12 Haziran 2009 Cuma

Bilim ve Hayal...

Birileri o dönemin insanlarını, o dönemin günlük hayatını anlattığında bir yandan mutlu oluyorum bir yandan hüzünleniyorum. Seksenli yıllar, o yıllarda, seksen yılının bir yıl öncesi iki yıl sonrası aralığında doğmuş olanlar… Benim kuşağım, hayallerim-diğerlerinin hayalleri, yaşadıklarım-diğerlerinin yaşadıkları, hissettiklerim diğerlerinin hissettikleri…

Doksanlı yılların başına kadar bir taşra kasabasında yaşamış, aklı o taşra kasabasının dışında büyümüş bir çocuktum. O yıllarda neler hissettiğimi bir gün yazmayı, daha o yıllarda ve o yaşımda çok isterdim, hala istiyorum; ama bu satırlar onlar değil…

O taşra kasabasında gazete alınabilecek birkaç yer, dergi alınabilecek sadece bir yer vardı… İki tane kırtasiye düşünün, ikisi de yan yana ve birini diğerinden ayıran en önemli fark, birinin fazladan gazete ve dergi satıyor olması. Duvara çakılmış çıtaların üzerinde ve o çıtaların üzerine gerilmiş don lastikleriyle sabitlenmiş onlarca dergi bulunurdu. Kadın dergileri, moda dergileri, motor sporları dergileri, dövüş sporları dergileri, futbolcuların resimli kartlarını veren dergiler, poşete sarılı olduğundan içini göremediğimiz porno dergileri, çizgi roman serileri, Bilim ve Teknik…

Futbol dergileri de ilgimi çekerdi arada, dövüş sporları dergileri de. Arada çizgi roman okuduğum da oldu, arkadaş muhabbetlerinden eksik kalmamak için, keyif almasam da, arabalarla ilgili dergilere göz gezdirdiğim de. Ben saf ve temiz bir çocuktum ve asla porno dergiler almadım… İnandınız mı? Porno dergileri almadığıma inanın ama bunun saf ve temiz bir çocuk olmamdan kaynaklı olduğuna inanmayın. Öyleydim, saf ve temiz bir çocuktum ama bu dergileri daha çok ahlaki kaygılarla, korkudan ve parasızlıktan almıyordum. Ama içimizdeki merakın saflığımıza ve temizliğimize halel getireceğini de düşündüğüm sonucunu da çıkarmayın. Zira bu bambaşka bir şey…

Tıpkı gelmek istediğim yer gibi…

Bukowski, yanlış hatırlamıyorsam Ekmek Arası kitabında, “Bir çocuğa daktilo hediye ederseniz, o da yazar olur.” diyordu… Bu cümleyi şunu sorabilmek için yazıyorum: Peki bir çocuk her ay düzenli olarak Bilim ve Teknik Dergisi okuyorsa bu çocuk bilimci mi olur? Hemen belirtmeliyim ki bilim adamı, bilim kadını veya cinsiyetçilikten kurtulmak için söylenen ve bazen benim de tercih ettiğim bilim insanı kavramları yerine “bilimci”yi özellikle tercih ediyorum.

Hiç uzatmadan şöyle söylemek istiyorum: Bir çocuk her ay Bilim ve Teknik Dergisi alıyorsa, o yaşlarında ve seksenlerin ikinci yarısı ile doksanların başında bilimci olma hayalleri mutlaka kurar. Üstelik benim gibiyse, hayal dünyasında oyunlar oynamayı seviyorsa, yaptığı karışımlarla annesinin begonyalarını kurutabilir, sırf meraktan ve arkadaşlarını da ayartarak bir ağacın dibine topluca işeme eylemi gerçekleştirebilir. Bir gün babası yeni aldığı dijital hesap makinesini bulamadığında bir daha asla bulamayabilir. Zira o çocuk onun nasıl çalıştığını, güneş enerjisini nasıl dönüştürdüğünü, sayıları ekrana dijital olarak nasıl koyduğunu merak edip paramparça etmiştir…

Bunları, bu hayalleri anlatmak sayfalar sürebilir ve hatta yüzlercesi ve belki de binlercesi var olmuş böyle bir çocuk bir roman karakteri olabilir. Hele bir de işin içine, tamamen hayal gücünün ürünü olan uzaydan gelen esrarengiz kaset ve dünyayı bekleyen tehlike gibi bilim kurgu öyküleri de girerse…

Bu ülkede Bilim ve Teknik Dergisi okuyup bu tür hayaller kurmuş pek çok kişi olduğunu biliyorum. Üstelik bunların bir kısmının bilimci olmaya karar vermiş ve olmuş olduğuna da eminim. Olamayanların ise hayata ve bilime dair çok farklı bir bakış açısıyla büyümüş olduğunu ve aydınlık bir aklı temsil ettiklerini de tahmin ediyorum. Hayatında hiç Bilim ve Teknik okumayıp da bilimci olanların olabileceğini ve okuyup “cahil” kalmış olanların da mutlaka olduğunu da ekleyerek…

Bütün bunları ve daha fazlasını birkaç ay önce Bilim ve Teknik Dergisi’nde yaşanan tartışmaların ardından, bu sayısında Evrim dosyasının nihayet yayımlanmış olduğunu gördüğümde ve o sayıyı alıp dün okumayı bitirdiğimde düşündüm… Dergiyi daha rafta gördüğümde garip bir sevinç duyduğumu söylemeliyim ama bu sevincimi paylaşmak konusunda dergiyi okuyup bitirmeyi beklediğimi belirtmeliyim. Zira bunca tartışmadan sonra, gericilerin derginin ve evrim dosyasının içeriğine müdahale etmiş olabileceğini düşünüyordum.

Bir duygunun, hele de paylaşılmış bir duygunun yarım kalmasından nefret ederim ve kapakta evrimi gördüm diye sevincimi paylaştıktan sonra içeriğinde hayal kırıklığına uğrasaydım sevincimden daha büyük bir üzüntü yaşardım…

Şimdi, tüm dergiyi okuyup bitirdikten sonra, gönül rahatlığıyla sevincimi paylaşabilirim ve herkesin mutlaka ama mutlaka bu sayıyı alıp okumasını önerebilirim çünkü evrimi karşıtlığı üzerinden ortaya konulan saçma sapan görüşlerin hiçbiri yoktu. Bir sorun evrimsel biyoloji alanında çalışan pek çok bilimcinin bulunduğu ülkemizden tek bir yazarın bile olmama ve yazıların hepsinin çeviri olmasıydı…

Önemsiz bir sorun mu? Bence değil! Ama öte yandan daha önemli bir sorun var. Evrim gibi, bilim tarihinde çığır açmış, tıptan sosyal bilimlere kadar tüm uygulamalarıyla insan hayatına ve hayata bakışımıza çok şey katmış bir kuramın bu ülkenin bilim ve teknoloji konularında en önemli otoritesi olan TÜBİTAK’ın popüler bilim dergisinde yer alabilmiş olmasına sevinmek…

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder