Hep tam tersi olurdu, kar yağardı ve ben, nerede, hangi koşulda olursam olayım bir kırmızı şarap açardım. Bu defa o beni yakaladı, şarabı ve beni…
Pencere önündeydim, şarap elimdeydi, sigaramı yakmış, sokağa dalmıştım. Yaşlı bir teyze, perdeleri açık penceresinin önünden sokağa ve belki bana bakıyordu. Üç apartman ötede, neon ışıkları olmasa göremeyeceğim bakkalın olduğu apartmanı bile gizleyecek bir pus var havada ve bu, hiç de bir film sahnesi değil. Kar, ince ince yağmaya başladı önce, tıpkı daha öncekiler gibi, bitecek gibi…
Kilometrelerce ötede bir şehirde, aylardır sesini bile duymadığım bir dostumla, kilometrelerce ötede, bir başka şehirdeki aynı kadına aşık olmuşum. Yazdığım masanın yanındaki tül perdeyi sıyırıp sokağa bakıyorum, kar yağıyor ve hiç de daha öncekiler gibi değil. Kar yağıyor, şarap içiyorum ve hikâye yazıyorum. O, hikâye yaşıyor…
Şarabı aldığım büfedeki adam, televizyon izliyordu. Televizyonda, bırakıp geldiğim şehirde yağan karın haberlerini veriyordu. Adamın gözlerinde özlem vardı, “yakışıyor” diyordu, “kar, ona, yakışıyor.” Otuz yıl kalmış o şehirde ve otuz yıl sonra, hayat sürgün etmiş onu buraya, tıpkı benim gibi. O hayat sürgünü, ben yürek… “Yakışmıyor” diyorum, “ o şehrin benim üzerime giydirdikleri yakışmıyor. “ Yakıştıramıyorum. Adam anlamıyor, ben gözlerindeki özlemi anlıyorum…
İçeriden çocuk sesleri geliyor, içimden artık çocuk olmak gelmiyor. Şarabın kadehini hınçla sıkıyorum ve “katil!” diyorum. Öznesiz bir nesne gibi bu kelime dilimin ucunda, ağzımdan çıktı ve orada duruyor. Kar yağıyor ve ben karda, katilin ayak izlerini arıyorum. Şarap, kan lekesi gibi…
Öldü! Hayallerim, içimdeki öfkeyi bastıran, çocukça hayallerim yok artık. Ne bileyim, ölen insanları görüp Filistin’de savaşmayı bile hayal edemiyorum örneğin, içimde filisten* hayaller var sadece. Filisten hayaller, çocuklar bile artık böyle hayaller kurmuyorsa, çocuk değilsem artık, hayaller, hayallerim kuruyor. O yayla evimizin bahçesindeki kuruyan elma ağacı gibi, ölüyorum. Kan rengi şarap, kana kana içiyorum, kar yağıyor, hayallere kanamıyorum…
Bu defa tam tersi oldu, ben şarap içiyordum ve kar yağdı. Anakronizm yok ve bu, ömür, ömrüm için bir ilk. Her şey ters gidiyor ve içimdeki ses yeniden girdi hayatıma, yıllardan sonra… Her şey ters gidiyor ve demek, yürek sürgünüm olan bu şehirde, ömür, ömrüm tersine çevriliyor. Ters dönüşüm formüllerinin denklemlerini yazıyorum, yazmak, ters dönüşüm demek. Ve eğer, içimdeki ses, doğarsa yeniden, doğarsam, yazamam ve belki de yazmamam gerek…
Kar yağıyor ve şarap içiyorum. Tersine dönsün istiyorum; şarap yağsın ve ben kar içeyim. İçimdeki yangın sönsün ve şaraba boğulan dünya sarhoş olsun. Kar yağıyor ve gelip geçici bir beyazlıkla örtüyor her şeyi. Hayır, tam tersi olsun, şarap yağsın ve kan rengine bürünsün her şey. Bütün katillerin elleri kan rengine bürünsün. Tam tersi olsun, kar içeyim, içim kar rengine dönsün. Kar içeyim, içim kar rengi olsun…
* Filisten kelimesi, Filistin ülkesi içinde kullanılmakla birlikte, burada diğer kullanımı olan, "kaba, görgüsüz" anlamında kullanılmıştır.
Ne kadar güzel yazmışsın..
YanıtlaSilEline sağlık..
Çok beğendim..