Durup düşüneceğim ve devam edeceğim…

***

Durdum, düşündüm, düşündüm durdum… Çok sıradan, basit kelime oyunlarının ötesine gidemedim ve yeniden durdum. Bir defterim var, gördünüz daha önce, mavi ışıklar altındaydı. Notlar biriktirdim, kelimelerle oynuyorum o defterimde. Bir de rüyalarımı yazıyorum, rüyalarımda oynuyor, hayattan rol kapamıyorum. Evet, belki de özetle bunu söylüyorum.

Bir de belki alakası yok ama, ben insanlığın yüz karasıyım. Çok alakasız bir yerde, alakasız bir anda bunu söylüyorum. Söylemek istiyorum… Bir defteri karalayarak geçiyorsa hayatınız, tek yaptığı bir defteri karalamak olan bir insansanız insanlığın yüz karasısınız. Bu kadar basit bir şey söylüyorum…

***

Başka şeyler yazacaktım, bambaşka şeyler yazdım. Tıpkı O’na yazdığım gibi. İçimde kalacaktı, içimde kalmasını istediklerim içimde kaldı. Defterime son yazdığım notu da O’na yazdım, size de yazıyorum:

“Sen, bir sahil yolunda, bir arabada, direksiyon başındasın. Son ses, keyifli bir müzik eşliğinde yol alıyorsun. Evet, karşıda gördüğün kentin ışıklarıyım ben. Pırıl pırıl yanıp sönen o ışıltılar benim. Ama bilmiyorsun! O kentin içinde yanan ve sönen sadece ışıklar değil… Çevir gözünü, gözümün içisin, inan bana dalgalar ve ay ışığı daha güzel!”

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder